Almanya, Hollanda derken şimdi de Amerika’nın yaptırımı ile karşı karşıya kaldık. Yani sorun THY kadar gelip dayandı. Amerika’ya yapılan uçuşlardaki elektronik cihaz yasağı sürpriz olarak karşımıza çıktı. Esasında THY ile ilgili kararı hiç kimse hafife almasın. ABD’denin aldığı kararı bu nasıl olsa bir cihazdır yanımızda taşımasak da olur, gibi bir karar olarak görmeyelim. Bu aslında bütün batı dünyasında geçerli bir kuraldır. ABD+AB kararı devlettir. Türkiye bir Nato ülkesidir. Ve 50 kusur yıl Avrupa Birliğine girmeye hazırlanan bir ülkedir. Üstelik Nato gibi bir organizasyonda Amerika ile aynı şartlara sahibiz. Yani bu güne kadar marka devletler statüsüne sahip bir devlettik. Ama şimdi alınan kararla dünyanın en geri ülkesi ile aynı sınıfa sokulduk. Kim bu geri ülkeler? Kuzey Afrika ve Ortadoğunun en geri ülkeleri! Evet Türkiye’nin düşürüldüğü yeri görüyor musunuz? Bu daha başlangıç. İçine düştüğümüz durum asla hafife alınacak bir durum değil. Türkiye 1850 yıllarının başında, güç bakımından İngiltere’den sonra dünyanın ikinci ülkesiydik. Dış politikada yapılan hatalar yüzünden dünyada geri kalmış son 8 ülke içinde yer almaya başladık. Yani Batı dünyası ve diğer ülkeler Türkiye’yi şimdiden gözden çıkarmış durumdadır. Bu nasıl bir süreçtir. İnsan kendi kendine kriz kapıda mı diye soruyor. Çünkü bütün dünyada Türkiye’de yaşama geçirilmek istenen yeni anayasanın yapacağı tahribattan söz ediyor. Çünkü bu sistemlerde büyüme düşüyor. İşsizlik artıyor. Zaten 2007’den sonra ortalama büyüme hızımız yüzde 3.3’tür. Ama AKP iktidarına gelinceye kadar yani 1996’dan 2002 yılına gelinceye kadarki ortalama büyüme hızımız yüzde 5.1’dir. Üstelik bunun için de 2. Dünya Savaşının artçı etkileri var. 1960 ihtilali, 1994 ekonomik krizi var. AK Parti döneminde büyüme hızı çok yüksek olması gerekirken, büyüme hızı ortalama 3.3’te kaldı. R. Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmesiyle bu oran 3.1’e indi. Şimdi 2016’da yüzde 2.5 çıkması bekleniyor. 2017’de yüzde 2’nin bile altına ineceği tahmin ediliyor. Türkiye böyle bir kriz tablosu içinden kolay kolay çıkamayacak gibi görünüyor. Yani kriz süreci çok uzun olacağı tahmin ediliyor. Ekonomik durgunluk Türkiye’yi yoksulluğa doğru götürecektir. Yani şimdilik bir çıkış yolu görünmüyor. Referandumdan Hayır çıkarsa yine kolay kolay bir normalleşme olmayacak. Çünkü Türkiye, dış dünya ile çoktan köprüleri atmış ve kavgalı haldedir. Türkiye acil olarak parti devleti yönetim şeklini bir kenara bırakıp geniş katılımlı bir hükümet kurmayı devreye sokmalıdır. Bundan gerisi hameset edebiyatıdır. Yani Türkiye milliyetçi bir ekonomi modelini kısa sürede devreye sokmalıdır. Ülkede idareci konumunda olan yöneticilerimiz ilk önce diplomatik dili öğrenmelidir. Almanya’ya, Hollanda’ya bağırıp çağırıyoruz. Almanya’nın ürettiği Mercedes’e binmekten kendimizi alıkoyamıyoruz. Hollanda’nın en ileri teknolojilerini kullanıyoruz ve Türkiye’nin kendi ürettiği arabaya binmeyen bir ülke olduğunu unutmayalım. CUMHURBAŞKANININ SÜRPRİZİ Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 16 Nisan’dan sonra sürprizlerimiz olacak dedi. Demokrasi sürprizlerinin en az olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Demek ki bu ülke iyi yönetilse böyle sürprizler olmaz. Tayyip bey geçenlerde Cumhurbaşkanının meclisi fesih etme yetkisinin olmadığını söylüyor. Madde 11…. Aynen şöyle: “Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının 5’te 3 çoğunluğu ile seçimlerin yenilenmesine karar vermesi halinde genel meclis ile Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır. Bu Cumhurbaşkanının tek başına seçimi yenileyebilir kararıdır. Mevcut Anayasa 2019’a kadar yürürlükte olacağına göre ve normal şartlarda hukuki bir anlaşmazlık var ise, bu durumlarda gidebileceğimiz tek makam var. O da Anayasa Mahkemesi. 12 Ekim 2016’da aldığı bir karar var. “OHAL altında alınan hukuki düzenlemelere şekil ve esas bakımından karışmıyoruz” diyoruz. Türkiye’nin gelecekte ürkütecek madde budur. Çünkü OHAL kalktıktan sonra da düzenlemeler geçerli oluyor. Bu düzenleme 18 değil, tek bir maddedir. O da Cumhurbaşkanının yetkileri! Türkiye’de ne kadar güç, kudret, makam ve mevki varsa tamamı bir kişiye veriliyor. Bunun yanında Cumhurbaşkanının da partilisi olmaz. O zaman onun partisinden olmayanın başkanı da olmaz. TÜRKİYE ABD’DEN KOPACAK MI? Türkiye’ye Avrupadan en çok sürpriz nereden geliyor? Almanya’dan müşteri veli nimetimizdir derler ya çok doğru bir deyim. Belli ki Türkiye bu hassas konuları bilmiyor. Peki en çok gurbetçinin yaşadığı ülke neresi yine Almanya. Nereden bakarsanız bakalım karlı çıkmamız mümkün değil. Onun için Almanya’yı da işin içine katalım. AB genelinde düşünelim. Evet çıkarsa muhtemelen 16 Nisan sonrasında bir diğer referandurumumuz AB’den duralım mı, çıkalım mı” olur. Girdiğimiz birlikten çıkmak için referandum yapmak tam bize göre bir iş. Cumhurbaşkanı ne dedi? “16 Nisan’dan sonra sürprizlerle karşılaşabilirsiniz” diyerek işaret verdi. Bizi AB’ye alacakları yok ama bir gün tombaladan çıkabilir. Her ne olursa olsun pusulayı şaşırmadan gerçekleri unutmayalım. Türkiye Avrupa Birliği ile ikili anlaşmalar dahilinde ihracatın yarısını Ab ile yapıyor. Destekler alıyor. Fonlardan yararlanıyor. İlişkileri koparırsak, bunun bize ekonomik olarak ne faydası var. Gümrük duvarlarının hafif yükselmesi bile ekonomiye ağır hasar verir. Boğazına kadar borçlu bir ülkeyiz. Bu varlık fonunun kuruluşundan belli. Halen borç arıyoruz. Bize kim borç verir? Kredilerimizin ve sıcak paranın menşei AB devletleridir. Bu gerçekler ışığında AB ülkelerini silip atarsak halimiz nice olur, hiç düşündük mü? Bundan sonra da posta koymayı iç politika malzemesi yaparsak başımıza gelmedik kalmaz. Değer mi bunca hırsa, birkaç evet uğruna başımıza gelmesi muhtemel olan felaketlere. İlk önce bir diplomasi dili ve politika öğrenelim. Biraz da sağduyu sahibi olalım. Hiç unutmayalım ki Cumhuriyet tarihinde böyle sıkıntılı süreçler hiç yaşamadık.