Son günlerde tarımsal konular hiç gündemden düşmüyor. Çünkü tarımsal faaliyetler oldukça sancılı. Tarım reel sektörün temeli olmasına rağmen önemi hala anlaşılabilmiş değil. Tarımın önemini en güzel şekilde değerlendiren Türkiye Ziraat Odaları Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, tarım faaliyetini bakın nasıl tanımlıyor! ‘’Çiftçiye verilen her lira ziyan olmak bir yana ekonomiye misliyle geri döner.’’Şemsi Bayraktar’ın ifadesi rastgele söylenmiş bir söz değildir. Türk tarımı sancılı bir süreçten geçmesine rağmen gerçekleştirdiği üretim, sağladığı istihdam ve ihracatla ülke ekonomisindeki önemini korumaktadır.2016 yılında tarımın gayrı safi yurt içi hasıla içindeki payı yüzde 6,1 oldu. Sektörün üretim değeri yaklaşık 90 milyar dolar. Ekonomiye sağladığı katma değer ise 53,3 milyar dolara ulaştı. Yani tarım sektörü istihdamın 5’te birini sağlıyor. Geçenlerdeki bir yazımda belirttiğim gibi tarım’’ 5 milyon 386 bin’’ istihdam sağlıyor. İşsizliği de 2 puan düşürüyor. Kırsalda 20 milyon insanın geçimi de tarıma bağlıdır. Gıda sektörü 163 milyar dolarlık ihracat yapılmasına imkan sağlıyor. 5,3 milyar dolarlık ihracat fazlası vererek ekonomiye büyük katkıda bulunmaktadır. Bütün bu katkılarına rağmen tarımın bu ülkede önemi hala anlaşılabilmiş değil. Bunu hala bilmeyen ve Türkiye’nin bir sanayi ülkesi olduğuna inanan insanlar var.Tarım çok meşakkatli bir iştir. Sanayici kesimi örtü altında üretim yaparken çiftçiler üstü açık fabrikalarda üretim yapıyor. Artı küresel ısınma bazen sel, bazen kuraklık, bazen de don, fırtına ve hortum afetlerine maruz kalarak, yukarıda ifade ettiğim gibi üstü açık fabrikada üretim yapıyor. Ancak çiftçilerimiz bunca fedakarlığa karşı, bunca katma değere rağmen ülke ekonomisinin üçte biri kadar geride kalıyor. Kırsaldaki gelir son yapılan, tespitlere göre 9.500 doları geçmiyor.Zaten son yıllarda çiftçilerin çektiği sıkıntılar bu dengesizlikten başlıyor. Son yıllarda tarım ürünlerinde üretim açığı bir türlü kapatılamadı. Bunun yanında tarım alanında yaşanan olumsuzlukların dış politikada yaşananlarla ilgisi var. Özellikle 2015 yılı Sonbaharında Rus uçağının düşürülmesi sonucunda bu ülkenin 2016 yılının başından itibaren bazı tarım ürünlerimize uyguladığı ithalat yasağı bu ülkeye yapılan tarım ürünleri ihracatımıza, dolayısıyla da üreticimize büyük bir darbe vurmuştur.2015 yılından önce de dış politika daki olumsuzluklar yüzünden büyük sıkıntılar yaşanıyordu. Rus uçağının düşürülmesi üreticiye daha sıkıntılı bir sürece soktu. Mandalin ve portakal fiyatları 10-20 kuruşa kadar düştü. Ve ardından narenciye işletmelerinin kıyımı başladı. Bu yıl ise çok farklı bir uygulamaya imza atıldı. Bazı tarım ürünlerinin hasat zamanı yaklaştığında gümrük vergisi sıfıra düşürülerek, ithalat kararı alındı. Bu karar tarım ürünü fiyatlarını da otomatikman aşağıya çekti. Tahıl fiyatları düştü ve çiftçi mağdur oldu. Alınan bu karar çok yanlıştı. Türkiye’de önceden beri tarım ürünlerinde gümrük vergisinin düşürülmesi yoluyla ithalat kararı alınırken üretimi sezon ihtiyacını karşılamayan ürünlerde yapılması gereken ithalatın ürün piyasada bitmeye başlayıp fiyatların yükseldiği sezon sonlarında olması dikkat edilirdi. Hasat zamanları yaklaştığında ve hasatta ürünlerde gümrük vergileri düşürülüp ithalata başvurulmazdı. Çünki fiyatlar arz artışı nedeniyle düşmektedir. Piyasa normal işleyişini gösterirken olmadık zamanda gümrük vergilerini düşürmek hatta ithalat olmasa bile kararını almak, piyasada pozisyon olmuş üreticilerin fiyatlarına beklenmedik anda aşağı çekmek üreticinin mağdur olmasına neden olmuştur. Sözün kısası bu olumsuz gelişmeler, üreticileri zarar etmesine neden olmuştur.
TARIMSAL DESTEKLER ARTTIRILMALI
Sanayi kesimine verilen destekler tarım sektörüne verilse bugün Türkiye’nin durumu çok farklı olurdu. Üreticilerimiz her yıl artan yüksek girdi maliyetlerine rağmen çok zor şartlarda üretimini sürdürmeye çalışıyor. Türkiye büyük bir tarım potansiyeline sahiptir. Bütün olumsuzluklara rağmen, çiftçimiz üretmekte, 80 milyon ülke nüfusunu , 5 milyonu aşkın sığınmacı ve yabancıya, yıllık 40 milyona yakın turisti beslemekte, 16,3 milyar dolarlık ihracat yapılmasına imkan sağlamaktadır. Oysa ülke tarım potansiyeli bunun çok üstündedir. Ve bu potansiyeli kullandı taktirde içinde bulunduğu bölgenin gıda ihtiyacını kapatabilecek durumdadır. Var olan tarımsal potansiyelimizin tamamını kullanabilmek için sektörün desteklenmesinin yanı sıra örgütlü, verimli ve rekabet gücü yüksek bir tarımsal yapı oluşturulmalıdır. Bunun içinde öncelikle tarım sektörünün yapısal sorunlarının çözülmesi gerekmektedir. Çiftçimize verilen desteklerin ‘’Tarım kanunumuzun öngördüğü şekilde gayri safi yurt içi hasılanın yüzde 1’e çıkarılması gerekmektedir. Türkiye bu desteği vereceğini 2000 yılının başında bir niyet mektubu ile Dünya Bankası’na vermiştir.Türkiye ilk yıl tarım sektörüne0,80 destek vermiş, onu izleyen yılllarda bu oran yüzde 0,60’a kadar düşmüştür.Onun için geçmiş süreçte ve günümüzde rekabet ettiği ülke çiftçileriyle karşılaştırıldığında çiftçilerimizin onlarla rekabet edemediği görülmüştür. Desteklerle ilgili önemli bir konuda stopaj kesintisidir. Çiftçimize ödenen desteklerden sanki zirai kazanç elde ediliyormuş gibi yüzde 4 oranında stopaj kesilmektedir. Bu kesinti muhakkak kaldırılmalıdır.