Geçtiğimiz günlerde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu,Ankara-İstanbul arasını yaya yürüdü. Elindeki pankartta “ADALET” yazıyordu.

Çünkü demokrasinin oluşumu ve gelişimi tamamıyla adaletedayanmaktadır. Katılımcılığın esas alınmasının insan hak ve özgürlüklerineseslenilmesinin eşitlikçi bir yaklaşım ancak adaletle olur.

Adalet duygusunun şekillenmesinde sosyo politik kültürün rolüreddedilemez ölçüde önemlidir. Bu nedenle siyasal sistemde bireyin küçük yaştanitibaren adalet istemesi bünyesinde giderek gelişir ve sonunda sosyo politiknormlara katılır. Yani siyasal süreci şekillendirmede kültürün önemli işlevivardır. İki “kültür” bazı inanç ve davranış kurallarının standartlaşmasıyoluyla siyasal sürecin işleyişini kolaylaştırmaktadır. İkincisi de siyasalkültür mevcut siyasal sistemin benimsenmesini yönetmekte haklı görülmesini vedolayısıyla devamlılık sağlayan bir istektir adalet arayışı.

Toplam bilimci May Weber ve bazı çağdaşları, yapmış oldukları biraraştırmada elde ettikleri bulgulara göre siyasal toplumsallaşma, süreci dörttemel aşamayı içermektedir. Küçük yaşta çocuk aile ve okul çevresinin dahafarklı bir otorite olduğunu farketmektedir. Bu algılama için fazla bir çabasarfetmesi de gerekmez. Sözgelimi, bir gün trafik polisinin trafikte ikenbabasını durdurup ceza kesmesi babasının da bu itiraz etmeden kabul etmesiyleçocuk böylelikle siyasal otorite ile tanışmış olacaktır. Bu arada çocukailesinden ve okuldaki öğretmenlerden daha güçlü insanların bulunduğunuöğrenir. Çocuk bu aşamada henüz daha soyutlama yeteneği geliştiremediğindensiyasal sisteme ilişkin sahip ve kişileri daha kolay algılayabilmektedir. Ancakiki anlayış biçimi çok farklı olur. Özdeşleştirdiği kişiyi iyiliksever,güvenilir, yardımcı saygıya layık vb. bir konumda olduğunu düşünmeyebaşlayarak, idealleştirmeye yönelir. Ancak çocuk bu aşamada kişiselleştirdiğisiyasal otorite (Başbakan Bakan veya Cumhurbaşkanı) çocuk tarafından hiç hatayapmayan, herkesten daha bilgili bir üstün güç olarak kabul eder.

Elbette çocuk bu aşamaya kadar çocuk ile siyasal otorite arasındakiduygusal ilişkinin ya da bağın ilkokul döneminde mutlaka kurulmaya başladığıbelirtilmektedir. Bu açıdan söz konusu varlığın konusu değil ama içeriğininolumlu ya da olumsuz olması konusunda bir genellemede bulunmanın imkansızolduğu ifade edilmektedir. Bu süreçte birey siyasal sistemi tüm kurumları vesüreçleriyle algılayabilmektedir. Bu aşama erginlik çağında başlamakla gençlikve onu izleyen yıllarda sürmektedir.

Bu durumda toplumsal dünyanın yalnızca gözlemcileri değil,katılımcılarının da var olduğu bir gerçektir. Dolayısıyla insanların adaletduygusunu yaratan güçlü duygusu da yalnızca iyi niyetli bir izleyicininduyarlılıklarından ibaret değildir. Adalet kıskançlığı, hıncı intikam ve dehayal kırıklığına uğranıldağında ya da aldatıldığında hissedilen tüm diğergüçlü duyguları da kapsamaktadır.

Bu şekilleniş, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Ankara, İstanbul arasınıyürüdüğü günlerde tarafların arasındaki geçen söz düellosunda daha net şekildegörüldü. İktidar, “adalet bizim sorumluluğumuzda derken, Kemal Kılıçdaroğlu’nunönderliğindeki CHP davranış biçimleri ve söylemleriyle adaletin hem kişisel,hem de toplumsal bir erdem olduğunu hissettir.

Çünkü adalet bir kavram ya da kavramın ötesinde bir yaşayış, düşünüşve hissediş tarzıdır.

Konuyu biraz daha açayım. Adalet denge, kendine hakime olma ve sınırkoyma ister. Bu çalışmada aranan şey, intikam olarak adalet olmamıştır. Ancakintikamın adaletin bir parçası olduğu da unutulmamalıdır. Dahası intikam olarakadalet, tüm bir insanlık tarihi boyunca kabul görmüş olması gibiözelliklerinden ötürü kolay kolay itiraz edilmeyecek bir değer taşımaklabirlikte uygarlığın gelişimi adaleti intikamdan az çok uzaklaştırarak toplumunuyumlu bir biçimde işleyişi kent devtlerinin yurttaşlarının refahı gibi konulardaha bağlantılı hale getirmiştir. Bu nedenle adaletin intikamdan uzaklaşarak,kentsel bir medeniyetin göstergesine dönüşmesi tüm erdemlerin toplamı ile uygungörünmektedir. Kısacası “adalet” tıpkı diğer erdemler gibi temelde doğruyargıya varma sorunudur.

Bir bilimadamının belirttiği gibi kurumların erdemi değil, tekilbireylerin erdemli olması, yöneticilerin ve tüm devlet adamlarının doğruyargılarda bulunması ve hakkaniyet duyarlılığı taşıması bu nedenle özel önlemtaşır.

Yaşamımızın ayrılmaz bir parçası olan adalet, mükemmel bir toplumhayalinden öte bir şeydir. Herkesin yalnızca talep eden konumda olduğu birceza-ödül sisteminden de ibaret sayılmaz.

Dünyanın mükemmel olmayışı adaletsizliklerin yaşamasını kaçınılmazhale getirir. Ancak dünyanın içinde bulunduğu durumdan ümitsizliğe kapılmamakve daha iyisini umut etmekten vazgeçmemek adına sorumluluktan kaçınmamak,sorumluluğu inkar etmemek gerçek adaleti olası kılabilecektir.

Alman bilim adamı Kant’a göre, kalıcı barışın ve adaletingerçekleşmesi için “sorumluluk bilinciyle hareket edilmelidir.”

Atalarımız en güzelini söylemiş.

“Adalet Mülkün Temelidir.”