Çin’de başlayan ve tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüse karşı en etkili korunma yönteminin sosyal izolasyon olduğu sıklıkla dile getiriliyor. Gerek yönetici konumunda olan kişiler gerekse de bilim insanları, vatandaşlara mümkün olmadıkça evlerinden çıkmamaları yönünde uyarılarda bulunmayı sürdürüyor. Gerek yazılı ve görsel medyada gerekse de sosyal medya mecralarında ‘Evde kal’, ‘Hayat eve sığar’ mesajları baskın biçimde vurgulanıyor.

İşi gereği dışarı çıkması gerekenler, alınabilecek her türlü önlemi aldıktan sonra çalışma yaşamına devam ediyor. Öğrenciler, idari izinli çalışan kesim ve emekliler, bu süreçte evlerinde vakit geçirme olanağına sahip. Tam da bu noktada zamanın nasıl yararlı biçimde değerlendirileceği sorusu karşımıza çıkıyor.

Ben, koronavirüsle mücadele sürecinin bireylerin okuma alışkanlığı kazanmasında ya da var olan okuma alışkanlığının daha ileri boyutlara taşınmasında önemli olduğu kanısındayım. Öyle ki, kendi yakın çevremde buna tanık oluyorum. Normal zamanlarda gündelik hayatın meşgalesinden bırakınız kitap okumayı, günlük gazete alıp okumaya dahi fırsat bulamadığından yakınan insanlar, bu süreçte kitap, gazete, dergi okumayı yoğunlaştırdı.

Ajanslara düşen haberler, internetten kitap satışlarının yüzde 50 oranında arttığını ortaya koyuyor. Kentimizde de ‘evlere kitap servisi’ yapan kitapevleri var. Bir söz vardır, ‘en iyi arkadaş kitaplardır’ diye. Eş, dost, akraba ziyaretlerinin neredeyse sıfırlandığı bu günlerde, kitaplar, ufkumuzu genişletecek, bambaşka yaşamları, olayları, dünyaları keşfetmemize fırsat sağlayacaktır. Koronavirüsle mücadele günlerinde iyi bir okuma planı, kültürlenmemize neden olacağı gibi hayat normale döndüğünde de bu alışkanlığı sürdürmemiz durumunda, bireysel ve toplumsal anlamda bundan kazançlı çıkacağız.

‘Kişisel yaşantımızı düzene koyma’ diyorum çünkü özellikle son 6 – 7 yıldır yaşamımızın her alanına, günümüzün neredeyse her dakikasına etki eden akıllı telefonlar ve tabletler yüzünden okuma alışkanlığımızı neredeyse terk ettik. İş öyle bir boyuta geldi ki an geliyor, kitaplığımıza kazandırdığımız eserler günlerce hatta aylarca okunmayı bekliyor. Sosyal mecralarda vakit geçirmek modern çağın insanına daha cazip geliyor. Sosyal ağların oluşturduğu beyin yorgunluğu ve bireyleri içine sürüklediği farklı ruh halleri de madalyonun öteki yüzü.

Bir güzel söz vardır, ‘kitap okumak telefonunuzun pil ömrünü uzatır’ diye. Kim söylemişse çok doğru söylemiş. Gerçekten de öyle. Kitap okuyalım, telefonumuzun pil ömrü uzasın. 7’den 70’e toplumumuzun her ferdine bu konuda sorumluluk düşüyor.

Anne babaları kitap okumayan miniklerin okuma alışkanlığı kazanmasını beklemek, göle yoğurt mayalamak kadar gerçekleşmesi zor bir beklenti olsa gerek. Elbette modern çağın bize sunduğu teknik olanaklardan yararlanmalı ancak bunların bizi tutsak etmesine izin vermemeliyiz. Bu konuda hepimize iş düşüyor.

Kitap okumayı bir ‘boş zaman’ etkinliği değil, yaşamın ayrılmaz bir parçası olarak görelim.

Dilerim, koronavirüsle mücadele günleri bu alışkanlığı kazanmamıza ve gündelik yaşantımıza yerleştirmemize ortam hazırlar.

Sağlıklı, güzel günlere…