Boş zamanlarımda kişisel fotoğraf arşivime girip çektiğim karelere göz gezdirmeyi seviyorum. 2020 yılında, pandemiden önce çektiğim fotoğraflara bakarken Aydın’ın Uludağ’ı olarak nitelendirilen Paşa Yaylası’nın karlar altındaki o büyüleyici görüntüleriyle karşılaştım.
Bir yandan o karlı günlerin özlemini duyarken diğer yandan içinde bulunduğumuz, kurak geçen kış mevsimi karşısında düşüncelere dalıp gittim.
Küresel ısınma, iklim değişikliği, buzulların erimesi, kuraklık, susuzluk gibi kavramlar son yıllarda çokça işittiğimiz, toplumun gündeminde olan konular. Ne yazık ki, insanoğlu doğal kaynakları hoyratça kullanmayı sürdürdükçe, yeşil alanlar azalıp beton yığınları arttıkça bu gibi kavramları sanıyorum daha çok konuşacak ve tartışacağız.
***
Halbuki paraya ve hırslarımıza yenik düşmesek, yeni yapılaşma alanları açacağız diye verimli tarım arazilerinin göğsüne hançer saplamasak inanıyorum ki, kuraklığı da betonlaşmayı da çölleşen arazileri de daha az konuşacağız. Bunların yerine doğanın güzelliklerini konuşsak ve yaşasak ne güzel olur değil mi?
Kışı kış gibi yazı yaz gibi yaşamayı kim istemez ki? Küresel ısınmaya bağlı olarak susuzluk meselesi de kapımızı çalan önemli bir tehlike. Biliyorsunuz, 2021’in yazında öyle bir su kıtlığı yaşandı ki, Aydın’daki tarımsal arazilerde ‘kısıtlı sulama’ programı uygulanmak zorunda kaldı.
Dileriz, önümüzdeki birkaç ayda yeterli yağış düşer de 2021 yazı tekerrür etmez.
***
Doğaya karşı hoyratlığı bırakıp, doğal kaynakların değerini bilmek, suyun bir damlasını, toprağın bir karışını dahi korumak hepimizin insanlığa karşı ortak sorumluluğu olmalı. Aksi halde daha kötümser tablolarla karşı karşıya gelmemiz an meselesi ki, dilerim, daha güzel şeyleri konuştuğumuz günleri yaşarız.
İyi haftalar…