Geçtiğimiz günlerde Büyük Menderes Nehri'nin doğduğu yer olan Afyonkarahisar'ın Dinar ilçesindeki Suçıkan Tesisleri'ndeydim. Burası Konya ve Ankara yolculuklarımızın vazgeçilmez mola yerlerinden biri olageldi hep. Doğasıyla, şelalesiyle, gölette yüzen ördekleriyle yalnızca Dinarlıların değil, çevre ilçelerde yaşayan insanların ve belki de en önemlisi bu güzergâhı kullanan çok sayıda yolcunun dinlence alanıdır Suçıkan. Suçıkan Şelalesi, efsanelere de konu olmuş coğrafi bir değer.
***
Uzun süredir uğramadığım bu yerde gezinirken 585 kilometre uzunluğundaki Büyük Menderes'i, bu güzelim nehrin evsel atıklar ve sanayi atıklarıyla nasıl kirletildiğini düşündüm uzun uzun. Dinar'da kaynağından tertemiz çıkarak Büyük Menderes'e can veren bu su, yerleşim yerlerinin ve sanayi tesislerinin yakınından geçtikçe temizliğinden adım adım uzaklaşıyor. Ne yazık ki, öyle bir hâl alıyor ki, bırakınız temizliği, berraklığı o suda balıklar dahi yaşamıyor. Ölü balıklar suyun yüzüne vuruyor. Hâlbuki çok değil bundan 35 – 40 yıl önce 'biz o nehirden su içerdik' diyen çiftçiler vardı. Nüfus çoğaldıkça, yerleşim yerleri genişledikçe, bir de tüm bunların üzerine insanoğlunun tabiata karşı hoyratlığı eklenince şimdi ne yazık ki, can çekişen, çığlık çığlığa 'imdat' diyen bir Büyük Menderes Nehri gerçeğiyle karşı karşıyayız.
***
Büyük Menderes'teki bu olumsuz gidişata dur diyebilmek için bazı sivil toplum kuruluşları imza kampanyaları, farkındalık etkinlikleri düzenliyor. Dilerim, çevre derneklerinin bu sesi yetkililerce duyulur. Gerek merkezi gerekse de yerel yönetim çevre için, doğa için, Büyük Menderes için bir şeyler yapmazsa yarın iş işten geçmiş olabilir.
Büyük Menderes'in kaynağından çıktığı şekilde, o denli olmasa bile ona yakın ölçüde berrak aktığı günleri görebilmenin ümidiyle…