6 Şubat 1974’te Ecevit ilk kez Başbakanlık koltuğuna oturdu. 5 ay sonra Kıbrıs’ta bir darbe olmuştu. 20 Temmuz 1974’te harekat başladı. Barış harekatı, Ecevit’in siyasi pozisyonunu da belirleyici biçimde etkiledi. O, artık “Kıbrıs Fatihi” Ecevit’ti.
Rahşan Hanım’ın yıllarca evinin balkonunda beslediği güvercinler, Ecevit’in siyasi hayatında da simgesi oldu. Özellikle ilk Başbakanlığı döneminde 1974 yılında Kıbrıs Barış Harekatı’nın talimatını verdikten sonra düzenlediği mitinglerde güvercin uçurmaya başladı. “Savaşın Şahini Barışın Güvercini Karaoğlan” sloganı eşliğinde uçurulan güvercinleri unutmuyoruz.
Ben, Aydın’da kucağımda oğlumla, istasyonun arka tarafında O’nu dinlemiştim. Halk bu sloganla istasyon meydanını inletmişti. Mavi gömleği, kasketiyle Aydınlılara seslenişi muhteşemdi. “Ecevit mavisi” 34 yıl önce siyasi literatüre girdi. Sanırım, Demirel’in şapkasının rakibiydi. Kasketi, Ecevit’in başını soğuktan ve güneşten korumanın dışında “Halkçı Ecevit” sloganıyla siyasi bir anlam da yüklemişti. Mavi gömleği, kasketi, demli çayı, beyaz güvercini ve dürüstlüğüyle adını dağlara, taşlara yazdığımız “Karaoğlan” hayata ve bizlere veda etti. “Barış Güvercini” uçurdu.
BİR YILDIZ KAYDI
Bu düzen değişecek! Ne ezen, ne ezilen, insanca, hakça bir düzen. Toprak işleyenin, su kullananın. Halklara özgürlük…
Bu sloganlar, Türkiye’de ortanın solu hareketinin 1970’lerde dağa taşa “Umudumuz Ecevit” diye yazan kitlelerin mücadelesinin, milyonları etkileyen “Ecevit Çağı”nın ütopyasıydı.
Bülent Ecevit’i kaybettik.
Almanya solu için Willy Brandt, İsveç solu için Olof Palme neyse, 1980 öncesinde Türkiye’de sosyal demokratlar için Ecevit, oydu.
O BİR DÜŞÜNÜRDÜ
Ecevit, bir asker değildi, bir ekonomist, bir işletmeci, iş ve yönetim pratiğinden gelen bir lider de değildi. Ecevit, bir düşünürdü; onu diğer liderlerimizden ayıran bu özelliğidir.
Gelmiş geçmiş liderlerimiz içinde, tarihe, edebiyata, felsefeye, bilim felsefesine, sanata en çok ilgi duyan liderimiz Ecevit’ti. Böyle bir entelektüel nasıl oldu da halkın umudu haline gelebildi? Köyleri, varoşları peşine takabildi?
1960’larda 1970’lerde büyük çapta dünyaya kapalı, sol deyince “Moskova Yolu” diye düşünen bir toplumda, şehirli bir lider nasıl “Ortanın Solu”nu iktidara getirebildi?
Bunun bir sebebi, doğuştan gelen “karizma”dır. Ama çok önemli bir sebep daha vardır: Ecevit’in düşünme biçimi.
Son yollarda Merve Kavakçı’ya TBMM’de gösterdiği tepki unutulmayacaktır. Kar tanesi kadar naif görülen bu adam, yeri geldiğinde işte böyle çığ kadar önünde durulmaz bir iradeyi temsil ediyordu.
KARİZMATİK İKİZLER
O ciddi bir devlet adamı olduğu kadar bir duygu adamıdır. 28 Mayıs’ta doğduğuna göre ikizler burcuydu. Kişiliğindeki ikili karakter, milyonlar önünde en karizmatik lideri yaratırken, aynı anda evde eşiyle çay içerek, daktilosunu tıngırdatan bir adamı yaratabiliyordu…
Bir karakteri, şiir ve yazı yazan bir adam olmak isterdi. Öteki karakteri, 50 yıl bir ülkenin kaderine damgasını vuran, hapislerde yatan, suikastlara hedef olan, Kıbrıs’a çıkan, Apo’yu getirten dağlara taşlara ismini yazdıran, sonra yapayalnız kalan bir adam oluvermişti.
Üzerine gelen kurşunlara “Beni de vurun kalleşler” diye meydan okuyan şövalyeyle, “Hırkanı al üşütürsün…” diyen karısının sözünü dinleyen çocuksu ve sevecen naiflikti onunkisi.
Başbakanken hapse giren, hapisten tekrar Başbakanlığa çıkabilen bir inattı içindeki...
Tek serzenişi sanırım fikirleri uğruna düştüğü cezaevinden çıkarken söylediği şu söz olmuştu: “Cezaevindeki yalnızlığıma içerlemedim. Sadece mahkemelerdeki tenhalık üzücüydü…”
Türkiye’nin tek dolar zengini olmayan başbakanı ne acılar çekmişti…