Türkiye, yıllardır planlı bir tarım politikasını devreye sokamamasının sancılarını maddi bedeller ödeyerek çekmeye devam ediyor. Türkiye bundan yaklaşık 15-20 yıl önce dünyada kendi kendine yeten 7 tarım ülkesinden biriyken, günümüzde bir çok tarım ürünlerinde tam anlamıyla ithalatçı ülke haline geldi. Nohut ve fasulyeden sonra kırmızı mercimeğin de ithal ettiğimiz bakliyat ürünleri arasına girdiği görüldü. Hükümet çiftçiyi ithal ürüne karşı koruması gerekirken, gümrük vergilerini düşürerek tüccarı ithalata yönlendiriyor. İyi güzel de dışarıdan dövizle satın alınan her mal bizim için pahallıdır. Bunun dışında üreticinin geleceği ne olacak? Hükümet burada sorunu kısa vadeli tedbirlerle çözmeyi bir yol olarak seçiyor. 25 yıl önce nüfusumuz 50 milyondu. Bugün 80 milyona ulaştık. Ama yıllar içinde planlı bir tarım politikasını devreye sokamadığımız için bakliyatta dünyanın en önde gelen ithalatçıları arasında yer aldık. Türkiye rastgele bir tarım politikası yönünde (en azından) 10 milyon hektar arazisini tarım dışı bırakmıştır. Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi’nin ithalatla ilgili açıklaması oldukça ilginç; “Artık koruma bu kadar yukarıda olmayacak. Gıda fiyatlarının aşırı dalgalanmasına yol açmayan bir noktada olacak. Yüzde 130 gümrük vergisi koyduğumuz gıda maddelerinde yaklaşık yüzde 20 ile 30 arasına indiriyoruz. Buna göre fiyat artışlarının hızlandığı zaman herhangi bir ithalat iznine gerek olmayacak.” Zeybekçi yaptığı bu açıklamayla, baklagillerin vatanı olan Türkiye’yi tam bir ithalatçı ülke konumuna getirdi. İthalatçı tüccar, baklagil ürünlerini sıfırlanmış gümrük vergileriyle yerli üreticiyi düşünmeden istediği kadar ithal edebilecek. Çünkü Bakanlar Kurulu 1 Temmuz’a kadar gümrük vergisini sıfırladı. Soframızın vazgeçilmezleri arasında bulunan mercimek de yine aynı şekilde ithal edilen gıda maddeleri arasında bulunuyor. 2010-2016 yılları arasında kırmızı mercimek ithalatımız yüzde 175 oranında arttı. Temel gıda kaynaklarımızdan ekmeğin ve makarnanın ama maddesi buğdaylarda ithalat devam ediyor. Nitekim bu yıl 13 Ocak günü Toprak Mahsülleri Ofisi, Avrupa Birliği menşeli 230 bin ton kaliteli buğday için ihale açtı. Gelen buğday piyasaya verildi. Burada bir gerçeği daha belirtmeden geçemeyeceğim. Türkiye her yıl 4 milyon ton buğday, ithal eden bir ülke konumuna girdi. Dünyanın en önde gelen sanayi ülkesi Almanya’dan bile buğday satın alıyoruz. Ayrıca Türkiye, son 10 yıldır bitkisel yağ ihtiyacının yüzde 70’i ithal tohum ve ham yağdan karşılıyor. Türkiye’de ayçiçeği tüketimi yıllık yaklaşık 650 bin tondur. Ancar yerli üretimden elde edilen ayçiçeği yağı yıllık yaklaşık 400 bin ton civarındadır. Ortaya çıkan bu açık ithalatla kapanmaktadır. Bu nedenye ayçiçeği, ülkemizin önemli ithal kalemlerinden biridir ve Türkiye artık dünyada kendi kendine yeten 7 ülkeden biri değil, ama en büyük ithalatçı ülkeler arasına girmiştir. Hangi ülkelerden ne alıyoruz? Ziraat Mühendisleri Odası yönetim kurulu başkanı Özden Güngör, Türkiye “Rusya, Almanya, Fransa, Ukrayna’dan buğday, İngiltere ve Hırvatistan’dan arpa, Gürcüstan’dan sonra ABD, Yunanistan, Türkmenistan ve Hindistan’dan pamuk, Arjantin’den soya ABD, Arjantin ve Brezilya’dan mısır, ABD, Vietnam, İtalya ve Taylant’tan çeltik ve pirinç, Etipyo’dan Bangladeş, Mısır ve Çin’den kuru fasulye, Kanada ve Hindistan’dan nohut ve yeşil mercimek, ABD, Ukrayna ve Kanada’dan bezelye ithal eder hale geldik. İnsanlık yeni bir çağ değişimini yaşıyor. Her çağ değişiminde olduğu gibi yine sancılı. İnsanlık sanayi toplumundan bilgi toplumuna ulaşırken, Türkiye henüz bilinçli bir tarım toplumu olma özelliğine bile erişemedi. Tarım toplumunda zamanın yönelişi geçmişe doğrudur. Çiftçiler, ürünün nasıl ekileceğini, geçmişe bakarak öğrenirlerdi. Endüstri toplumunun zamana yönelişi ise şimdidir. Üretime başla ve bitir. Bilgi toplumunun zamana yönelişi ise çok farklı. “Evet”i içinde bulunduğumuz anı değerlendirerek geleceği tahmin etmeniz gerekiyor. Eğer yıllar yılı hala ülke ekonomisnedn sözediyorsak, bunu elle tutulur anlamda ölçmemiz gerekir. Ancak Türkiye’de ülke varlığının kaçta kaçı bilgi ekonomisi tekniğiyle üretilmektedir. Kaçta kaçımız hayatını bilgi ekonomisi sayesinde kazanmaktadır. Eğer Türkiye bilgi toplumuna ulaşabilseydi. Tarım ürünlerinde ithalatçı bir ülke de olmazdı. Dünyanın en zengin tarım topraklarına sahip olmamıza rağmen Konya büyüklüğünde bir ülke olan Belçika’dan çeşitli baklagil ürünlerini satın almazdık. Türkiye’nin en büyük yanlışı (yıllardır yazıyorum) planlı bir tarım politikasına geçememesidir. Türkiye, planlı tarım politikası uygulayan Avrupalı sanayi ülkelerinden de tarım ürünleri satın alıyor. 15-20 yıl önce d ünyada kendi kendine yeten 7 ülkeden biri olmamıza rağmen nasıl olup da ithalatçı ülke haline geldiğimiz muhakkak araştırılmalıdır. Bütün mesele planla bir tarım politikasını devreye sokmaktır. Bu da ithalatı değil, tarım teşviklerini hayata geçirmekle elde edilir.