Anadolu'nun eski tarihi, Türk tarihi, Arkeoloji müzeleri üzerine çalışmak, araştırmakla kalmıyor Atatürk'ümüz elbette. Ümmet anlayışından ulus anlayışına, kulluk yapmaktan vatandaş olmaya geçebilmek için eğitime, dilimize, tarihimize, arkeolojiye olağanüstü önem veriyor. İnsana, gençliğe yatırım yapmak, üniversiteler kurmak, kurumlaşmak ve bilimsel araştırmalar yapmak üzere çalışıyor.
Türkiye'de hemen her şeyde olduğu gibi arkeoloji de, özellikle de Anadolu’nun eskiçağ tarihi, Atatürk'ün bilimsel zekâsı sayesinde gelişmiş ve kurumlaşmıştır. Atatürk’ün önderlik ettiği tarihsel köklerimizin öğrenilmesi çalışması, ulusal bilincimizi pekiştirmiştir. Muazzez ilmiye Çığ'ın Sümerliler konulu kitap ve araştırmaları bu sürecin doğrudan tanığıdır.
Henüz Lazan Anlaşması bile yapılmamışken, ülkenin her yerinden hâlâ dumanlar tüterken yurt dışına burslu öğrenci göndermek başka kimin fikri olabilirdi? O kadar işin gücün, sıkıntının işinde bütün bunları nasıl düşünebiliyor?
Yazar K. B anlatıyor:
Amerika'da katıldığım bir panelde, Kuzey ve Orta Amerika'da yaşayan 30'un üzerinde yerli, yani Kızılderili» kabilenin Sibirya'da yaşayan "Yakut" kökenli oldukları konusunu şaşkınlıkla dinlemiş, gerçekten de yaşam tarzlarını, adetlerini, yedikleri, içtikleri, inançlarını dinledikçe son derece mantıklı gelmişti. Şaman olmaları, ölülerin ardından ağıt yakmaları, ağaçlara çaput
bağlamaları, doğa ve hayvan sevgileri, kurt, at ve kartallara olan sevgileri, Dede Korkut'u anımsatan efsane ve öyküleri, kilim dokumaları, kilim desenleri, göçebe çadırları, kadın ve erkek eşitliği, sazlı, sözlü yemek ve toplantıları çok açık bir şekilde benzerlikleri ortaya koyuyordu.
Asıl şaşkınlığım bir zaman sonra daha da arttı.
E.K. Pekarskiy isimli bir bilim adamı 1881-1905 arasında yaşadığı topraklarda topladığı dil ve folklor malzemesine dayanarak çok önemli bir eser meydana getirir. Bu yapıt, Rus İlimler Akademisi tarafından 1905-1930 yılları arasında toplam on üç fasikül olarak basılan, orijinal adıyla, Slovar Yakutskago Yazıka" dır.
Bilin bakalım bu konuyu ortaya çıkarıp Ural Altay dilleri, Türklerin eski dinleri ve yaşam şekilleri gibi konuların araştırılmasını isteyen, Türk Dil Kurumu tarafından oluşturulan bir heyetle bu eserleri Rusçadan Türkçeye çevrimini yaptıran kimdir? Evet, doğru bildiniz, Mustafa Kemal Atatürk.
NE OLDU BİZE?
Afet İnan, Ahmet Caferoğlu, Reşit Rahmeti Arat gibi ünlü Türkologların da bulunduğu, Rusçayı anadili seviyesine yakın bir derecede bilen on sekiz kişiden oluşan bir heyet son derece titiz bir çalışma yaparak, eseri Türkiye Türkçesinin harf dizilişine göre sıralayıp Atatürk'e sunarlar. Afet inan tarafından kendisine takdim edilen bu büyük çalışma üzerinde, Atatürk etimoloji denemeleri yapar.
Bu çalışmanın orijinali halen Anıtkabir Komutanlığı Atatürk Özel Kitaplığı’nda bulunmaktadır. Tam 13 büyük ciltten oluşan bu eserin hemen her sayfasında Atatürk'ün el yazısı ile alınmış notları vardır. Bırakın kitabı, siz hiç yaşamınızda bir lügat (sözlük) okudunuz mu? Sözde bilgiye erişimin çok hızlı olduğu bir dönemde bile beni hala şaşkın liga uğratan o olağanüstü insanı gelin de sevmeyin, gelin de saymayın!
Amerika'da yine bir kongrede Yazar K.B.'nin yanına yaklaşan genç bir delikanlı İngilizce olarak "Merhaba, ben de Türküm" dedi. Hani memleket nere" muhabbeti gibi "Yaa, nerelisiniz?" diye sordum. "Karay Türküyüm” dedi.
"Karaçay mı demek istediniz" diye sordum, "Hayır dedi, "Karay!" Türkiye'de pek bilinmez ancak özellikle Amerika'da oldukça yoğun bir soydaş gurubumuz vardır. Azeri, Türkmen, Özbek, Tatar, Ahıska, Kırgız, aklıma ne gelirse düşündüm ancak Karay'ı çıkaramadım. "Hazar Türkü de derler dedi, genç delikanlı. O zaman anladım. Ülke Litvanya, Baltık kıyısında yaklaşık
üç milyon insanın yaşadığı, geçimini hayvancılık ve ormancılık ile sağlayan bir ülke. Halkın önemli bir bölümü ateist, ülkede az sayıda Karay ve Tatar Türkü yaşamakta. Kuman soyundan gelen Kırım Türklerinin "Musevi olan halkının bir bölümü buraya yerleşmiş.
Yazarımız anlatımını sürdürüyor: “Beni asıl şaşırtan bu değildi elbette. Beni asıl şaşırtan öykü, rahmetli büyüğümüz, Profesör Oktay Sinanoğlu’nun anlattıklarıydı. Profesör Oktay Sinanoğlu, bir konferans için Litvanya’ya gidiyor. Arkadaşı Profesör Yutsis de, kendisini ilgisini çeker diye Hazar Türklerinin yaşadığı bölge olan Trakai’ye götürüyor. Sinanoğlu, içinde büyük bir göl, Türklerin yaptığı büyük kale ve harika manzarası olan bu ilçeye, tarihi binalara ve insanlara bayılıyor.
Orada köyün ihtiyar meclisinin başı olan aksakallı bir adamla tanışıyor ve köy hakkında konuşmaya başlıyorlar.
Uzun uzun konuşuyorlar, hem de Türkçe!
Aksakallı Sinanoğlu’na ne diyor bilir misiniz?
Bakın aynen şöyle söylüyor:
“Atatürk’ümüz zamanında, Türkiye’den onun gönderdiği elçiler gelir, bize Türkçe dergiler, kitaplar getirirdi. Atatürk vefat etti, Türkiye’den ses seda kesildi. Size ne oldu?
Evet, sahi ne oldu bize?
Olağanüstü bir insan çıkıyor, olanaksız denilen bir bağımsızlık savaşımı veriyor, yeni bir ülke 10 sene içerisinde dünyada kendi kendine yeten 7 ülkeden biri oluyor, eğitimden sanayiye, sağlıktan ekonomiye, dil, tarih, sanat, aklınıza gelebilecek her konuda inanılmaz adımlar atılırken bizim varlığını yeni öğrendiğimiz soydaşlarımıza elçi gönderiyor, kitap, dergiler yolluyor.