Toplumsal yaşamda tahammül edemediğim konuların başında “siyasal fanatizm” geliyor. Bir bireyin siyasi düşüncesini, dünya görüşünü, benimsediği ideolojiyi savunması kadar doğal bir şey yok ancak bu, aşırıya vardırıldığı zaman, farklı düşünce ve hassasiyetteki kişilerin değerlerine saygısızlığa dönüştüğü zaman ölçülülük sınırları çiğneniyor.

Siyasal fanatizm hangi siyasi akım, hangi ideoloji adına yapılırsa yapılsın buram buram “sevimsizlik” kokuyor.

Elbette ki, hepimizin bir dünya görüşü, sandıkta ve gündelik yaşamda ortaya koyduğu siyasal tercihleri var. Bu gayet doğal. Doğal olmayan mesele, ideolojilere “körü körüne” bağlanıp, farklılıklara, bir konu veya olayın başka boyutlarına karşı gözleri kapamak…

***

Ben, kendimi bildim bileli “keskin” ideolojik duruşlara sahip olmadım. Kendi kafa yapım, dünya görüşüm doğrultusunda benimsediğim ideolojiyi elbette savundum ama bunu yaparken kendi ideolojime karşı eleştirel düşünmeyi, sorgulayıcı olmayı ihmâl etmedim.

Zaten toplum olarak eleştirel düşünme ve sorgulama mekanizmasını işlettiğimiz zaman Türkiye, demokrasi kültürünün, toplumsal barışın daha ileri seviyelere ulaştığı, kökleştiği bir ülke haline gelir.

***

Fakat siyasi yelpazenin ister sağında ister solunda olsun toplumumuzun çok geniş kitleleri eleştirel düşünmeden ve sorgulayıcılıktan uzak. Durum böyle olunca kendi ideolojik çizgisinde konumlanan veya konumlandırdığı siyasi partileri, liderleri, o partinin mensubu olan siyasi kişilikleri, “körü körüne” savunuyor. Kendiyle aynı noktada konumlanmayanların söylemlerini ise çoğu zaman dinlemiyor, dinlese de karşıt görüş geliştirmek için dinliyor.

Türk toplumu olarak geçmişe oranla siyasal fanatizmi bir ölçüde aştığımızı söylemek mümkün olsa bile bunun tam anlamıyla etkisinin kırıldığını söylemek güç.

Toplumu oluşturan bireylerin kendi düşüncesi dışında da doğruların olabileceğinin idrakine vardığı günleri görmenin dileğiyle…