Türkler tarih boyunca kurdukları bütün devletlerde insan unsuruna büyük önem vermişler, devlet fikri ile mektep fikrini daima eş değer saymışlardır. Devrin en yüksek kültürüne ve bilgisine sahip olanları himaye etmişlerdir.
Böylece 1000 yıllık tarihimizde milli devlet, milli mektep sayesinde üç kıtaya yayılabilmişlerdir. Türk kültürü üç kıtada etkinlik göstermiştir.
İslamiyetten sonra Türkler, Hz. Muhammed’in “İlmi Çin’de bile olsa alınız” sözüne sadık kalarak din ile ilmi öyle güzel bir şekilde iç içe götürmeyi başarmışlardır ki sosyal bilimlerde, astronomide, cebir ve geometride mühendislikte, tıpta, felsefede, mantık ve tasavvufta büyük mesafeler almışlardır.
Selçuklardan sonra Osmanlılar da mektep mimarisiyle topluma yön veren tavırlarıyla milli bir kimlik kazanmış ve milli kültürümüzün oluşmasında en büyük payını almıştır.
Cumhuriyetin ilk yıllarında da mektebe gerekli önem verilmiştir.
Kurtuluş savaşında devlet, öğretmenini askere bile almamış, kültürlü bir nesil yetiştirmek için hiçbir fedakarlıktan çekinmemiştir. Ancak bazı dönemlerde Milli Eğitim sistemimiz millilikten uzaklaştırılmaya çalışılmıştır. Bu düşüncede olanların bunda başarılı olduğu söylenebilir.
Eğitimimizi, milli tarihimizden koparmak isteyen güçler her zaman görülebilir. Ama bu karşı tedbir alan memleketin gerçek evlatlarının varlığını unutmamak lazım. Bütün bu gayretlere rağmen hala eğitimde millilik düşüncede, mimaride ve sanatta millilik tam anlamıyla gerçekleştirilememiştir.
Bir eğitim, kendi çocuğunu, kendi örf adet ve törelerinin sahibi kılamamışsa, eğitimin temel amacı onun bilgi ve birlik şuurunu sağlayamamışsa, o eğitim bize göre başarısızdır, amaçsızdır, ruhsuzdur. Bundan da ötesi milli olma özelliğini kaybetmiştir. Bir eğitim sistemini düşünün ve kendi öz evladını, ilköğretim 4. Sınıftan itibaren İngilizce öğretime geçmektedir. Bu çocuklar daha dilini ve grameri öğrenmeden İngilizce dilini öğrenmeye başlamaktadır. Bilindiği gibi artık Türkiye’de orta öğretim, türk dilini bırakıp İngilizce eğitim veren Anadolu liseleri modeline dönmüştür. Bir öğrencinin dil öğrenmesinde elbet bir sakınca yoktur. Ama 9-10 yaşında bir çocuk millilik şuuruna erişmeden soluğu yabancı kültürde alıyor. Bir eğitim, kendi çocuğuna, kenid örf, adet ve törelerinin sahibi kılamamışsa, eğitimin temel amacı onun bilgi ve birlik şuurunu sağlayamamışsa, o eğitim bize göre başarısızdır, amaçsızdır, ruhsuzdur. Bundan da ötesi milli olma özelliğini kaybetmiştir. Yukarıda değindiğim gibi.
Bir eğitim sistemini düşünün ve kendi öz evladını, Türk dili ve gramerini öğrenip kavramadan İngilizceyi öğrenmeye başlamaktadır. Artık düz liseler tarihe karışmış, orta öğretim, tamamen İngilizce eğitim veren Anadolu Liseleri modeline dönmüştür.
Şüphesiz ki milli eğitimimizin ana hedefi olan eğitimde, millilik, ruhta ve kültürde millilik büyük emek, gayret ve sabır istemektedir. Çünkü eğitimde başarı ancak bütün güçlerin birleştirilmesi bütün kaynakların tek hedefe teksif edilmesi lazımdır.
Geçmişte büyük medeniyetler kurmuş olan Türk milleti, ne zaman güçlü bir devlete sahip olmuşsa, milli kültürüne, milli değerlerine, sıkı sıkı sarılmıştır. Ne zaman devlet zayıflamış, otorite boşluğu meydana gelmişse, bir kültür ve medeniyet buhranına düşmüştür. Geçen yılın ortalarında tanzimatla başlayan batı ile olan münasebetlerimizi sebebiyle zaman zaman sıkıntılı süreçler yaşadığımız oldu. Bu süreçte bütün dünyada Türkün Türkten başka dostu olmadığını ve hakikatte kendi milli kültürümüzden uzaklaşma sürecini yaşadığımızı uzun süre anlayamadık. Bugün bu acziyetimizi yetiştirdiğimiz sözde bilim adamlarıyla daha iyi görüyoruz.
Batı dünyası, 1789 Fransız ihtilalinden sonra milliyetçilik akımlarını fazlasıyla yaşamıştır. Osmanlı devletinde milliyetçilik değil, ümmetçilik, yeni Türkiye’de ise millilik bir kafatasçılık olarak algılanmıştır. Kısacası Türkler batı modelindeki milliyetçilere benzememiştir. Çünkü başka milletlerin kültürlerini benimsemek kopyacılık olur.
Din hiç şüphe yok ki milli kültürümüzün ayrılmaz bir parçasıdır. Büyük mütefekkir Nurettin Topçu’nun dediği gibi islam yalnız secde halinde değil, seccadeye eğilen başlarımızdadır. İslam dini, milli kültürümüzün oluşmasında mucizevi katkılarda bulunmuştur. Bu büyük gücü görmemezlikten gelmek, bu duyguyu küçümsemek, laiklik bahaneleriyle milli duyguları zayıflatıcı, dini duyguları rencide edici tutum ve davranışlarda bulunmak hiç kimseye fayda sağlamayacaktır. O halde, atalarımızın dediği gibi “Türün Türkten başka dostu olmadığını hiç unutma. Milli birlik ve beraberliğine sımsıkı sarıl, milli devletin ve milli mektebin sayesinde dışarıda itibarın ve içerde istikrarın ve kalkınmanın neferi ol.”
“Ey Türk milleti titre ve kendine dön (!)”