Atasözlerine bile girmiş yağıyla, balıyla, pamuğuyla ve onlarca çeşit sebze – meyvesiyle kendine fazlasıyla yetebilen, diğer şehirleri bile doyuran Aydın Ovası eskisi gibi ürün vermez, dağları da altın sarısı yağlarını esirger oldu.

Ama neden? Eskiden tarlalarını, bahçelerini ekenler suni gübreler yerine hayvansal gübreler kullanırdı, ürünler çok daha fazla olsun diye hormon ilaçları kullanmazlardı. Yani işin hilesi olmadan bereketli topraklardan lezzetli ürünler alırlardı. Nüfus arttı talep arttı, insanları beslemek eskisi kadar kolay olmuyor.

Tüm bu olumsuzluklara iklimsel değişiklikler ve bana göre jeotermal kuyularının çokluğu da eklenince dağlarımızda ve ovalarımızda verim düştü, ürünler kalitesini yitirdi. Küresel ısınma yüzünden dünyanın dengesi bile bozuldu, çöllere kar yağıyor, yağmur ormanlarında kuraklık başlıyor, kasırgalar, fırtınalar ve birçok yok artık bu da olmaz dedirten hava koşulları.

Aydınımız da bu olumsuzluklardan etkileniyor, topraklarımız verimini kaybediyor, yeraltı su kaynaklarımız kuruyor, bir de bunlara ilaveten bilinçsiz kentleşme olayı var ovaların bereketli toprakları üstüne apartman blokları dikiliyor. Dağlık alanda ve ovanın bir kısmında zeytin yetiştiriciliği yapan çiftçilerimiz eskisi gibi ağaçlardan 1/3 – 1/5 yağ alamamaktan şikâyetçi. Zeytin ve zeytinyağının ilimizde rekoltesinin azalması bu ürünleri alırken daha çok para ödememiz anlamına geliyor. Çevremize zarar verirken iyi düşünmeliyiz, bugün bizler sıkıntı çekiyorsak, bizim gelecekte yaşayacak olan nesillerimiz ne yapacak?

JEOTERMALİN ZARARLARI VAR MI?

Tamamen kendi görüşüm 'evet' var. 40 yıl kadar öncesinde adını mahalleye vermiş olan Ilıcabaşı mevkiinde yerden periyodik aralıklarla sıcak su püskürürdü. O yılların insanları sıcak suyun çıktığı o yere gider çamur banyosu yapar, doğal çamurlu suya girer şifa bulduklarına inanırlardı. Bazı hanımlar işi iyice abartır kirli çamaşırları burada yıkar etraftaki çalılıklara serer kuruturlardı. Neyse aradan geçen zamanda yetkililer geldi ve o sıcak su çıkan o doğal kuyulara tapa ile kapattılar. Sonrası malum o yıllardan bu günlere kadar adeta mantar gibi jeotermal santralleri açıldı. Elektrik enerjisi üretmek tabi ki önemli ve elzem. Ama Aydın'ın hemen hemen her yerinde jeotermal kuyuları açmak bana göre çok saçma. Hani bir söz vardır ''Ben sana vur dedim, sen öldürdün'' yani abartılı bir şekilde açılan kuyular yüzünden koskoca bir ilin insan ve toprak sağlığı göz ardı edilmemeli. Sıcak su yerin yüzlerce metre derinliğinden çıkartılıyor, yer altında bulunan zararlı gazları da beraberinde gün yüzüne çıkartıyor. Kimse pembe tablo çizmesin sıcak suyu alırken o zararlı gazları ayrıştıran bir teknolojinin varlığından emin değilim, varsa bile bu tesislerde kullanıldığından emin değilim. Bazı gecelerde rüzgârların yön değiştirmesiyle çürük yumurta kokusunu andıran pis ve mide bulandırıcı bir koku adeta her yeri kaplıyor. Soruyorum yetkililere eğer o jeotermal santrallerinde filtre varsa bu koku nereden geliyor? Filtreli hali buysa filtresiz halini düşünmek bile istemem. Elektrik üreten bu şirketler ülke ekonomisine katkı yaparken bir şehrin hayat kaynağı olan topraklarına zarar veriyorsa, ne elektrik nede o kazanılan paraların bence hiçbir önemi yok.

Aydın yıllarca tarımda Türkiye'nin lokomotif illerinden biri olmuştur. Yerli pazarın haricinde yurt dışı pazarlarına da ürünleri gitmiştir. Yani Aydın bereketiyle ekonomiye de büyük katkılar yapmıştır. Şimdi öyle değil, toprak bereketini vermiyor. Dağlarından bal ovalarından bal neredeyse bitmek üzere.

Koronavirüs salgınının yaşanmaya başladığı ilk aylarda dünyanın birçok ülkesinde şehirlerde sokağa çıkma kısıtlamaları getirildi. O zaman görüldü ki tabiat kendini yenilemekte ne kadar güçlü ve istekli. Atmosfere salınan egzoz gazları azaldı, insan hareketliği yok denecek kadar azalınca dünya rahat bir nefes aldı. Bu demek oluyor ki insanlar istese dünyayı cennete çeviremeseler bile daha yaşanılır hale getirebilir.