Amerika’da kölelik ve köle ticareti yasaldı. Vergiye tabiydi. Her şey devletin ve hukuk sisteminin gözetimi altındaydı. Kaçak bir durum söz konusu değildi. Hatta o günkü Amerika’nın kurucu atalarından özgürlüğün babası olarak tanımlanan Amerika’nın ilk başkanı George Washington dahi köle sahibiydi. Köleler, mal kabul edilmekteydi. Bu nedenle onlar mal hukukuna tabiiydi. Eşek, katır ne ise köle de hukuken aynı statüdeydi. Mal, malikin üzerinde istediği tasarrufta bulunabileceği varlık veya nesnedir. Alınıp-satılabilir, kiralanabilir. Hatta kötü muameleyle karşılaşabilir. O günkü Amerikan gazetelerinde onlarca satılık atla, eşekle satılık köle şeklinde ilan ve kölelerin nasıl cezalandırıldığına dair haber bulmak mümkündür. Erkek kölelerin sadece emeği sömürülürken kadın köleler için durum daha vahimdi. Kadın köleler emekleri sömürülürken sahipleri tarafından seks objesi olarak kullanılmaktaydı. Hatta erkek sahibin eşi bu köleyi kıskanması durumunda yine katledilen kadın köle olmaktaydı. Sonuç olarak siyahilerin insan olarak tanımlanması sonucunda hukuki problem çözülebilecektir. Amerikan anayasasına ve İnsan Hakları Bildirgesine rağmen köleliğin devam etmesi hukuki açıdan bir engel teşkil etmemektedir. Buradan her hukuki veya yasal olan bir konunun vicdani olmadığı sonucunu çıkartabiliriz. Amerikan İç Savaşı(1861-1865) sonucunda kölelik kaldırılır. Bu durum Amerikan anayasasında yapılan değişiklikle de garanti altına alınır. Kanunların uygulama biçimi veya toplumdaki karşılığı kimi zaman farklı olmaktadır. Her şeyin rengini, sonucunu ve uygulanma biçimini amaç ve niyet belirler. Köleliğin kaldırılması hususunda ısrar eden Amerikan kuzey eyaletlerinde yaşayan kimilerinin o kadar da iyi niyetli oldukları söylenemez. Onlar gelişen sanayileri için ucuz işgücü aramaktadırlar. Beyaz işçiler, sendikalar nedeniyle buna direnç göstermektedir. Güneyin kölelerini özgürleştirmek onların ucuz işgücü taleplerini karşılayacaktır. Bu durum örgütlü beyaz işçinin de direncini kıracaktır. Aslında özgürleştirme hareketi bunlar için bir illüzyondur. Siyahiler onlar için sadece ucuz iş gücüdür. Daha fazlasını hak etmemektedir. Onun için siyahiler üzerindeki ayrımcılık köleliğin kaldırılmasına rağmen devam etmiştir. Beyaz işçi ise kendisinin yerini aldığı ve kendi ücretlerinin de düşmesine neden olduğu için siyahilere olan öfkesi kabarır. Bu iş tam bir nefrete dönüşür. Amerika 1776’da II. Filedelfiya Kongresi sonucunda bağımsızlığını ilan eder. İngiltere’ye karşı kullanılmak üzere İnsan Hakları Evrensel beyannamesini yayımlar. Bu bildiride “bütün insanların eşit olduğu; yaşam, özgürlük ve mutluluğa ulaşma gibi yaradılıştan gelen haklarının olduğu” vurgulanır. Bu durum Amerikan Kolonilerinin ayaklanma gerekçelerini göstermektedir. İngiliz Krallığı veya o günkü monarşiler kendi yetkilerinin ilahi olduğu iddiasındadır. Ancak bu görüş gittikçe sarsılmaktadır. İnsanlar eşit olduğuna göre İngiliz krallığı istediği tasarrufta bulunamaz. Bunu yapmaya kalktığı anda insanların başkaldırı hakkı doğmaktadır. Özgürlük denen olgu da başkaldırının kendisidir. Bu söylem daha sonra oluşacak Amerikan yönetimlerini sımsıkı bağlar. Ancak kölelik devam etmektedir. Aslında köleliğin varlığı, Amerikan anayasasında ve İnsan Hakları bildirgesinde geçen insanların eşit ve özgür olduğu söyleme hukuksal olarak bir engel veya çelişki teşkil etmemektedir. Çünkü metinlerde “man (insan)” lafzı geçmektedir. Köleler ise “property (mal)” olarak nitelendirilmektedir. Aslında köleler insan olarak tanımlansa sorun hukuken de çözülecektir. Ancak buna karşı bir direnç vardır. Artık bütün insanlar eşittir sözünden sonra kölelerin de insan olduğu konusu tartışılmaya başlanmış ve belli bir mesafe alınmıştır. Amerika’nın kuzey eyaletleri sanayileşir. Güneyde ise geniş tarım alanlarında köleler çalışmaya devam eder. Kuzeyde beyaz işçiler düşük ücretle çalışmak istemeyince kölelerin veya siyahilerin bir kısmı bu direnci kırmak için kullanılır. Onlar fabrikalarda çalışmaya başlar. Bu da zaten siyahilere karşı var olan nefreti artırır. 1865 yılında Amerikan Anayasasında yapılan değişiklikle kölelik kaldırılmasına rağmen siyahilere karşı kötü muamele ve ırkçı tutum yakın döneme kadar devam eder. Elbette bu süreçte siyahilere karşı ayrımcı tutumun sona ermesi için pek çok beyaz da mücadele verir. Anayasal düzenlemeler devletlerin ve iktidarların ideolojilerini anlamak için önemli ipuçları verebilir. Bugün dahi Amerika Birleşik Devletleri’nin muhafazakâr yapıda olduğu iddia edilebilir. Tarihte geriye doğru gittiğimizde ise bu durum daha belirginleşir. 1919 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde içki üretimi ve tüketimi yasaklanır. Bu durum anayasal hüküm haline getirilir. Böylece yerel mahkemeler ile eyalet mahkemelerinin bu konuyla ilgili karar almalarının önüne geçilir. Söz konusu yasak yaklaşık olarak 15 yıl devam eder. Yasak boyunca içki üretimi ve dağıtımı yer altına iner. Amerika’da suç oranları patlar. Mafya tarzı oluşumlar artar. Durum o kadar ciddidir ki daha sonra bu konu pek çok Amerikan film yapımcısına ilham kaynağı olacaktır. Mafya oluşumları-nın yanında devle-tin ciddi bir vergi kaybı olduğu görü-lür. Muhafazakar-lık namına bütün bunlar görmezden gelinemezdi. Bu nedenle 1933’te anayasa maddesi değiştirilerek içki tekrar serbest bırakılır.