MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Hürriyet Gazetesine verdiği mülakattaki sözleri tepki çekti. Devlet Bahçeli, refarandumda Hayır çağrısı yapan MHP Genel Başkan adaylarına yönelik saldırıları değerlendirirken, “Bu kesin bir mizansen. Çok açık ve net. Böyle bir niyetin olmadığını söylüyoruz. Ülkücü Ben seni konuşturmayacağım, toplantımı şöyle yapacağım diyorsa gidip kürsüyü eliyle itip çıkmaz. Bu kesin bir mizansen. Biz böyle bir şeye biz karar versek o gerçekleşir. Ülkücü bir niyetle varmışsa tamamlar. Diyor ki lastiğimi patlattılar. Lastiğe kurşun sıkan beyne niye sıkmasın. Ciddiye almamak lazım. Buna benzer şeyler muhtemelen daha da olabilir. Yolumuza devam etmeliyiz. Mesela kürsü yıkmak yerine Erdoğan’ın Almanya seyahatinde yanında bulunmayı tercih ederim. Kürsüyü niye yıkayım? Viyana kapılarına kadar gelmiş bir ecdadın evladıyım ben. İftirada alçaklığı bulursun da espride alçaklık olmaz. O hakarete girer. Bahçeli’nin bu sözlerine Sinan Oğan ve Ümit Özdağ’dan cevap gecikmedi. Bu açıklamalarla ilgili bir cümle söyleyeceğim. Çünkü artık bu siyasi bir değerlendirme değil. Bu Cumhuriyet Savcıların üzerinde değerlendirme yapması gereken bir konudur. Beynine sıkarlar, vesaire gibi sözler bir siyasetçinin söyleyeceği sözler değildir. Bahçeli’nin konuşmasına tepki gösteren Ümit Özdağ: Bahçeli yapmış olduğu açıklamalarla Türk milliyetçilerini kendi içlerinde adeta bir çatışmaya sürüklemek istiyor. Açık ve net söylüyorum. Şu ana kadar bana Sinan Oğan ve Meral Akşener’e yapılmış bütün saldırılardan sorumlu olarak Bahçeli’yi ve Bahçeli’nin açıklamalarını görüyorum. Bizim bu saldırılarla alakamız yok, açıklaması doğru değildir. Fotoğraflarla ve görüntülerle saldıranların kiminle bağlantılı olduğu hangi teşkilatların mensupları olduğu çok açıktır. Hukuk yollarına gideceğiz. Saldırganlar bunun hesabını verecek.” Referanduma bir aydan az bir süre kaldı. 16 Nisan geliverse de şu referandum stresinden kurtulsak. Toplum evet ve hayır üzerinde öyle bir odaklanmış ki, birbirlerine saldırıyorlar. Toplumun tansiyonu giderek yükseliyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu Avrupa’da konuştuğu için ona kızıyor ve “Sen bir daha benim kapımı çalamazsın kapattım kapıyı” diyor. Feyzioğlu, “Sayın Cumhurbaşkanı bizi Avrupa’da dolaşarak anayasayı anlatmakla suçladınız. Yurt dışında bu amaçla ve birkaç saatliğine tek bulunduğumuz tarih 18 Şubat 2017’dir. Yani Avrupa ve Hollanda’da krizin çıkmasından çok önce sürecin başında yüzbin meslektaşımızın görüşünü talep ederek yola çıktık. Halk oylamasında tercih ne olursa olsun herkes Türk Ulusunun asli unsurudur. Anayasa değişikliği sürecinde milletimizi biz bildirmeyecektik de size göre bu görevi acaba hangi meslek örgütü hangi dernek, hangi sendika üstlenmeliydi? Anayasa konusunda bilgilendirme yapmak bu ülkede yaşayan herkesin ve her meslek örgütünün, sendika ve sivil toplum örgütünün görevidir. Ancak elini vicdanına koyan herkes bilir ki bu öncelikle Türkiye Barolar Birliği ve Baroların görevidir. Anayasa değişikliğinin tehlikelerini de anlatmak için gece gündüz çalışan Baro Başkanlarımız ve onbinlerce avukat meslektaşımız ve Evet ve Hayır seçenekleri arasında Hayır seçeneğini tercih ederek milyonlarca vatandaşımız terörü desteklemekle suçlanabilir mi?” İŞSİZLİK PATLIYOR MU YOKSA PATLADI MI? Batı dünyası bizi kıskanıyor. Neredeyse ekonomik dünyada 10 ülke sıralaması içine girdi. Çağda atladık. Satılacak malımız kalmadı derken varlık fonuna milyor dolarlık mallar aktarıldı. Hala zengin misiniz? Dönüp arkamıza baktık. Bir de ne görelim. İşsizlik patlamış. İşsizlik çağ atlayan bir ülkede olur mu? Olmaz! Ama bir baktık ki oldu. Peki işsizlik niye arttı? Hükümet 15 yıldır istihdamı artıracak bir tek yatırım yapmadı ondan. Hükümetin çalışma sistemi belli. Yani yap-işlet! Bu sistemde ülkeye neler kazandırılıyor? Köprüler, alt ve üst geçitler hava alanları! Özel sektör ise istihdam sağlayacak yatırıma yönelmiyor. Asgari ücret yüzde 30 arttı. Firmalar sıkıntıya düştü ve bir çoğu işçi çıkardı. Bir de Suriyeliler başımıza dert. 2001’de yaşadığımız büyük krizde işsizlik yüzde 6.5’tu. Günümüzde ne kadar yüzde 12.7. Neredeyse yüzde 13! İşsizlik, kısa süre içinde böyle artar mı? Ne çareki işsizlik böyle arttı. Yoksa hükümet, işsizlere bol para mı dağıtıyorda iş aramıyorlar mı? Hükümet üyelerinden bazıları Şubat ayında çok umutlu olduklarını açıklıyorlardı. Teşvikler verildi. İstihdam paketleri açıldı. Şirketler Cumhurbaşkanımızın ricasını kırmayıp 500 bin kişiye işe aldı. Bunlara ucuz krediler verildi. Ama bütçe açığı patladı. Bütçe 7 milyara yakın açık verdi. Türkiye yalnız bütçe açığı mı veriyor? Mesela reel sektörün döviz açığı var. Cari açık ise Türkiye’nin değişmez kaderi. Bu açıkların kolayca kapanacağını mı sanıyorsunuz? Hayır kolay kolay kapanmaz. Terazenin ayarı bozulmuş, doğru çekmiyor. Hani yukarı da Allah var. Hükümet istihdam artırmak için işe alınacak yeni işçiler için işverene mali katkı da bulunacak. İşverenlerin her bir işçi için en az ödemeleri gereken 666 prim yükünü ise işsizlik sigortası ödeyecek. Buna da şükür. Bu da işsizliğe çare değil. TÜRKİYE’DE İLK KEZ Türkiye’de ilk kez böyle bir seçime gidiyoruz. OHAL adı altında iktidar dışındaki tüm siyasi organizasyonlar büyük bir baskı altında. Yani Hayır diyenler sıkıntıda MHP teşkilatları ise çok büyük baskı altında sadece son günlerde 140 civarında teşkilat üst yönetime karşı geleceğini açıkladı. MHP teşkilatlarında Evet’i savunanların göstermelik olarak tavır aldıkları görülüyor. Oysa yüzde 90’e yakın olan ülkücüler Hayır’da kararlılar. Ancak ortada büyük sıkıntı var. Koray Aydın ve Meral Akşener’in günler öncesinden duyurdukları etkinlikler iptal ediliyor. Hem de hiçbir mantıklı gerekçe ileri sürülmeden. Son olarak Akşener’in 21 Mart günü Niğde’de planladığı salon toplantısı OHAL gerekçe gösterilerek iptal edildi. Şehrin çeşitli yerlerine asılan afişlerin derhal toplatılması emredildi. Burada söyleyeceğimiz bir şey yok.