1994yılından beri Büyük Menderes Deltası’nda yaşanan haksızlıkları yazıp çizdim.Bölge bilindiği gibi, ilk önce Milli Pak ve arkasından birinci derece doğal sitalanı ilan edildi.

Bukonuları, bu haksızlığı köşemde sürekli okuyucularıma aktardım. Fakir köylününgördüğü zararları dile getirdim. Bakanlığa çağırdılar, gittim, onlara daanlattım. Ancak ne yazık ki, Refah-Yol iktidarı döneminde imzalanarak yürürlüğegiren uzun devreli gelişme planı adını taşıyan master plan köylülerin umutlarınüzerine karabulut gibi çöktü. Başımıza bunların geleceği gelişmelerdenbelliydi. Doğal Hayat Koruma Derneğinin hazırlayıp, ilgili Bakanlıklara sunduğu“Alan Raporu”nun Bakanlığın hazırladığı Master planda eksiksiz şekilde yeralması insanı haklı olarak üzüyor.

Devlet,derneklerin ve bireylerin isteği doğrultusunda karar almayı ve bunu bir gelenekhaline getirirse, bu ülkede demokrasiden söz edilemez.

Ogünlerde Yaban Hayatı Koruma Genel Müdürlüğü’nün davetlisi olarak Ankara’yagittim. Bakanlıkta verilen brifingte B. Menderes Deltasında olup bitenianlattıktan sonra, “Sizin kaleme aldığınız yazıları da okudum ve haklısınız.Ama bakanlığı, etkisi altına alan İstanbul lobisi çok güçlü. Biz onlarlabaşedemedik” dedi ve “Bakanlığa gelen faksları önüne koydu. Biz bu güçlerlemücadele edemedik. Siz edebilirseniz ne ala! Dedi. Türkiye Doğal Hayatı KorumaDerneği Başkanı Rahmi Koç’tu. Hulusi Tanman ise başkan yardımcısıydı. Bir debölgenin Milli Park kapsamı içine alınmasını isteyen Kraliçe Elizabeth eşi veYunan Kralı’nın yeğeni Prens Philip vardı. Ankara’nın en çalkantılı günlerinde,duyarsız bir bürokrasi konulara yabancı bir Orman Bakanı ve kökü dışarıda olanbir çevreci derneğin emellerine alet olması sonucunda bir oldu bittiyegetirilerek uzun devreli gelişme planı imzalanarak yürürlüğe girmiştir.

Konuyuuzun süredir araştırdığım için alınan kararların Söke Ovasında ne büyükyasaklar getirdiğini biliyorum. Yalnız bilemediğim ve hiçbir zaman anlamadığımbu yasaklara neden gerek duyuldu? Konan bu yasaklar, ileri yıllarda buradayaşayan halkı, bölgeden uzaklaştırır. Yoksa insanlar bu bölgeden uzaklaşsınlardiye mi bu yasaklar kondu?

MasterPlanın bazı maddelerini inceleyerek kendi kendine sorduğum soruyu yanıtlayayım.Master Planı’nın 3, 20 ve 7’nci maddesi aynen şöyle: “Hiçbir şekilde MonderoNehri’nin ana tahliye kanalı ve eski Menderes Nehir yatağında bent vb.yapılarak nehrin akışı engellenemez.

Buşu demek: Söke Ovası’nda sulu tarıma geçildiğinden beri yaz aylarında Menderesve Ana Tahliye kanallarının ağızları kapanarak buralara u depo ediliyordu. Kapama Menderes Nehri ile deniz birleştiğiyerde oluyordu. DSİ her yıl elindeki makine ve aletlerle deniz suları geritepmesin diye Menderes’in önünü kapatıyordu.

AncakMilli Parklar Genel Müdürlüğü “Deniz suyu taşsa da siz Menderes’in ağzınıkapayamazsınız” dedi. Tam sulama mevsimiydi. Bölgede meskun 28 çiftçi Aydınİdare Mahkemesine dava açtı. Mehkeme, yöre çiftçisini haklı buldu ve MilliParklar kanununun ilgili yasak maddesi dikkate alınmadı. Gerekçede su hükümleryer aldı. “Büyük Menderes havzasının mansabında yer alan Söke Ovası’nda 1950yılından bu yana sulu tarım yapılmaktadır. Her yıl pamuk sulamaları için üç aymüddetle Büyük Menderes Nehrinin ağzını kapatmak, zaten tatbik edile gelen birusul bir zorunluluktur. Bu yapılmadığı taktirde deniz suyunun içeriye DalyanKöprüsüne kadar yürümesi kaçınılmazdır. B. Menderes Nehrinin mansabından denizeyakın bir yerde tuzla kırı mevkiinde nehrin önününü toprak ile kapatılmasısuretiyle nehirdeki su seviyesi yükseltilmeye ve bu su ile bitkinin su ihtiyacıkarşılanmaktadır. Böylece sulama sıkıntısı çeken çiftçiler, sulamadakullanılmayacak nitelikte tuzlu olan bu deniz suyu ile arazilerini sulamakzorunda kalacaklardır. Bu ise zaten tuzlu olan tarım arazilerinin kısa süredeçoraklaşarak tarım yapılmaz halegelmesine ve arazilerin terk edilmesine neden olacaktır.”

Görüldüğügibi eğer Aydın İdare Mahkemesi böyle bir karara imza atmasaydı. Söke Ovasınınbüyük bölümü deniz suyu ile dolacak ve ovada tarım yapılamayacaktı.

Aynıdüşünce yüzünden Çine Barajı 60 yıl içinde zar zor inşa edilebildi. Birkaçgünnük ağacı yüzünden baraj inşaatı 20 yıl rötar yaptı.

Görüldüğügibi Büyük Menderes Deltasında getirilen yasaklamalar sadece Milli Park sahasıiçinde kalan yerlerde değil, aynı zamanda ürününü Menderes ve ana tahliyedensulamak zorunda kalan arazi sahiplerine de olumsuz şekilde etkileyecektir.Mahkeme olumlu bir karar vermeseydi Söke Ovasında pamuk yetiştirmek hayalolurdu.

Çevrecilerintek amacı baraj falan değil. Barajlardan nefret ediyorlar. “Nehir taşmalı veSöke ovası sulak alanlar haline gelmelidir.”

BATIKÖYDEKİ DURUM

BakanlarKurulunun 16.09.1989 tarihinde tarım reformu kapsamına alınan Batı köyde bugüne kadar bir karış toprak dağıtılmaması, yöre çiftçisini haklı olarak üzüyor.

3083sayılı sulama alanlarında arazi düzenlemesine dair Tarım Reformu kanunu veuygulama yönetmeliğinin “dağıtım ilanı” ile ilgili 33. Maddesince şu hususlaryer alıyor: “Genel Müdürlüğünün emrine geçen arazinin hak sahibi çiftçilereyönelik hükümlerine göre dağıtılacağı köy veya belde halkına mahalindealışılmış usullerle ilan verilir, bir ilanın bir sureti mahalli, mülki amirlikve diğer sureti de bölge müdürlüğü binalarına asılarak 60 gün süre ilanedilir.” İlandan amaç, dağıtımın yapılacağı köy veya belde toprak talebindebulunacak sürenin başlangıç ve bitiş günleri beyannamelerin temin edildiği yerve başvurulacak merci, doldurulacak beyanname ekinde istenilen belgeler ilesüresinde talepte bulunmayanların toprak dağıtımından yararlanmayacaklarıbelirtilir.

Batıköyde hiç kimse hatta dönem köy muhtarı dahil Genel Müdürlüğün köyde toprakdağıtım ilanı yaptığım hatırlanıyor. Ama Batı Köy, 1989 yılında Bakanlar kurulukararıyla Tarım Reformu uygulama alanı içine alınmıştı. Ama ne çare TarımReformu Genel Müdürü Söke’ye kadar geldi. Sorunu çözmeye kalktı. Ama iş iştengeçmişti. Köylüyü topraktan eden şahsın kim olduğu belliydi ve Batı Köy toprakağası ve Tarım Reformu yetkililerinin birlikte hazırladıkları kumpasla Reformuygulama alanı dışında kaldı. Bazılarına göre köyde dağıtılacak arazi yoktu.Ama bu iddia gerçeği yansıtmıyor. Ama şurası bir gerçek ki köydeki çiftçilerin hakları çiğnenmiştir.Çünkü yörede çiftçiye dağıtılacak 20 bin dönüm arazi var. Bu araziler bölgedemeskun toprak ağası satın almaktadır. Bu nedenle toprak ağası, bölgeyi millipark içine alınması için büyük çaba sarfetmiştir.

Çünkübölgede hazine adına tescilli 52 parsel 5265 dekar, 49 parselde 5410 dekar ve51 parselde 5132 dönüm büyüklüğündedir. Ayrıca 64 ve 62 parsellerin elindekesin yüzölçümleri olmadığı için bir rakam veremiyorum. Ama yöre çiftçisininifadesine bakarsanız yörede çiftçiye dağıtılacak en azından 25 bin dekar hazinearazisi var. Ama bir oldu bittiye getirilerek bölge Milli Park kapsamına alındığıiçin yasa gereği Milli Park ilan edilen yerlerde Tarım reformu yapılamıyor.

Şusırada o dönemde sahibi bulunduğum gazetenin yardımıyla Batı köyündekiçiftçilere, tahsis belgesiyle 30 civarında arazi dağıtmayı başardık. Amaköylüler bu arazilerin tapularını alamadılar.

BüyükMenderes Deltası’nda esas sorun topraktır. Topraksız çiftçibütün yaşamını bubölgede ortaya koymuştur. Bir karış olsun, onun toprağı olsun. Verilen sözleryerine getirilirse yöre çiftçisi gerçekten sevinecek ve mutlu olacak. Yöreçiftçisinin bütün amacı, ailesinin geçimini sağlamak ve çocuklarına bir gelecekhazırlamaktır. Bunun için devletten sadece toprak istiyor. Bakanlık buuygulamaya sıcak bakarsa, Büyük Menderes Deltasında huzur ve güven hakimolacaktır. Zaten toplumsul uzlaşma, iç barışın bir simgesi değil mi?