Osmanlı Devletinde tarımda yoğunlaşmaya girmek zorunda olan bir köylü ailesinin seçenekleri, elbette oturduğu yörenin coğrafi şartlarına göre farklılık göstermiştir. XVI. yüzyıl Batı ve Orta Anadolu’sunda belirgin bir biçimde birbirinden ayrılmış tarım bölgeleri göze çarpmaktadır. Orta Anadolu bozkırlarında köylülerin neredeyse mono kültür halinde buğday ve arpa yetiştirdikleri görülmektedir. Bunun yanı sıra koyun ve deve yetiştiren konar-göçerlerin varlığı bilinmektedir. Tahrir defterleri ayrıca buğday ve arpanın yanı sıra pamuk ve susamın da ekildiğini göstermektedir. Ege bölgesinde ise, ekilen ürün çeşitlerinin çokluğu göze çarpmaktadır; bunların arasında çeltik, fasulye çeşitleri ile üzüm, özellikle önemli bir yer tutar (1420).
Anadolu plâtosunda bulunan nahiyelerde toplam üretiminin%90 veya daha fazlasını teşkil eden hububatın adeta bir mono kültür halinde bulunduğu ve bunun muhtemelen hayvancılıkla tamamlandığı anlaşılmaktadır. Ünye yöresinde kendirin fazla görünmesi burasının tersanenin kendir ihtiyacını karşılayan bir yöre olması nedeniyle bu işte uzmanlaşmasından kaynaklanmaktadır.
Bigadiç pirinç, Adana pamuk, Tire pamuk ve pirinç, Uluborlu yöresi de haşhaş üretimiyle farklılık arz eder. Kasaba, Uluborlu, Güre, Tire, Bigadiç, Ünye, Göl ve bilhassa da zeytin ile İznik meyve-bağ üretimi açısından ön plâna çıkmaktadır.
Tire, Bigadiç ve belli ölçüde Ünye, İznik, Zeytin ve Uluborlu’da tarımsal üretimde belirli bir çeşitlilik var. Bunu da en bariz olarak Tire ve Bigadiç’te görmekteyiz.
XVI. yüzyılda Anadolu’da hayvancılık ve konar-göçer hayat tarzının hüküm sürdüğü bazı bölgelerde hayvan üretiminin ekonomideki ağırlığı da hesaplanmalıdır.
Hayvancılığın da önemli bir yer tutmasına rağmen pek çok sancakta buğday üretimi toplam tarım üretiminin yarısını ve hatta daha fazlasını oluşturmaktaydı.
Pirinç ekimi, pamuk üretimi, bağcılık gibi bazı alanlarda uzmanlaşan bölgelerde bu oran yüzde 25-30’lara düşer. Bununla birlikte arpa ve darı gibi diğer tahıllarla birlikte buğdayın tarımsal faaliyetin en önemli kalemi olduğu da dikkat çekmektedir. Anadolu’ya bakıldığında özellikle Tosya-Boyabat yöreleri başta olmak üzere pirinç, Adana, Manisa, Harput vb. yerlerde pamuk, Ünye-Terme civarında kendir ve birçok yöre de bağcılık faaliyetinin mahallî ekonomilerde hayatî ehemmiyeti olduğu anlaşılmaktadır.
Buğday ve diğer tahıllar hem insanların temel yiyecek maddelerini hem de dönemin ulaşım ve askerî şartları gereği büyük önemi bulunan hayvanların yiyeceklerini sağlamaktaydılar.
Anadolu’nun belirli yörelerinde başka meyvelerinde ticari amaçla yetiştirildiği anlaşılmaktadır. Akdeniz kıyılarında limon ağacına rastlanmaktadır. Ancak İstanbul’a limon değil testi içinde limon suyu gönderildiği göze çarpmaktaydı. Marmara Denizi’nin Anadolu kıyılarında saray için nar yetiştirilmiştir.
Ege’nin tarım ürünleri çeşitliliğinin yanı sıra, Ege’den uzaklaştıkça ürün çeşidinin azalmakta olduğu görülmekteydi. İç batı Anadolu, Marmara bölgesi ve Bursa civarında sulak alanların çokluğu ile paralel olarak pirinç tarımı da ön plana çıkmaktaydı .
Bu ürünlerin dışında bağlar da oldukça önemli bir yere sahipti. Şeker kamışı az bulunan ve pahalı bir madde olduğundan, pekmez ve kuru üzüm yemeklere tat katmak için yaygın bir şekilde kullanılmaktaydı. İhracatı serbest olan Rumeli üzümlerinin, Venedik ve daha sonra da İngiliz tüccarları tarafından arandığı görülmektedir.
Tarım ürünleri arasında pirincin özel bir yere sahip olduğu şüphesizdir. Özellikle vadi boyunca toplanan Sakarya nehri ve onun bir kolu olan Kirmir çayı arasındaki Kızılcahamam ve Beypazarı, Çatak Çayı ve Göksu’dan İnegöl ve Osmaneli’ne kadar, Filyos Çayı ve Devrek ırmağı Bolu Sancağı’nda vadinin kaynağıdır. Pirinç, Bursa düzlüklerinde, Kestel kasabası civarında ve dağın dibinde bulunan Kapluca’da( bugünkü Çekirge) yetişmektedir.