Mart ayı içinde Cemre havaya suya ve toprağa düştü, bahar geldi derken, “mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır” sözü bu yıl gerçek oldu.
Bu hafta başından buyana 5. Gün kış soğuğu geri döndü.
Dün topyatağı dediğimiz mevkiide kar serpintilerini görünce çokşaşırdım.
Evet, dün Aydın'a kar yağıyordu.
Hem şaşırdım , hem de sevindim.
Susuzluk çekmemek için , tek çare,kışın getirdiği rahmete bağlı.
Nevruz , yeni gün kutlamalarının ardından
Bir mayıs bahar bayramı , deniz ,güneş , plaj manzaraları.
Yandık dediğimiz sıcaklar gelsin geri.
Şikayet ettiğimiz yaz ayları gene baş tacımız.
İnsanoğlu, yazın kış'ı , kışın da yaz'ı dilinden düşürmez.
Sıcak olmasa , soğuğun , soğuk olmasa, sıcağın farkında olmaz insan.
Nasıl siyah'ı görmeden beyaz ,beyaz ı görmeden siyahın farkına varılmazsa,
iklimlerde çeşitliliktir zenginliğimizin.
***
Doğa da bile yaradan bizi çeşit çeşit şekillendirmiş.
Sonra da bu farklılıklarınız ayrışma değil , zenginliğiniz olsun demiş.
Bunun farkında olan ve hayatın demini alabilen Mevlana ve Yunus Emre, işin sırrına erenlerden olduğundan “sevelim sevilelim” diye işi özetlemiş.
Bugün toplumumuz başta siyasetçilerin söylemlerinden gerginlikleri makul seviyeyi çoktan aşmış durumda maalesef.
Eleştiri hoşgörü empati kavramlarını unuttuk gittik.
İnsanın insan'a bırakın sevgisini ,saygısını unuttuk gittik.
herkes patlamaya ramak kalmış bir bomba..!
havalar gibi değişiyoruz mu ne..?
Bir salgın bu milleti ve dünyayı teslim aldı.
N'oldu bize..?
Neler oluyor bize..?
Birilerinin bu gerginliği sona erdirmesi gerekiyor.
Hırs , siyasette ve ekonomide yanlış yöne götürür.
Oysa hepimiz aynı yöne giden tren'e binmiş insanlarız.
Birilermiz öne , diğerleri geriye koşsa da aynı kompartman'dayız.
,Aslında aynı tren' de aynı yöne gidiyoruz.
Aynı trende koşsanız da ne değişecek , geriye gitseniz de!
tren isteseniz de istemeseniz de sizi hedefinize götürecek eninde sonunda.
Tek eksiğimiz , İletişim ve hoşgörümüz..!
Oysa bunlar bizim öz hasletlerimiz idi daha düne kadar..!
Konuşmak ve iletişim birbirimizi sevmemizi gerektirmese de , gerginlikleri yanlış anlaşılmaları ortadan kaldıracaktır.
Onun için sonradan açmamız gereken kapıları çarpmadan çıkmalıyız .
Daha çok bir araya gelmeliyiz.
Siyasi kin , düşmanlık ve ayrışmaları önlemek için , empati yapmak zorundayız.
Demokrasiye inanmak , önce demokrat olmakla eşdeğerdedir.
Bunun bir yolu da Sivil Toplum Kuruluşlarının çabalarıyla gerçekleşecektir.
Tümünün ortak sevdası , daha güzel bir Aydın rüyası.
Aslında Aydın'da Kent Konseyi, AYTESKON gibi birliktelik oluşumları var,
Ancak alınan kararları yürütecek ve lobi yaratacak bir birliktelik yoktu bugüne dek.
Bundan sonrası bu toplantıların geleneksel olarak devam ettirilmesi , Ortak akıl üretilmesi.
Diyalog eksikliğinin ortadan kaldırılması için bu çok gerekli.
Çünkü Sivil Toplum Kuruluşların dayanışması, kentlerin yerelde , Millet Meclisidir.
Tek elin nesi. var oysa iki elin Sesi var,
Ama bir öz eleştiri , Aydın da bugün hala bilgi kirliliği ve ego var.
Ekonomik açıdan birlik yani EKO-BİRLİK gerekirken
Hemen ön yargı ve art niyetle EGO -BİRLİK e dönüyor insanlarımız.
Eko sistem derken , ego sistem yerleşiyor akıllara.
Aslında ego iş yapma heyecanıdır biraz ama,bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak da en kötüsü,
Ulu önder Atatürk 'ün şu veciz sözü beni çok etkilemiştir.
Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.
Cahillere her şey ne güzel , her şeyi okumadan bilirler.
Bizde de okumadan , bilmeden fikir sahibi olmak hastalığı var .
Bir de Efelerin oyunları gibi tek başına diz vurma toplumsal çalışmalarda organize olamama..!
Hadi hafta sonu bu kadar ciddi satırlardan sonra , biraz da gülelim.
***
Şişman bir adam, çok ünlü bir doktorun MUAYEHANESİNE gider ve bir türlü zayıflayamadığını derdine çare arar.
Doktor, bir hafta kullanmak üzere, isimsiz bir hap verir,
Adam ilk kullandığı gece, uyur uyumaz rüya görmeye başlar.
Bir saray içinde, etrafında onlarca cariye,
sabah uyandığında, kan ter içinde...
Her gece aynı şey,
bir haftanın sonunda bütün fazla kilolarından kurtulmuş.
Günler sonra yolda kendisi gibi şişman bir arkadaşına rastlar ve nasıl kilo verdiğini anlatıyor
Arkadaşı da doğru o doktorun çalıştığı HASTAHANEYE gider
doktor ona da ayni tedaviyi uygular,
İlk gece,adam rüyasında bir sarayda..!
Ama etrafında cariyeler yerine onlarca iri yari zenci köleler..!
Tutarlarsa adamı fena yapacaklar.
Bizim şişman önde, onlarca iri yarı zenci peşinde.,
Başlıyorlar sarayın içinde koşuşturmaya.
Üçüncü gün sonunda adam zayıflıyor ama dayanamıyor
doktoru telefonla arar.
"Ya Doktor bey,
Neden arkadaşımla benim rüyalarım farklı?”
"O cariyelerle vakit geçirirken, ben neden zencilerden kaçıp duruyorum rüyamda”
Doktor biraz düşündükten sonra sorar:
'Siz HASTAHANEYE mi gelmiştiniz,MUAYENHANEYE mi?"
Kıssadan hisse,
Fıkradaki gibi,
Her şeyi menfaat ile çarpıp bölersek, sonra çıkardıklarımız tekrar toplayamayız.
Muayene ile hastane
farkına döner bizim en güvendiklerimiz.
Oysa biz , biraz da eskilerin deyimiyle meccanen , yani para almadan , toplum için de çalışmalıyız.
Çünkü bilginin zekatı paylaşmaktır.
Bu zekatı vermeye hazır onlarca AYDIN SEVDALILARI hizmete hazırdır.
SÖZÜN ÖZÜ :
NE YAPARSAN YAP , PİŞMAN GİDECEKSİN BU DÜNYADAN,
BELKİ YAPTTIKLARINDAN , BELKİ DE YAPMADIKLARINDAN.
Mehmet ÖZÇAKIR
mehmetozcakir@hotmail.com
GSM : 0.542.7608691
PK: 110 EFELER – AYDIN