Son günlerde gerek genel gerekse de yerel kamuoyunda ‘mezhep’ temelli bazı polemiklere tanıklık ediyoruz. Bunun üzerinden üretilmeye çalışılan bir gerginlik söz konusu.

Aslına bakacak olursanız buna benzer eylem ve söylemlere yabancı değiliz. Türkiye’de yıllar yılı bazı odaklar sağ – sol, Alevi – Sünni, Türk – Kürt tartışması üzerinden toplumun sinir uçlarına dokunuyor, kardeşi kardeşe kırdırmak istiyor.

Bunda başarılı oldukları zamanlar da olmadı değil. 12 Eylül’e giden süreçte aynı aileden insanlar, siyasi görüş ayrılıkları nedeniyle birbirine düşman hale getirildi. Kimi ‘komünist’ kimi ‘faşist’ diye yaftalandı. Bunun üzerinden insanlar birbiriyle çatıştırıldı. 12 Eylül 1980’de Kenan Evren ve şürekâsı yönetime el koyup, demokrasiyi askıya alınca, emperyalist odaklar, “Bizim çocuklar başardı” sözüyle işin arka planında olup bitenleri çok net açıklıyordu aslında.

***

Darbenin üzerinden yıllar geçtikten sonra hem sağ hem sol kesimden pek çok kişi, 12 Eylül öncesinde yanlış yaptıklarını, görüş ayrılıklarının fiziki çatışmaya dönüşmesinin kendilerine ve topluma çok büyük zararlar verdiğini kabul etti, özeleştiri yaptı. Kuşkusuz, özeleştiri önemli bir mekanizma fakat iş işten çoktan geçmişti. Unutulmasının mümkün olmadığı nice acı olay ve hatıra bugün dahi belleklerdeki tazeliğini koruyor.

İşte bu nedenledir ki, toplumumuzun tüm bireyleri hangi siyasi görüşten, etnik kökenden, mezhepten, inançtan olursa olsun toplumun sinir uçlarıyla oynamaya çalışan karanlık odaklar karşısında uyanık olmak durumunda.

***

Şunu bilmeliyiz ki, görüşümüz, inancımız, kökenimiz, mezhebimiz ne olursa olsun gidecek başka yerimiz yok, başka Türkiye yok. Farklılıkları bir ayrışma vesilesi olarak değil, bir zenginlik olarak görerek, Türk milleti şemsiyesi altında güçlü bir ülkenin başı dik yurttaşları olarak yaşamak hiçbir şekilde paha biçilemeyecek bir duygu.

Bunu sağlamak, birliğimizi ve beraberliğimizi her şeyin üzerinde tutmak, yaratılanı yaratandan ötürü sevmek yine bizlerin elinde…