Yıllardır zurna enstrümanını çalarak geçimini sağlayan Coşkun Sezertaşlı 58 yaşında ve Aydın Söke'de dünyaya gelmiştir. Germencik'te ilkokulunu okumuş ve ilkokuldan sonra öğretim hayatına devam edememiş. İlkokulu bitirdikten sonra Germencik'te yaşamaya devam etmiş ve çocukluğunda zurna bağı oldukça sağlam bir şekilde devam etmiştir. Düğün ve eğlencelerde çalan Coşkun Bey sabah 7.30'dan bazen akşam saatlerine kadar zurna çalmak durumunda kalabildiğini söylüyor. Evlenen insanların eğlencelerinin sabahtan başladığını ve akşama kadar ne aşamalardan geçtiğini anlatan Sezertaşlı çoğu zaman işin ne kadar zor olabildiğinden dem vuruyor. Zurna çalmayı babasından öğrenmiş ve tahtadan yapılmış bir kavalla müzik hayatına başladığını belirtiyor. Bir keresinde düğünde zurna çalarken düğünün ağlayan bir kadın tarafından durdurulduğunu ve keşke zurnacı çağırmasaydım dediğini aktaran Sezertaşlı kadının içindeki bazı hisleri uyandırdığından dolayı çok duygulandığını ve Coşkun Bey'in kötü çaldığını ima etmediğini belirterek özür dilemiştir. Coşkun Bey şunları söylüyor: "Bizler bu kültürün bir parçası olduğumuzun farkındayız. Bu işi yapanlar yoksul insanlar ve bu işi yaptıkları için yoksul kalmaya da devam ediyorlar. Biz daha çocukken bu işte usta olmak için on, on beş yılımızı veriyoruz. DJ diye geçenler binlerce lira para kazanıyorlar. Hiçbir müzik bilgileri yok, hak etmedikleri paraları kazanıyorlar. Biz ise yoksul kalmaya mahkûmuz. Hayat bazen çingene olmaktır. Fakat biz her zaman çingeneyiz. Bizler bankalara gidemeyiz çünkü gitsek de kredi vermeyeceklerini biliriz. Zaten gitsek de mesleğimizin ne olduğunu soruyorlar zurnacıyım dediğinde de bir tuhaf olduklarını hissediyorum, biz hep borçluyuz. Benim bir hayalim yok diyebilirim. Geçimini sağlayamayan birinin hayali ne olabilir. Örneğin ben Karadeniz'de bir yaylaya çıkıp kafamı dinlemek istiyorum, meslekten uzak kalıp mesleği özlemek istiyorum." Bu sözlerin sahibi Soşkun Sezertaşlı özelinde değil de bütün geleneksel müzik aleti çalarak yaşamını sürdürmeye çalışan insanlar için geçerli olduğunu düşünüyorum. Bu durumun devlet büyükleri tarafından görülmediği ve geçimini dahi zor karşılayan bu insanların emeklilik primlerini ödeyemediklerinden dolayı emekli de olamayacakları dolayısıyla ölene kadar çalışmaz da çalışamayacak kadar hasta olup yaşarlarsa ailelerine ne kadar yük olacaklarını ve aslında içinde bulundukları durumun yaşamak diye adlandırılabilmesinin ne kadar mümkün olduğunu düşünmek ve devlet erkanı ve güç sahiplerinin de düşünmesi gerektiği kanısındayım.