Yaşam hakkı kutsaldır. Buna birilerinin itirazı var mı? Birinin yaşamına ister devlet eliyle ister birey tarafından son verilsin, bu hakkın ihlalidir. Ancak bunu sadece birinin hayatına son verme şeklinde düşünürsek, ne kadar dar bir çerçeve çizmiş oluruz değil mi? Sağlık hizmetlerindeki yetersizlikler yaşam hakkına müdahale değil midir? Bazılarına göre bu sorunun cevabı hayır olabilir. Ancak bana göre hiçte öyle değil. İçme suyu şebekesinin randımansızlığı, kanalizasyon sisteminin olmayışı bile doğrudan insan yaşamını hiçe saymaktır. Kolera, tifüs, ishal salgınlarının ortaya çıkması insan yaşamını riske atmak değil midir? Yaşam hakkı ihlali illaki birisinin başına silah dayamak mıdır? Değildir… Yirmi yıl kadar öncesini düşünelim. Ülkemiz için olumsuz bir tablo söz konusudur. O dönemde yaşanlar, “Avrupa’da kedi-köpeğe verilen değer Türkiye’de insana verilmiyor.” Sözünü çok duymuştur. Aslında sözü edilen dönemde Türkiye’de kediye köpeğe de değer verilmezdi. Belediyeler, sokak köpeklerini zehirlerdi. Köpekler debelenerek can verirdi. Elbette o zamanlardan bugüne köprünün altından çok sular aktı. Sağlık hizmetlerinde ciddi iyileşme sağlandı. İdam cezası kalktı. Bebek ölümleri azaldı. Artık ülkemde insan hayatı önemsenmektedir.
Yaşam hakkı tamam… Yaşam biçimini seçme hakkıyla ilgili ciddi sorunlarımız var. Hangi kesimden olursa olsun gücü eline geçiren, diğerini kendine benzetmeye çalışmaktadır. Doğru mu? Yanlış! Bir zamanlar, Amerika Birleşik Devletleri Kızılderili kültürünü ortadan kaldırmaya çalışırken İspanyollar ve Portekizler Amazon yerlilerini neredeyse yok etti. İngiltere, Avustralya’da Aborjinlere yapmadığını bırakmadı. Günümüzde Amerika ve Batı yaptıklarından ders çıkarmışa benzemektedir. Avustralya hükümeti Aborjin köylerini korumak için var gücüyle çalışmakta… Düşünün yirmi birinci yüzyılda ok ve mızrakla avlanmaya çalışan insanlardan müteşekkil köyler… Amerika’nın en gelişmiş Batı kıyısı eyaletlerinden Pensilvanya’da Amish(amiş) adı verilen bir azınlık yaşamaktadır. Amishler, Newyork ve Washington’un hemen yanında teknolojinin hemen her nimetinden faydalanmayı reddeden bir topluluktur. Elektrik ve elektrikli hiçbir ev aleti kullanmazlar. Telefon nedir bilmezler. Motorlu taşıtlara binmezler. Elbiselerinde fermuar ve düğme yoktur. Bu topluluk, çocuklarını da aynı kendileri gibi yetiştirir. Amerikan hükümeti güya çağdışı görünen bu topluma müdahale etmiyor mu? Olayı çağ dışılık olarak görürsen müdahale hak olur. Ancak Amerika, durumu yaşam biçimini seçme hakkı olarak değerlendirmektedir. Hatta bu topluluğa askerlik ve vergi muafiyeti tanımıştır. Boşuna dememişler Amerika özgürlükler ülkesi diye… Başkasına zararı yoksa insanların farklı yaşam biçimlerine sahip olmasından daha normali ne olabilir? Laz, Laz gibi giyinir, konuşur. Alevi, alevi gibi… İnsanlar, inandıkları gibi yaşar ve çocuklarını da aynı çerçevede yetiştirir. Yaşamından memnunsa bir kişiyi diğerleri niye değiştirmeye çalışır, anlamam.
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin yayımlanalı hangi vakit oldu. Ancak bizde daha düne kadar insanın en temel haklarından yaşama hakkına saygı yoktu. 1980 ihtilalinde hapishane ve karakollardaki işkence ve insanlık dışı muameleleri henüz unutmuş değiliz. Yaşama Hakkına saygı ilkesine yeni uyum sağlamış durumdayız. Ben, İnsan Hakları Bildirgesini kabul ettim demekle iş bitmiyor. O bildirgede anlatılanların hem devlet katında hem de toplumda sindirilmesi zaman alıyor. Şimdi sıra yaşam biçimini seçme hakkında… Bırakın herkes inandığı gibi yaşasın… Aydın ilinin İncirliova İlçesi Acarlar beldesindeki insanların bence çok üzerine gidilmektedir. Elbette kızların küçücük yaşta evlendirilmesine karşıyız. Ancak temel eğitimden sonra onlar kız-erkek fark etmez, çocuklarını okutmuyorsa bırakın okutmasın. Çiçekli şalvar giyiyorlarsa kimse onları çingene gözüyle bakmasın. Onlar tarla-bahçe işiyle uğraşmakta. Pazarcılık yapmaktadır. Yani doğrudan toplum için katma değer sağlamakta. Hem düğünleri çok ilginç, acayip bir dans biçimleri var. Acarlardan biri hastaneye kaldırılsa Acarların neredeyse tamamı hastaneye üşüşür. Beldede bütün kapılar açık. Herkes, herkesin evine çat kapı girebilmektedir. İnsanlar birbirine güvendikleri gibi komşu, komşunun evini kollamaktadır. Beldede bir kavga olsa diğer insanlar araya girer yapmayın etmeyin der. Kavgayı yatıştırır. İnsanlar halinden memnun. Modern yaşamı istememektedir. Bırakın onlar öyle kalsın… Daha düne kadar İngilizce şarkı dinleyenler, ülkemizdeki herhangi bir yerel dilde şarkı söylenmesine tahammül edememekteydi. Şimdi ne oldu? Sular duruldu… Su aka aka yerini buldu. Tolerans diyoruz… Yaşam biçimini seçme haktır guk değil…