Bu zorlu günlerde gülmesini unuttuk.

Oysa hayat devam ediyor.

Olağan karşılamak gerek rutin işleri, paranoyak olmadan sakin karşılayıp, mücadele etmek ,

Bilmiyorum geçtiğimiz Çarşamba günü size yapıldı mı Nisan 1 şakası..? biraz olsun şakayı unutmadan ,mizah yapabilenlere selam olsun.

Gelelim başlıktaki yazının konusuna,

Aydın adı gibi , kamuoyunda olumlu özelliği yüksek olan , parlak ve çağdaş bir kent gibi görünse de, dillendirilse de,

Gerçekten öyle midir acaba sizce ..?

Aydın çok çalışkan ve adı gibi AYDIN’ mıdır sizce..?

Bazılarınız kızacak bana ama , bir “çek up “ yapalım geneline..! Bu köşe yazarı fakir de Aydın doğumlu ancak,hem ana hem de baba ata kökenleri Denizli.

Anam bir kuşak öncesi, babam, atalarım dedelerim Babadağ’lı .

Bazı dostlarım bunun çalışkan olmakla ne ilgisi var diye sorarlar bazen ,

Ama genelde düşünürsek , illerin genel geçer özellikleri , içinde yaşayan çoğunluğun da karakteridir.

Her kentte olduğu gibi çok çalışkan, Aydın’lı , çıkabilir ise de bir araştırmalı, bir iki kuşak gerisi ve genleri kökeni nerede..?

Örneğin Doğu da Kayseri , Gaziantep, ve batıda Denizli çalışkanlıkları ve üretimleriyle marka olmuş kentlerdir.

Aydın denince akla gelen ironik yaklaşım deyimlere de konu olmamışmıdır..? Aydın da “ iki dönüm bostan ,yan gel yat Osman “ demez miyiz..?

Genel kanı , Aydın ‘lı akşam dükkanı kapatıp evinden çıkmayan , gece hayatını pek de sevmeyen , birlikte iş yapmayı tercih etmeyen , güven kelimesini bilmeyen , tek başına zeybek oyunu ile ünlenmiş ,sakin ve yasalara uyan itidal insanların yaşadığı bir kenttir.

Değil mi sizce de..?

Öyle olmasa, 1970’ lerdeki gibi gece klüpleri ve pavyonlardan geçilmez, Organize sanayi sitelerinde boş yer kalmayan , ikinci Üniversitelerin, Vakıf ve Özel Üniversite ve Eğitim kurumlarının , elimizden kaçırdığımız otomobil fabrikası gibi birbiri ardına üretim ve sanayileşmenin olduğu Manisa gibi Denizli gibi bir cazibe merkezi olurdu.

Antalya’nın ilçesi Alanya da , biri vakıf ve özel iki tane müstakil Üniversitesi olduğunu biliyor muydunuz..? Nazilli de bir Sümer Üniversitesi kurulmaya çalışılıyor yıllardır.

Söke de var olan binasıyla Mimarlık Fakültesi neden açılamadı..?

Oysa iklimin en güzel olduğu ve en verimli arazilere sahip Aydın tarımsal üretim katma değer yaratacak Öğrenciler için bir çekim merkezi olacak potansşiyel’e sahip ender güzellikte bir marka kenttir.

Aydın Valisi Sayın KÖŞGER’in dediği gibi, “ Allah bu kent’e her nimeti bolca bahşetmiş ancak içinde yaşayanlar bunun farkında değil.”

Ama projeleri için ne büyük düşünen , ne de hayal kuran insanlar var bu diyarda.

Ben bunun biraz da genlerle, içimizdeki DNA larla ilgili olduğunu düşünüyorum.

Kimse kusura bakmasın , eleştiri olarak ta algılanmasın , ama Aydın’lının girişim ve iş konusunda inançsızlığı hayal edememesi bir doğal tavır, natura ve karakter olmuştur.

Yatırım yapan büyük firmalara baktığınızda çoğunun Aydın dışından geldiği görülecektir.

Malum evde kalıyoruz bu aralar. Arşivlere bakmak ve düzenlemek için fırsatım oldu .

Konu AYDIN olunca 3 yıl önce bir etkinlik geldi aklıma .

ADÜ Atatürk Kültür merkezinde , HERKESTEN ÖNCE GÖRMEK sloganıyla AYTO’ nun davetlisi olarak ilimize gelen yaşam koçu ve hayat uzmanı Ahmet Şerif İzgören’i bilmeme izlediniz mi hiç..?

Ne yalan söyleyeyim, yeni duyduğum bu ilginç adamın anekdotları hala aklımda . İzgören , 3 yıl önceki bu konferans ‘ta dört çarpıcı soru sordu salona .

Bunlar sırasıyla , dünyanın İlk felsefe okulu, ilk tapınağı ve dünyanın Çin seddinden sonra en uzun surlarının nerde olduğunu ve dünyanın 2.sırada en fazla uçak ihraç eden ülkeyi sordu.

Ben dünyanın en çok uçak ihracat eden ülkenin Türkiye olduğunu bilmekle , sorduğu diğer üç şeyin de Türkiye de bulunması, ben dahil herkesi şaşırttı.

Hadi Nuri Demirağ ilk Türk uçaklarının yapımcısı olduğunu biliyordum.Ama, İlk Felesefe okulunun Çanakkale Assos Behramkele ‘de, İlk Tapınağın Şanlıurfa da Göbeklitepe de, Dünyanın 2. en uzun surları ise Diyarbakırda ki tarihi eski kent surları olduğunu kimse bilemedi.

Hayat hakkında bir anlatımında , genç öğrencilere , sınavlarda sorulan (a- b- c -d- e ) şıklarının yanı sıra siz farklı bir beşinci alternatifi (f ) şıkkını da düşünüp araştırın , çünkü, gerçek hayatta iş bulanların başarılı olanların

hep (f) şıkkını araştıran ve düşünenler olduğunu belirtmesi , konferansın sloganı olan “herkesten önce görmenin” anlamıydı.

Örneğin at kaşağı yapan Tahtakale esnaflarından birinin herkesten daha önce gördüğünü açıklayarak, atların şehir içinde kullanılmasından vazgeçilmesiyle zanaatını diş fırçası üretimine çeviren ve soyadı ünlü bir marka olan , Lütfü BANAT örneğini, Sunta nın ilk mucidi Çorum ili SUNgurlu da TAhta üretimiyle çalışan ve kelimelerinin baş harfleriyle oluşan SUNTA yı ürettiğini , interneti bulanların kim olduğunu sorduğunda çoğu kişi Amerika’da bulunduğunu ve bazıları ordudaki askeri haberleşme , bazıları da üniversite öğrencilerinin kendi aralarında haberleşmek amacıyla keşfettiğini açıklamasına rağmen, İnterneti ilk tarif edenin hayalci Jules Verne olduğunu açıklamasıyla başarılı iş insanlarına örnekler sunarken , hayal etmenin iş dünyasında ilk ve marka olmanın temel kuralları olduğu gerçeği yinelenmişti.

Einstein ve şoförüyle arasında geçen hem esprili, hem de düşündürücü aşağıdaki anekdot yaratıcılığın hem de farklı düşünmenin güzel bir örneğidir.

Einstein konferanslarına hep özel şoförü ile gidermiş. Yine bir konferansa gitmek üzere yola çıktıkları bir gün şoförü Einstein’a;

“Efendim, uzun zamandır siz konuşmanızı yaparken ben de arka sıralarda oturup sizi dinliyorum ve neredeyse söyleyeceğiniz her şeyi kelimesi kelimesine biliyorum” demiş. Einstein gülümseyerek ona bir teklifte bulunmuş:

“Peki, şimdi gideceğimiz yerde beni hiç tanımıyorlar… O halde bugün palto ve şapkalarımızı değiştirelim, benim yerime sen konuş, ben de arka sırada seni dinlerim.”

Şoför, gerçekten çok şahane ve başarılı bir konuşma yapmış ve sorulan bütün soruları doğru cevaplamış. Tam yerine oturacağı sırada konu hakkında bilgili, azıcık da ukala bir profesör, o güne kadar konferansta sorulmamış, kuantum ve görecelik üzerine ağır bir fizik sorusu sormuş. Şoför, hiç duraksamadan soruyu soran kişiye dönüp:

“Böylesine basit bir soruyu sizin gibi bir profesör hocanın bilmemesi gerçekten hem çok garip, hem de ayıp ”demiş. Sonra da salonun arkasında oturan Einstein’ı işaret ederek şöyle devam etmiş:

“Şimdi size arka sırada oturan şoförümü çağıracağım ve sorduğunuz soruyu, göreceksiniz, o bile cevaplayacak.”

Yazılarımda hep değinirim.

Hayal etmek başarmanın yarısıdır.

Yerel yönetimler, kamu idareleri, şirketler ARGE ler kurmalıdır.

Uçuk kaçık da olsa farklı şeyler , fikirler üretmelidir.

Marka olmak için , farklı olmak için , öne geçmek ve ardında iz bırakmak için ,

Akıl ve beyinler mesai yapmalıdır. Başarılı olmak , fark yaratmak, farklı olmak ,iz bırakmak için önce hayal edip , sonra uygulayın.

Büyük olmak için , Büyükşehir olmak için, önce hayal kurun sonra ,BÜYÜK DÜŞÜNÜN ve yapın..!

Hafta başına kadar sağlıkla kalın..!

SÖZÜN ÖZÜ :

http://www.nazlim.net/wp-content/uploads/2016/04/ozlu-sozler.jpg

MEHMET ÖZÇAKIR mehmetozcakir@hotmail.com

PK:110 EFELER -AYDIN

GSM : 0.505.8077828