Nasrettin hoca bir gün köyde düzenlenen yemekli düğüne davet edilmiş. Şölen misali sofralar hazırlanmış davetliler yemek yemeğe başlamış. Herkesin üzerinde parıltılı giysiler süslü takılar varmış. Konukları kapılarda karşılamış düğün sahibi. Nasrettin hocamız da günlük giysileriyle gitmiş düğün yemeğine, onu ne karşılayan ne de buyur eden olmuş. Hiç kimse yüzüne bile bakmamış hocamızın, duruma hem içerleyen hem de çok kızan Nasrettin hoca hemen evine geri gitmiş. Sandıkta sakladığı kaftan misali kürkü çıkarmış ve giymiş başına da yeni kavuğunu takmış düğün evine geri dönmüş. Daha hocamız karşıdan görünür görünmez davet sahibi koşmuş bir hürmetle karşılamış, hocayı yemek sofrasının baş köşesine oturtmuş. Hoca hiç istifini bile bozmadan herkesin bakışları arasında kürkünün eteğini düğün yemeğinin içine sokarak '' Ye kürküm ye'' demiş. Duruma şaşıran ve anlam veremeyen konuklar '' Aman hocam ne yapıyorsun, hiç kürk yemek yer mi'' demişler gülüşerek. Hocamız da hazır cevap ne de olsa şöyle bir cevap vermiş herkese; '' Az önce eski elbiselerimle geldim hiç biriniz yüzüme bile bakmadınız, bende kürkümü giydim geri geldim. Hepiniz den bir hürmet bir saygı gördüm. Şimdi sizlere soruyorum yemeği yemek kimin hakkı'' demiş.
***
Evet bu fıkra da olduğu gibi durumlar şimdi de aynı değişen hiçbir şey yok. İnsanların arasında anlam veremediğim bir sınıf ve ırk ayrımı var maalesef. Adına sosyal statü diyerek yumuşatılmaya çalışılan pozitif ayrımcılıklar var, zengin ya da fakir olmak ayrımı da diyebiliriz. Ancak şunu iyi idrak etmemiz gerekiyor, insan her yerde insan kaşı, gözü, saçı, aynı. Diller ve dinler ayrı olsa da insan Ademin soyu, onun gibi topraktan geldik yine toprağa döneceğiz.
***
Sosyal hayatın içinde milyarlarca insan birer birey, hiç birinin birbiri üzerinde üstünlüğü yok. Ama yine insanların birbirlerini ayrı tutması, kendini diğerinden üstün görmesi her yerde aynı. Aynı Nasrettin hoca fıkrasında olduğu gibi, itibar görmenizin tek garantisi cüzdanınızdaki para ve üzerinizdeki giysilerin göz kamaştırıcı olması, hatta son model lüks araç sahibi olmanız yeterli kriterleri oluşturuyor. Sıkça rastladığımız bu duruma sanki alıştırıldık, bizde bazen girdiğimiz bir ortamda, oradakileri tepeden tırnağa süzebiliyoruz ya da oradakiler aynısını bize yapıyor. Aslında trajikomik bir durum değil mi? Ne yani, giydiğin elbise, cüzdanındaki bol sıfırlı para ya da kapındaki son model araç mı senin kişiliğinin göstergesi? Hayır . Oysa ön yargılardan arınsak, dış görünüşlerle insanları yargılamasak, mümkünse konuşarak o kişiyi tanımaya çalışsak daha iyi olmaz mı? İnsanız çoğu huyumuz ya genetik, ya da şımarıklıklarımızdan kaynaklanıyor. Kendimizi tartmayı iyi bilmemiz gerekli bence, yani bize yapılmasını istemediğimiz bir şeyi biz de başkalarına yapmamalıyız.
***
Toplumda saygınlık kazanmak istiyorsak, uydurulmuş insan kriterleri yerine kendi öz kişiliğimize göre hareket edersek statümüzü, yerimizi kendimiz belirleriz. Yani ''Ye kürküm ye'' demek yerine toplumdaki saygınlığımızı kişiliğimizle gösterebiliriz.