Yazılı kaynaklarda en eski olarak Almancanın öncü büyük şairlerinden Freidank’ın dizelerinde rastlanan; Cengiz Han'dan, III. Richard'a, Franklin'e dayandırılan, İngiliz annelerinin çocuklarına ninni olarak söyledikleri:
“Bir mıh yüzünden nal elden gitti/Bir nal yüzünden at elden gitti./ Bir at yüzünden atlı elden gitti./Bir atlı yüzünden savaş elden gitti. Savaş kaybedilince krallık elden gitti. / Hepsi bir nal mıhı yüzünden olup bitti.”
Şiiri özellikle Osmanlı tarihi açısından önemli ders alınacak bir anlam taşıyor.
Ankara'dan cepheye Başkomutan olarak giden TBMM Hükümeti Başkanı Mustafa Kemal yüz yıl önce Nisan ayında yanında Sovyet diplomat Aralov'la Konya'ya geçti. Cephe gerisini güçlendirmek gerekiyordu. Geziden çok etkilenen, Aralov:
Mustafa Kemal bana dönerek, "Şimdi sizinle çok iyi bir iş yapacağız' dedi, kalkıp bir başka okula, nalbantlık okuluna gideceğiz! Oraya gitmeye söz verdim. Bugün okul ilk Türk nalbantlarını mezun ediyor. Şimdi size meseleyi anlatacağım”
Nalbantlık okulu nedir? Mustafa Kemal heyecanla bunu anlatmaya başladı. O dönemde Anadolu'da, Türkler arasında nalbant bulunmaması tuhaf görülecektir. Atları Rum, Ermeni gibi zanaatkârlar nallıyorlarmış.
Şimdi Rumlar Türklerle savaş halindeydiler. Ermenilerle de dostluk ilişkileri kalmamıştı. Atlar acemice çakılmış nallardan acı çekiyordu. Bu durum karşısında orduda kısa süreli nalbantlık kursları açılmıştı. Okul binası nal biçimindeydi. Okulun içinde birkaç nalbantlık atölyesi kurulmuştu. Okul öğrencilerinin çoğunluğunu cepheden getirilmiş erler oluşturuyordu. Öğrenciler arasında Yunanistan’ın işgal ettiği bölgelerden getirilmiş öksüz çocuklar da vardı. Okulun duvarlarında şöyle yazılar okunuyordu:
“İşçinin teri kutsaldır, çelik ordunun gücü üretici emektedir”, "Çalışan Allah sever", "Çalışmak ibadettir!", “ilkin çekiç ve alın teri, sonra eğlence”, “Sanayi ve zanaat halkın belkemiğidir.”
Okulun avlusunda bizim için bir çadır kurulmuştu. Mustafa Kemal'in, benim ve Azerbaycan Büyükelçisi Abilov'un önüne süslü masalar konmuştu.
Yüzbaşı okul müdürü konuşmasında okulun ordu için, özellikle süvari birlikleri için bilgili nalbantlar yetiştirdiğini söyledi. Bugün ilk 50 öğrenci mezun oluyordu. Okul görüldükten sonra söz bana, daha sonra da Abilov'a verildi.
Konuşmamda nalbantlık okulunun bağımsızlığını isteyen ve itilaf devletlerine boyun eğmeyen yeni Türkiye'yi simgeleştirdiğini söyledim. Daha sonra diplomaların verilmesine geçildi. Öğrencilerden birine, ‘Senin nalladığın at kahraman devrimci Türk ordusuyla birlikte İstanbul’a ilk giren at olsun!’ dileğinde bulundum. Bir başka öğrenciye de, " Güzel nallanmış hızlı atın,
İzmir’e giren ilk at olsun!' dileğini tekrarladım. Bu sözlerim herkesin çok hoşuna gitti ve hızla bütün şehre yayıldı.