Küresel ısınmanın etkileri ve yıkımları her gün artarak devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde Antartika’da en büyük buz dağlarından biri daha koparak sürüklenmeye başladı. Öte yandan Almanya’da bir kentte aşırı yağışın ardından yağan dolu her yeri kar gibi kapladı, evleri su bastı, otomobiller suyun içerisinde sanki nehir gibi akan caddelerde savrulup gitti. Çöllere kar yağarken, Kanada gibi kutup soğuklarının yaşandığı bir ülkede hava sıcaklığı 49 dereceye ulaştı ve insanlar hayatlarını kaybetti. Eskiden dört mevsim yaşanan bölgelerde şimdi ya aşırı sıcaklar ya da aşırı soğuklar yaşanıyor. Tropikal iklimin yaşandığı aşırı yağmur yağan yerlerde ciddi kuraklıklar görülüyor. Tabiatın olağan dengesini tüm insanlar olarak el birliğiyle mahvettik. Seminerler, konferanslar, kamu spotları bile yaşanan küresel ısınmayı önleyemiyor, çünkü bu aktiviteleri yapan ülkeler atmosfere en fazla sera karbon gazı salınımı yapan fabrikalara sahip.


Teknoloji devrimi diye adlandırılan dönem neredeyse 150/200 yıllık bir geçmişe sahip olmasına rağmen dünya ikliminin milyarlarca yıllık düzenini alt üst etmeyi başardı. İnsan yaşamını kolaylaştırmaya yarayan o kadar çok şey icat edildi, buraya kadar her şey güzel ancak üretim yaparken çevreye verilen zararlar hep göz ardı edildi. Gelinen durumun vehameti her gün gözler önüne seriliyor. Başka bir dünya yok, uzay araştırmaları yapan bilim adamları galaksimizin farklı yerlerinde dünya benzeri gezegenlerin varlıkları tespit edilse de dünya gibi bir yaşamın olamayacağını düşünüyorlar. Yıllardır kızıl gezegen olarak adlandırılan Mars’a başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere, Çin ve Rusya gibi ülkeler araştırma roketleriyle araçlar yolluyor. O araçlardan alınan bilgilere göre bu gezegen dünyamıza çok benzese de atmosferinde çok az oksijene rastlandığı, çoğunlukla karbonmonoksit ve diğer gazların yoğun olduğu tespit edildi. Yani dünyamıza yaptığımız bunca zarar ziyana rağmen o bize bakmaya ve yaşamımızı sürdürmeye devam etmemize izin veriyor.


Doğal döngüler içinde aktif olarak lav ve kül püskürten yanardağlar bile rutinlerinin dışına çıkarak devamlı faaliyetlerini sürdürüyor. Atmosfere gönderdikleri zehirli gazlar bir yana etraflarında kurulan yerleşim alanlarında sıklıkla depremlerin olmasına neden oluyorlar. Geçtiğimiz günlerde bir ada ülkesi olan Haiti’de lav ve kül püskürten yanardağ lavlarının ulaştığı yerlerde insanların ölümlerine neden oldu. Öte yandan Etna ve Vezüv gibi en eski yanardağlar da rutinlerinin dışına çıkarak lav püskürtmeye başladı. Suudi Arabistan’da geçtiğimiz günlerde gerçekleşen aşırı yağmurların ardından otomobiller sel sularına kapılarak sürüklendi. Artık dünyamız sancılı bir dönemde en uçlarda yaşanan doğa olayları nedeniyle insanlarda psikolojik olarak etkilenmeye başladı. Hep birlikte mahvettiğimiz dünyamız S.O.S vererek önlemler alınmazsa yakında insanlar için yaşanmaz hale gelecek ve belki de insan nesli yok olup gidecek.