Yüz yıl önce Nalbant Okulunun ilk mezuniyet töreninde Mustafa Kemal unutulmaz konuşmalarından birini yaptı:
“Türk milleti, asli kökeninde; incelenirse görülür ki, milletimizin günlük ve toplumsal hayatıyla askerlik sanatı kaynaşmış bir halde bulunmuştur. Osmanlı Türkleri, İstanbul'u, Rumeli'yi fethettikten sonra hayatlarının toplumsal ihtiyaç gereçlerini bizzat temin ile meşgul olmanın kendileri için gereksiz olduğunu kabul ettiler. Bu konuyu, yabancı unsurların çıkarlarının eline terk ettiler. Onlar için kahramanlık sanatından başka sanat yoktu.
Veyahut başka sanatla meşgul olmayı saygınlıklarına aykırı görürlerdi. Belgrat üzerinden Viyana'ya yürüyen büyük bir Osmanlı ordusunun başında bulunan en büyük Osmanlı padişahlarından birinin, bir sanatkâra ihtiyacı olmuştu. Bunu bulmak önemli bir sorun oluşturdu.
Padişah, sanatkârların orduya girmesinin, ordunun sağlamlığını bozacağı sanısındaydı işte bu anlayışın saltanata egemenliği ve kaplaması ki, sonuçta Osmanlı ordusunu ve milletini iğneden ipliğe kadar, naldan mıha kadar her türlü ihtiyaçlarını sağlamaktan cahil ve aciz bıraktı. İhtiyaçlarını sağlamak için milleti yabancılara haraç verici kıldı.”
Sözü o güne, yarına ve sanata getirdi, Mustafa Kemal:
"Bu anlayışın ne kadar yanlış, yalnız yanlış değil, ne kadar tehlikeli olduğunu yüzyılların verdiği acı tecrübe ile anlamamış, acısını hissetmemiş bir millet bireyi kalmamıştır. Memleketimizin verimli topraklarından, sonsuz hazinelerinden, türlü ve zengin kaynaklarından kimseye muhtaç olmaksızın hakkıyla istifade edebilmek için ve dolayısıyla milletimizi, ordumuzu tamamen ihtiyaçları doyurulmuş ve kuvvetli yaşatabilmek için sanat elzemdir. Sanatın en basiti, en şereflisidir. Kunduracı, terzi, marangoz, saraç, demirci, nalbant, toplumsal
hayatımızda, askeri hayatımızda saygı ve onur mevkiine en layık sanatkarlardır.
İşgalci Yunanlılarla savaşırken, demiryollarında çalışanların Rumlardan oluşmasından kaygılanan Mustafa Kemal, Konya'dan, Demiryolları Genel Müdürlüğü'ne Nisan'da bir telgraf çekti:
"Çalıştırılacak memurların seçilmesinde ve atamasında alınacak en önemli noktası kuşkusuz uzmanlık ve deneyim konusudur. Bununla beraber; bu memurların var olan savaşımımızın gerektirdiği tam emniyet şartına sahip bulunmaları son derece gereklidir. Memurların pek önemli bir kısmı özellikle Rumlardan ibarettir. Dolayısıyla listedeki memurlardan Türklerle değiştirilmesine ve yerine Türk memurları yetiştirmek için önlemler alınmasını rica ederim.”
Mustafa Kemal’in çabası savaş sırasında ordu içindeki unsurların milli ve iyi yetiştirilmesi kendi insanımız olmasıydı. Bu ordumuzun iç güvenliği için gerekliydi. “Sanat elzemdir” derken milli olmanın önemine de dikkat çekiyordu.
Anadolu’da Yeni Gün gazetesine verdiği demeçte:
“23 Nisan günü, Türkiye milli tarihinin başlangıcı, yeni bir dönüm noktasıdır. Bugün, bir düşmanlık dünyasına karşı ayaklanan Türkiye halkının TBMM’ni vücuda getirmek ve onun etrafına toplanarak en hukuki manasında milli bir hükümet kurmak hususunda gösterdiği harikayı ifade eder.
“İşgal, savaş yok edilmeye” karşı cephede Başkomutan; Yurtta barış dünyada barış için” Ankara’da TBMM Başkanı olarak savaşan Mustafa Kemal yeni bir dönüm noktasındaydı. “Açlık ve yok olma” kıskacından aydınlığa çıkarmanın yolunun “Mıh, nal, at, atlı ordu, savaş, ülke” halkalarını güçlendirmek olduğunu gösterdi.