Referandum kampanyaları, hukukçularında katılımıyla daha bilimsel hale geldi.
İlkg ünlerde hayır diyenlere terörist, yakıştırmasıyla başlayan süreç, “Her hayır diyen terörist değildir, ama her terörist “hayır” diyor şeklinde yumuşattılar.
En çok üzüldüğüm konu, “hayır” kampanyalarını sürdüren milliyetçilere yönelik provakasyon ve saldırılar her geçen gün biraz daha hızlanıyor.
Hayır kampanyası yapacaklara yer vermiyorlar. Broşürlerini yasaklıyorlar, elektriklerini kesiyorlar. Sinan Oğan’dan sonra Ümit Özdağ ve Yusuf Hallaçoğlu’da saldırıya uğradı. Silifke’de salonu basan kalabalık grup slogan atarak kürsüyü işgal etti.
Anlaşılan Bahçeli, MHP’li muhalifleri başka bir gözle bakmaya başladı. Sinan Oğan’a yapılan saldırıyı nasıl görüyorsunuz diyen gazetecilere! “Neresini değerlendireyim bir kişi var. Kürsüyü deniyor. Ülkücü hiçbir işi yarım bırakmaz.”
Bahçeli ne demek istiyor?
“O gerçek ülkücü olsaydı anasından doğduğuna pişman ederdi?” demek istedi.
Böyle bir saldırıyı kınamak yerine sadrece her yöne, çekebilecek cevaplar vermesi doğru bir değerlendirme değil.
Bugüne kadar hiçbir seçim kampanyasında günümüzdeki gibi panik yaşanmadı. Bu panik içinde karşı taraf “hayır”ı savunanlara her türlü gözdağı veriyor. Ve suçlamalarda bulunuyor.
MHP’nin izlediği politika tamamen yanlışlıklarla dolu. Mesela demokrasi düzenin belirli kuralları ve sınırları vardır. Söz gelimi karşı görüşçülere yöneltilen suçlamalar, Anayasanın temel ilkelerine ve özgürlüklere aykırıdır. AKP’de “Evet” çıkacak, terör bitecek” diyor. Terörün bitmesini parlementer sistem mi engelliyor?
AKP VE BAHÇELİ
Yıl 2002. Seçimlere iki yıl var. Üçlü koalisyon ortağı Bahçeli, Başbakan Ecevit’e erken seçim diye tutturuyor. Sonunda istediğini elde ediyor. Ama Bahçeli’nin MHP’si, DSP ve ANAP yapılan seçimde baraja takılıyorlar ve Bahçeli, parti genel başkanlığından istifa ediyor. Ancak aradan bir süre geçtikten sonra, bilinmeyen bir güç onu yeniden MHP’nin başına geçiriyor.
Herkesin yakından tanıdığı Bahçeli AKP’ye zaman zaman ağır eleştiriler yapsa da AKP her sıkıştığında onlara yardımcı olmayı ihmal etmiyor. Yani siyaset sahnesinde müthiş bir orta oyunu sergileniyor. Yağlı urganlara meydanlara atılıyor. Ama yine de 2007-2011’e kadar geçen süreçte tam bir yandaş gibi hareket ediyor. Ancak Bahçeli 2007’den sonraki süreçte yandaşlığın dozunu kaçırdığı için 2011’de MHP’nin oylarının düşmesine neden oldu. Mesela 2007’de Aydın’da MHP 3 milletvekili çıkarırken bu sayı 2011’de 1’e düştü.
Ülke genelinde de oylarda büyük düşüş yaşandı. Ancak MHP 7 Haziran 2015 tarihinde yapılan seçimlerde oylarını artırdı. Aydın’da değişen bir şey olmadı. Ancak 80 milletvekili çıkardı. Daha önceki seçimlerde AKP’de giden oylar yine geri dönmüştü.
Ama Bahçeli’nin aklında hükümet kurmak, hatta Başbakan olmak da yoktu ve hükümet kurma şansını kaçırdı veya AKP’ye destek olmak için farklı bir politika izledi.
Sonunda erken seçime gidildi ve AKP’nin yeniden tek başına iktidar olmasını sağladı. Bahçeli’nin bu hatası, MHP’deki grubu harekete geçirdi. Bu kalkışma, Bahçeli’yi gözden düşürdü, delegelerin desteğini de kaybetti.
Partideki milliyetçi grubun kurultay isteğinin önüne çeşitli engeller koydu. Kendisine karşı olanları tek tek MHP’den ihraç etti. AKP’ye verdiği destdeği ise hiç ihmal etmedi.
AKP’de MHP yönetimine milliyetçi grubun kurultaya gitmemesini sağlayan girişimlerde bulundu. Bahçeli, özellikle Başkanlık sistemi için kader birliği yaptıktan sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ayrılmaz ikili oldu. “Almanya’ya giderse onu orada yalnız bırakmam sözü çok anlamlıydı.
En iyisi mi Dr. Devlet Bahçeli referandumdan sonra AK Parti saflarına geçip bu bir gönül meselesidir. AKP katüılsa fena mı olur? Bahçeli eninde sonunda ya politikayı bırakıp köşesine çekilecek veya birçok yakın tanıdığı gibi AK Parti saflarına katılacaktır.
Delegenin yüzde 65-70 desteğini kaybeden bir lider yapılacak bir kurultayda yeniden MHP’nin başına geçer?
Çünkü kim ne derse desin Devlet Bahçeli ülkücü kesimle köprüleri çoktan atmıştır. Onlarla yeniden bir araya gelmeleri mümkün değildir. MHP Genel Başkan adayları, milletvekilleri ve Ülkü Ocakları Genel Başkanlarının programları basılıyor, engelleniyor, salonlar kapatılıyor, haberler sansürleniyor. Tehdit ve saldırılar devam ediyor.
Sanki daha başkanlık sistemi gelmeden kuvvetler ayrılığının ortadan kalktığı tam geri kalmış demokrasi tablosu içinde bir korku iklimi yaratılıyor. İnsanlar korku ve belirsizliklere sürükleniyor.
Halk oylaması bir ülke meselesidir. Vatandaş referandum, döneminin huzur içinde geçmesini istiyor. Çünkü hepimiz bir bütünüz. Referandumdan sonra da birlikte yaşayacağız.