Yerkabuğunun kuzey-güney yönlü genişleme (açılma) rejimine tabi olması nedeniyle, bu coğrafyada "normal fay" olarak adlandırılan ve yeryüzünde çöküntülere yol açan kırık sistemleri hakimdir. Aydın ve çevresi, jeotermal enerji potansiyelinin de kaynağı olan bu derin yer kabuğu çatlaklarının doğrudan üzerinde veya çok yakınında konumlanmıştır. Bu tektonik yapı, kentin tarih boyunca belirli periyotlarla şiddetli sarsıntılara maruz kalmasına zemin hazırlamıştır.

Türkiye'de Deprem Fırtınası! Bir Günde Artarda 20 Deprem Oldu

Bugün seçim olsa Aydın’ı hangi parti kazanıyor? İşte sonuçlar
Bugün seçim olsa Aydın’ı hangi parti kazanıyor? İşte sonuçlar
İçeriği Görüntüle

Büyük Menderes Grabeni ve Çöküntü Depremleri

Bölgenin ana sismik kaynağı, doğu-batı uzanımlı Büyük Menderes Graben Sistemi'dir. Bu sistem, sadece tek bir çizgiden ibaret olmayıp, birbirine paralel veya basamaklar halinde inen çok sayıda diri fay parçasından oluşmaktadır. Dağlık alanlar ile düz ovaların kesiştiği yamaç etekleri, genellikle bu kırık hatlarının yüzeydeki iz düşümleridir. Graben sisteminin ürettiği sarsıntılar, genellikle yerkabuğunun sığ derinliklerinde meydana geldiği için yeryüzünde hissedilen şiddet oldukça yüksek olabilmektedir. Üstelik verimli tarım arazilerinin bulunduğu ova kesimlerinin kalın alüvyon tabakalardan oluşması, deprem dalgalarının büyütülerek binalara iletilmesi gibi ekstra bir risk faktörü barındırmaktadır.

Hangi İlçeler Doğrudan Kırık Hatları Üzerinde?

Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA) tarafından güncellenen diri fay haritaları incelendiğinde, Aydın il sınırları içerisinde çok sayıda yerleşimin riskli bölgelerde yer aldığı görülmektedir. Başta kentin kalbi olan Efeler (merkez) ilçesi olmak üzere, doğuda Nazilli, Kuyucak ve Sultanhisar, batıda ise Söke, Germencik ve İncirliova ilçeleri doğrudan aktif fay zonlarının etki alanındadır. Turizm merkezi Kuşadası ise hem karasal fayların hem de Ege Denizi tabanında uzanan denizaltı kırıklarının tehdidi altındadır. Uzmanlar, fay hatlarının yerinin değiştirilemeyeceğini, ancak zemin koşullarına uygun, sismik izolasyon teknikleri barındıran mühendislik yapılarının inşa edilmesiyle bu tehlikenin yönetilebilir bir riske dönüştürülebileceğini her fırsatta vurgulamaktadır.

Kaynak: Haber Merkezi