24 Temmuz 1908, Türk basınında sansürün kaldırıldığı gündür. Bu nedenle bu tarih, Basın Bayramı olarak kutlanıyor. Biz de dün Aydın Gazeteciler Cemiyeti üyeleri olarak valilik önündeki Atatürk Anıtı'na çelenk sunduk.

Aslına baktığımızda basının ve basın çalışanlarının içinde bulunduğu sorunlar o denli çok ki, 24 Temmuzlar bir kutlamadan çok, sorunlar ve çözüm önerilerinin gündeme getirildiği günler olarak anılıyor.

Evet, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 28'inci maddesi “Basın hürdür, sansür edilemez” diyor, ancak medya, ekonomi – politik ilişkileri çerçevesinde ister istemez kendi kendine sansür uyguluyor, bunun adı da malum otosansür.

***

Okur, gazetelere ve medya organlarına sahip çıkmadığı sürece, basın – yayın organları belli güç odaklarına bağımlı hareket eder. Bu, yaygın medyada siyasal iktidar veya bir muhalefet partisi olabilir, yerel medyada ise belediyeler, iş insanları, çeşitli şirketler olabilir. Yani basın, gücünü okurdan almadığı müddetçe 24 Temmuzların bayram olarak kutlanması falan lafı güzaftır.

Sorunların hepsini buraya yazsak sütunlar yetmez. Bu aşikâr. Ama ana hatlarıyla, dilim döndüğünce ifade etmek isterim.

Örneğin işsizliğin en fazla olduğu sektörlerin başında medya geliyor. O kadar genç, üniversite sınavlarında iletişim fakültelerine giriyor. 4 yıllık eğitimin sonucunda mesleğini icra edebilenlerin sayısı çok çok az. Çoğu iletişim fakültesi mezunu hayalleri yıkılmış şekilde başka mesleklere yönelmek, geçimini oralarda aramak durumunda kalıyor. Düşük ücretler ve ağır koşullarda iş bulabilenler ise ölümü görüp, sıtmaya razı olmak misali kendini şanslı addediyor.

Medyanın tarafsız olması gerektiği söylenir ama bu bir temenniden öteye gitmez.

***

Aslına bakarsanız tarafsızlık falan da mümkün değildir medyada. Ancak adil olabilmek, farklı görüş ve düşüncelere gazete sayfalarında, televizyon ekranlarında yer verebilmek mümkündür. Bunun da gerçekleştiğini söylemek güçtür ne yazık ki. Çünkü yukarıda belirttiğim üzere medya kuruluşlarının bir ticari işletme olması, siyaset kurumuyla doğrudan ilişki içinde bulunması, ilan – reklam kaygıları adil yayıncılığın, bağımsız gazeteciliğin önündeki en büyük engellerden.

Bütün bu sorunlar yetmemiş gibi bir de kamuda tasarruf tedbirlerine gazete alımları da dâhil edildi. Gerçekten akıl alır gibi değil. Tasarruf edilecek başka hiçbir kalem kalmamış gibi gazete alımlarıyla kamunun zarar etmesinin önleneceğini düşünmek gerçekçilikten oldukça uzak bir fikir.

***

Sözün özü, medyanın içinde bulunduğu sorunlar dün vardı, bugün var, geleceğe doğru baktığımızda da ne yazık ki, azalacağa hiç benzemiyor. Sorunlar yumağı katlanarak büyüyor.

Basın bayramı gerçekten ne zaman kutlanır diye soracak olursanız, medyanın belli odakların değil, bizatihi vatandaşın, toplumun çıkarına çalıştığı, basın mensuplarının sosyal / ekonomik sorunları aştığı, medyanın editöryal bağımsızlığının tam manasıyla sağlandığı bir ortamda 24 Temmuz ancak bayram olabilir. Aksi halde gerçekleştirilen kutlamalar, yayımlanan tebrik mesajları yalnızca şekilden öteye geçmez. Aynen günümüzde olduğu gibi…