Osmanlı Devleti 19. yüzyılda modern devlet anlayışının getirdiği önemli gelişmelerin etkisi altındaydı. 1839’da Tanzimat fermanı yayınlanmış halkın can ve mal güvenliği teminat altına alınmıştı. Bu güvence, falakasız ve değneksiz yeni bir yapılanmayı gerektiyordu.
Polis Nizamnamesi 20 Mart 1845 tarihinde yürürlüğe girmişti. Rumeli’de ve eyaletlerde tek bir merkezin denetiminde zaptiye teşkilatları kuruluyordu. İlk zaptiye teşkilatı başkent İstanbul’da 10 Nisan 1845 tarihinde Tophane Müşirine bağlı olarak kurulmuştu.[1]
Meşrutiyet dönemi (1876-1920)’nde Avrupa’daki örneklerine uygun düşmediği için kapatılan zaptiye teşkilatının yerine 1879 yılında zaptiye nezareti kurulmuş, yönetimlerine serkomiserler atanmış, zaptiyeler ağır yaptırımlar öngören kurallarla disiplin altına alınmıştı.
Polisliğin (Kamusal düzen güveliği) askeri bir hizmet olup olmadığının tartışıldığı bu dönemin diğer özellikleri arasında 1891 yılında ilk zaptiye dershanesinin açılışını gösterebiliriz.
20. yüzyılın ilk yıllarında polisiye hizmetlerin daha işlevsel hale getirilmesi, donanımlı ve eğitimli polis kadrolarının yetiştirilmesi İstanbul’un gündemiydi.
Bu kapsamda 1908 yılında İçişleri Bakanlığına bağlı İstanbul Emniyet Müdürlüğü kurulmuştu. Polis okullarının açılması ve öğrencilerin eğitimi konularını düzenleyen bir nizamname yürürlüğe girmişti.[2]
Ancak bu çalışmalar Birinci Dünya Harbi nedeniyle sekteye uğramıştı. Savaşın kaybedilmesi ve 1918 yılında Anadolu işgal edilmesiyle polis teşkilatı yok olma noktasına gelmiş, ülkenin hemen her köşesinde asayiş ve güvenlik zafiyeti doğmuştu.
Atatürk, polis teşkilatının düşman elinden geri alınmasını, kısa sürede toparlanıp Anadolu’nun her köşesinde hizmet vermesini gerekli görüyordu. Bu konu, TBMM’nin açılışının ilk günlerinde 24 Haziran 1920 tarihinde görüşülmüş ve Ankara’da Emniyet Genel Müdürlüğü kurulmuştu.
Polisler artık sahipsiz değildi. Ankara Emniyet Genel Müdürlüğü’nün emrindeydiler. Taşrada asayiş ve güvenliği sağlamaya çalışırken aynı zamanda Kuvayı Milliye’nin yanında kurtuluş savaşını desteklemişlerdi.[3]
Bu arada 24 Şubat 1923 tarihinde İstanbul’daki Emniyet Müdürlüğü kaldırılıp Ankara’daki Emniyet Genel Müdürlüğüne bağlanmış, böylelikle iki başlılığa son verilmişti.
İstiklal Harbindeki yararlıklarından dolayı TBMM kararı ile 66 polisimiz İstiklâl Madalyası ile ödüllendirilmiş, düşmanla işbirliği yaptığı belirlenen 13 polis ise “Yüzellilikler” listesine girerek yurt dışına sürgüne gönderilmişti.
Cumhuriyet kanunlarıyla güçlendirilen polis teşkilatı, artık her ihtiyacını karşılayacak düzeye ulaşmış; suç, suçlu ve suçla mücadele de uzmanlaşmasının önü açılmıştı.[4]
İkinci Dünya Harbi (1939-1945)’nden sonra çok partili siyasal düzene geçilmiş, 1950 seçimlerinde iktidar el değiştirmişti.
Polislerin sivil yöneticiler tarafından yönetilmesini isteyen siyasiler ile iç güvenliğin savunmanın bir parçası olduğunu iddia eden ordu arasında ortaya çıkan sorunlar polis teşkilatına nüfuz etmişti.
Polis dâhil bütün toplum ikiye bölünüp cephelere ayrılmış, 27 Mayıs 1960 askeri darbesiyle yönetime el konulmuştu. Darbeden en çok etkilenen kurumların başında gelen emniyet teşkilatı ve çok sayıda polis, tarafsızlığını kaybetmekle suçlanıp yargılanmıştı.
Bu dönemde A’dan Z’ye tekrar yapılandırılan polisin yetki ve görevleri arasındaki hassas denge devletten yana gözetilmiş, askerlerin polis üzerindeki baskısı ağırlık kazanmıştı.
1970-1980 arası yıllar Türk siyaset tarihinin en kanlı dönemiydi. Bu yıllarda polis birbiriyle çatışacak derecede siyasi gruplara bölünmüş, partizanlaşmış, rüşvet ve işkence iddiaları çok yaygınlaşmış, kamu düzeninin korunmasında olağanüstü güçlük yaşanmıştı.
12 Eylül 1980 tarihinde askerler bir kez daha iktidara el koymuş, emniyetin her biriminde subay/astsubay görevlendirmişlerdi.
Polisler; Teşkilat, Malzeme, Kadro (TMK) adıyla büyük bir değişim geçirirken TMK’da öngörülen üst düzey polis amiri ihtiyacının kurum dışından karşılanması kararı alınmıştı.
Başka bir ifadeyle tavşana kaç, tazıya tut kurnazlığıyla emniyeti ve polis hizmetlerini kontrol edecek elin değişimi planlanmıştı.
Nitekim Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) ve benzeri örgütler; polis koleji ve akademisine yerleştirdiği müritlerinden sonra devlet memurluğuna sızmış üst kademedeki militanlarını da emniyetin etkili kademelerine yerleştirme fırsatı yakalamıştı.
Bu dönemde PKK’nın vahşi eylemleriyle karşılaşılmış, bölücü terörle mücadele edecek polis birimleri kuruluncaya kadar çok canlar yanmıştı.
Emniyetin hassas mevkilerine hak etmeden getirilen ve teşkilatın bütün kaynaklarını mensubu oldukları cemaate aktaran polislerin devleti aciz hale düşürmek için teröre destek verdikleri 40 yıl sonra anlaşılmıştı.
1990’lı yıllar FETÖ/PDY mensubu polislerin kendilerinden olmayan polislerle gizlice çatıştığı, faili meçhul cinayetlerin yükseldiği, terörle mücadele de yetersiz kalındığı yıllardır.
1999 yılında bazı polisler emniyet içindeki FETÖ/PDY mensubu polisleri açığa çıkartmış ve operasyon düzenleme kararı almışlardı. Ancak gizli ellerin üzerini sessizce örttüğü bu operasyon boşa çıkmıştı.
İşte! bu andan itibaren emniyetin her kademesine yerleşmek için yol temizliğine girişen FETÖ/PDY polisleri, önce kendilerine operasyon planlayan polisleri karşı operasyonla, sonra yetenekli ve mesleki kariyer sahibi polisleri çeşitli gerekçelerle görevlerinden uzaklaştırmışlardı.
Emniyet teşkilatında kazandıkları mevkilere “dindar ve çalışkan polis” diyerek tanıttıkları mensuplarını getirerek o kadar güçlenmişlerdi ki Cumhurbaşkanlığı koruma hizmetleri dâhil emniyetin her birimini kontrolleri altına almıştılar.
Fakat 2014 yılı Aralık ayı milatları olmuştu. Devlet! Gözünü açmış “Ya devlet başa ya kuzgun leşe” diyerek müdahaleye başlamış, hain terör örgütü ise 15 Temmuz 2016 tarihinde hükümet darbesine kalkışmıştı.
Karşılarında kumpaslarla yok ettikleri yüce gönüllü polislerin yetiştirdiği yiğit polisler vardı. Tarih, darbe girişimine ilk saatlerinden son ana kadar can siparene müdahale eden kahraman polisimizin hikâyesini yazacaktır…
***
Kaynakça:
(i)Seda Yıldız, Türkiye’de Polis Siyaset İlişkisine Dönemsel Bir Bakış, Makale, 2015, Erişim Tarihi: Mart, 2021, (https://www.academia.edu).
(ii)Ali Dikici, İstiklâl Madalyalı Polisler ve “Yüzellilik” Polisler, Makale, Erişim Tarihi: Mart, 2021, (https://www.academia.edu).
Dipnotlar:
[1]1826 yılında Yeniçeri Ocağı’nın ortadan kaldırılmasıyla Topçu Ocağı’nın yerini alan Tophane Müşiriyeti, Meşrutiyetin İlanına kadar varlığını sürdürmüştür.
]2]İlk polis okulu 1907' de Selanik'te açılmış ve 1908’den itibaren öğrenci kabul etmiştir. Bu okulu İstanbul (Dersaadet), Beyrut, Adana, Bağdat, Trabzon, Erzurum polis okulları takip etmiştir.
[3]Ali Dikici, Cumhuriyetin İlk Yıllarında Türk Polis Teşkilatı isimli makalesine İstiklal Harbi yıllarındaki polis sayısını 4143 olarak vermiştir.
[4]1934 yılında 2559 sayılı PVSK, 1937’de 3201 sayılı ETK yürürlüğe girmiştir.