Son yıllarda büyüklerimizden sıklıkla duyduğumuz bir cümle var, 'Nerede o eski kışlar?' diye.
Gerçekten de öyle. Küresel ısınma, doğaya karşı özensizlik, aşırı yapılaşma gibi etmenler, içinde yaşadığımız kentlerin ve coğrafyanın iklim koşullarını da doğrudan etkiliyor. Birkaç hafta önce hava sıcaklıkları mevsim normallerinin altında seyredip, dağlara kar düşerken, birkaç hafta sonra bir bakıyorsunuz, Şubat ayında erik ve badem ağaçları çiçek açmış…
Termometreler, Şubat ayında 20 dereceleri gösteriyor. İnsanlar üzerlerine ceket veya palto almadan dışarı çıkıp yürüyüş yapıyor, yazlık bölgelerde sabah kahvaltıları kış ortasında balkonda yapılabiliyor.
İlk başta bu görüntüler gayet güzel gelebilir ancak kış ortasında baharı yaşamak hiç de hayra alamet değil.
***
Yukarıda da belirttim. İnsanoğlu olarak doğaya karşı çok hoyratız. Tarım arazilerini birer birer yok edilip yerlerine siteler, villalar, rezidanslar inşa ediyoruz. Bunu da sözüm ona gelişmişlik göstergesi (!) olarak lanse ediyoruz. Bu durum, büyük bir akıl tutulmasına işarettir.
Özellikle turizm merkezlerinde durum içler acısı. Ekili – dikili alanlar, yok denecek kadar azalmış. İnsanoğlunun daha çok para kazanma ve lüks konutlarda oturma hırsı, doğayı talan etmiş. Yeşilden, estetikten, oksijenden yoksun, ruhsuz, zevksiz beton yığınları artık her tarafta. Şehir merkezlerinin de aşağı kalır yanı yok. Her tarafı beton yığını, yeşil yoksulu mahalleler gün geçtikte artıyor.
Düşünsenize, böyle bir ortamda, insanların mutlu olmasını, geleceğe güzel bir miras bırakmasını bekleyebilir miyiz? Bu soruya olumlu yanıt veremeyiz herhalde…
***
Kapitalizm, günümüz modern toplumunda yaşamın hemen her alanına nüfuz etmiş durumda. Doğadaki en küçük bir canlı bile bundan nasibini alıyor. Tarlaların, zeytinliklerin, şeftali bahçelerinin yok edilip yerlerine sitelerin inşa edilmesi, AVM'lerin dikilmesi, doğadaki canlıların yaşam alanını ortadan kaldırıyor. Bütün bunların sonucunda da küresel ısınma, su havzalarının yok edilmesinin sonucu olarak ortaya çıkan susuzluk, yaz sıcağını normalinden birkaç kat daha fazla hisseden şehirler gibi birçok can yakıcı sorunla karşı karşıya kalıyoruz.
***
Doğaya saygı duymak, tabiat varlıklarını korumak, yaşam alanlarımızı tabiatla çelişmeden inşa etmek, her şeyin ölçüsünü ve sınırını bilmek bizlerin elinde. Ölçülü ve sınırlı olmadığımız sürece insanlığı çok daha büyük sorunların beklediği hepimizin malumu. Bu nedenle gelecek kuşaklara temiz bir doğa ve coğrafya bırakmak için hepimize büyük sorumluluklar düşüyor. Sade vatandaşından yöneticilere kadar herkesin elini taşın altına koyması gerekiyor.
Yarın çok geç olmaması için bugünden bir şeyler yapmak kaçınılmaz…