Sinema önemli bir politik silahtır. Karşı taraf asla vurulduğunu hissetmez. Amerika bu silahı sıklıkla rakiplerine karşı kullanmaktadır. Sovyet Rusya imgesini yerle bir etmek için yapılan Rocky, Rambo filmleri buna en güzel örnektir. Bülent Ecevit ve Necmettin Erbakan Koalisyon hükümetleri 70’li yıllarda milli ekonomi politikasını benimsediler. Yabancı ilaç kartelleri ve tekellerinden kurtulmak için Türk köylüsüne ilaç yapımında kullanılmak üzere kotalı haşhaş ekim izni verdiler. Amerika anında Türkiye’yi dünya uyuşturucu ticaretinin merkezi ilan etti. Yine Ecevit-Erbakan hükümeti Batı’ya rağmen Kıbrıs adasında Türk ve Müslümanların katledilmesini önlemek için 1974’te Kıbrıs barış harekâtı yaptı. Amerika ve Batı derhal Türkiye’ye askeri ve ekonomik ambargo uyguladı. Ek olarak “Gece Yarısı Ekspresi (Midnight Express) adlı filmin yapılmasına onay verdi. Hem de film 6 dalda Oscar adayı gösterildi. 2 dalda Oscar aldı. Zaten dünyada kötü olan Türk imajı yerin dibine batırıldı. Türkler filmde gaddar, zalim, cani, rüşvetçi, homoseksüel gibi gösterildi. Film o denli etkili oldu ki filmi seyreden insanlar sinemadan çıkışında Türkler için "böyle bir millet yaşamaya hak etmiyor." şeklinde yorum yapmışlardır. Daha sonra Amerikan-Türkiye ilişkileri düzelince Amerikalılar dudak ucuyla özür dileriz dediler.
Elbette karşımızda bir Türkiye gerçeği var. Ancak olumsuz propagandaya ait olmayalım. Avrupa sinema ve festival sektörü kendi elimizle kendimizi karalamamız gizli politikaları çerçevesinde Türkiye hakkında olumsuz propaganda içeren filmleri ödüllendirmektedir. Yılmaz Güney’in son filmi “Yol” buna örnektir. Elbette film içeriğine katılmaktayız. Ancak Türkiye’yi tek bir bölgeden ibaretmiş gibi göstermek; 12 Eylül darbesinin sıkıntılarının sadece buralarda yaşandığını imgelemenin ne faydası vardır.