Son dönemde yaşadığımız kimi olaylar bizleri laiklik üzerinde bir kez daha düşünmeyi itti. Hatta kimileri laiklik önemlidir, hayatidir. Bakın biz size dememiş miydik? Buyurun geldiğimiz nokta budur! Demeye başladılar. Laikliğin törpülenmesi sonucu cemaatlerin palazlandığını iddia ettiler. Onlar da nerede duracaklarını bilemediler. İslam yegâne temsilcileri kendileri gibi gördüler, liderlerini de cennete giden bir yol olarak algıladılar. Laikliğin törpülenmesini sadece cemaatlerin palazlanması, dinin siyasileştirilmesi gibi düşünenler aslında eksik konuyu ele almaktalar. Dar pencereden duruma bakmaktalar. Global bir bakış sağlanmadıkça bu sorunun çözüleceğini hiç sanmamaktayım. Laiklik dinin engeli değil aklın özgürleştirilmesidir. Akıl özgürleşirse sadece dini mahfillerden gelebilecek yanlışlıklar değil her akımdan türeyebilecek sapkınlıklara karşı akıl alarma geçirilmiş olur. Modern çağlar, Haçlı seferleriyle başlar. Kilisenin ilk darbe aldığı olay budur. Aklı özgürleştirmenin vasıtası olan kağıt, pusula batıya geçer. Reform, Rönesans, Merkantilist dönem, Coğrafi Keşifler, Aydınlanma, sanayi devrimi, kapitalizmin evrimi bütün bunlar modern çağların ürünüdür. Ulus devletlerin ortaya çıkışı da modern çağların sonlarında tamamlanmıştır. Kitle kültürü, bu dönemin en belirleyici dinamiğidir. Ancak 2 dünya savaşı, diktatörlükler modern çağlarda yaşanan en büyük felaketlerdir. Fordist üretim tarzı sonucu, üretimdeki artış, dengelerin alt-üst olması, yaşanan küresel ekonomik krizler sonucunda üretim ve tüketim sistemlerinin yeniden kurgulamasına neden olmuştur. Böylece Modern çağlarda ulus için üretim varken bu uluslararası üretime dönüşmüştür. Modern çağların sonu gelmiştir. Modern çağlarda ulus kimlik ön planda iken lezbiyenlik, homoseksüellik gibi konular gizlenecek utanılacak konulardır. Modern çağlarda oluşan ulus devletler sömürüye karşı direnç gösterir. Ancak küreselleşmeyle birlikte uluslararası üretimin ve tüketimin önünün açılması için ulus devletlerin gevşetilmesi gerekmektedir. Bunun için mikro-milliyetçilik(etnik kimliğe dayalı milliyetçilik) ön plana çıkartılmıştır. Yine ulus kimlik yerine bireysel kimlikler cilalanmıştır. Emek, aş üzerinden değil romanlık, cinsel tercih ve özgürlükler üzerinden siyaset yapılır olmuştur. Modern çağlarda, özellikle aydınlanmayla birlikte aklın her şeyi kavrayabileceği öne sürülmüştür. Deney-gözlem önemlidir. Hayatta en hakiki mürşit ilimdir sözünün temeli de budur. Aydınlanma, bugün bilinmese dahi yarın bazı şeylerin araştırmayla bilinebileceğini, aklın bugün kavrayamadığını enin sonunda ilim ilerledikçe kavrayacağını iddia eder. Post modernizm de ise aklın her şeyi kavrayamayacağını söyler. Aklın her şeyi kavrayamayacağı alan var ise mistizm yada metafiziktir. Papa bile bunun için post-modernizm iyi bir şeydir dedi. Modern çağların sonunda kitle kültürü varken postmodernizmde bireysellik revaçtadır. Bunun adı popüler kültürüdür. Her şey birey üzerinden pazarlanır. Biraz daha fazla seçme şansı vardır. Her şey rengârenktir. Popüler kültür mama gibidir. Asla üzerinde düşündürtmez. Çiğnemeye ihtiyaç duymazsın. Kullan attır. Yarını yoktur. Piyasa için üretilmiştir. Temelde bu denenle Demet Akalın’la Hande Yener arasında pek fark yoktur. Eğitimde ona göre kurgulanmıştır. Çocuk her şeyi bilmemeliymiş, çocuğa sadece bilgiye ulaşmanın yolları öğretilmeliymiş. Bu nedenle Türkiye’de matematik yapma oranı çok düşük. Çarpım tablosunun bile bilmeyi zül görenler var. Sözün özü kafalar çalışmıyor. Cemaatler ne kadar post-modernizmin kutsalıyla, hiçbir ses bilgisi olmayan, kabiliyet yoksunu, mizah körü, ağzını yayarak konuşan, sadece cinsel tercihini ön plana çıkartan insanların peşinde eğlence sektöründe milyonlarca genç peşinde koşturuyor. Çoğu da üniversiteli yani evrensel bilginin yeri olması gereken yerlerden… Birçoğu da 2 tane matematik sorusu yapamadan özellerde mühendislik okuyor. Böylesine gençlerle – cemaatlerle kendini kaybetmişler arasında hiçbir fark yok benim gözümde… Post-modernizmin kutsalında aklını yitirenler bunlar. “Toplumumuz kalitesiz. Gençlerimiz kalitesiz. Eğitimsiziz, okumuyoruz, sanat ve edebiyata km.lerce uzağız. Bütün derdimiz ambalaj. Bütün derdimiz yediğimiz içtiğimizi giydiğimizi gittiğimiz yerleri insanların gözüne sokmak olmuş.” Aslında modernizm kapitalizm çağıdır. Post-modernizm kapitalist sürecin yeni basamağıdır. Küresel güçler ve diğerleri vardır…