Bir Kızılderili atasözü der ki: “Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde, beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.” Beyaz adam ve onun kapitalizmi yüzyıllar sonra bile paranın yenmeyen bir şey olduğunu hala anlamadı, anlayacak gibi de görünmüyor. İnsanoğlu tarih boyunca birçok kez açlıkla sınandı. Toprak için yapılan savaşlarda sayısız insanın kanı döküldü. Hala da dökülüyor. Bir yandan toprak için birbirini öldüren insanoğlu diğer yandan toprağın nimetlerini para için yok ediyor. Son 20 yılda defalarca zeytin alanlarının madencilik faaliyetlerine açılması için TBMM’ye kanun teklifleri geldi. Bunun son örneği 10 Aralık’ta 28 milletvekilinin imzasıyla sunulan torba yasa teklifi oldu. Teklif tarım sektöründen gelen baskılar sonucu şimdilik geri çekilse de kapitalizmin ısrarlı girişimlerinden anlaşılıyor ki vazgeçmeyecekler. Önce koronavirüs salgını sonra Rusya Ukrayna Savaşı’nın etkisiyle yaşadığımız panik günlerini ne çabuk unuttuk! Market raflarının boşaldığı, insanların makarna stokladığı günler ne çabuk silindi hafızamızdan! Günden güne vehameti artan gıda enflasyonuyla mücadele etmenin ancak ve ancak tarımsal üretimden geçtiğini neden hala görmek istemiyoruz? Tarımsal alanları madenciliğe açmak isteyenlerin tek argümanı enerji ihtiyacı. Evet çağımızın temel ihtiyacı enerji ama enerji üretmek için tarım alanlarını yok etmek dışında yöntemler de var. Temiz enerji kaynakları var. Hiçbir şeye zararı dokunmayan rüzgar enerjisi, güneş enerjisi var. Bu alanlara yatırım yapmak yerine gözünü tarım arazilerine dikenler şimdilik geri adım attılar ama tehlike geçmiş değil. İlk fırsatta yeniden harekete geçecekler. TBMM’nin görevi bu açgözlülere yol vermek değil yollarını kesecek önlemler almak.