Onbir ayın Sultanı, gönüllerin coştuğu, kalplerin sevgiyle dolduğu Ramazan, bu akşam iftar yemeği ile sona eriyor. Bu mübarek ayı, yarın kutlayacağımız bayramla şenlendireceğiz.
Yüzyıllardır kutladığımız Allah’ın sevgi ve merhametine nail olabilmemiz için Bayramı Allah’a yükselen sevgi, merhamet ve medeniyet merdiveni olarak kullanalım. Çünkü Bayram, müstesna bir gün ve Müslümanların ummanda bir zerre olduğu kutsal bir oluştur.
Çünkü hiçbir yol, sevgi ve merhametin bizi Allah’a ulaştırdığı kadar emniyetli olamaz.
Bayram sabahı güneşin ışıkları dünyaya yayılırken, Ramazan ayında günahlardan arınmış inancıyla ibadethanelere koştuk. Sevgi, hürmet ve inancı yüreklerimize indirip, günahlarımızın affedilmesi için Allah’a duacı olduk.
İşte o zaman paylaşabileceğimiz, birlikte olabileceğimiz, üretebileceğimiz, ilerleyebileceğimiz, sorunların üstesinden gelebileceğimiz, ölenlerimize ve yaşantılarımıza karşı sorumluluklarımızı yerine getireceğiz. Buna her dönemden çok bugün daha çok ihtiyacımız var.
Çünkü emperyalizm, gözünü ortadoğuya ve Anadolu’ya dirmiş, geleceğimizi tehdit ediyor. Kalplerde celalin sıfatlarını hissediyor. Korku, endişe ve umut duygularının karmaşıklığı içinde kalbimiz sadece bir rasat aracına dönüşüyor. Yani emperyal güçler, anlamsız ve sığ duygulara kapılmamıza neden oluyor.
Bu durumda kalp, ilahi hakikatlerden nasıl mahrum olur? Değersiz arzuların gölgesiyle karanlıklara karışmaz mı?
Yani emperyalizm, bir çıkar uğruna Ortadoğu haritasını azgın duygularıyla bölgede yaşayan Müslüman halklara nasıl olur da yaşam hakkı vermez.
Günümüzde ortadoğudaki islam ülkelerini emperyalizmin pençesinden kurtarmak için, Müslümanların ilk önce bir gönül ahlakına, demokrasi ve yürek terbiyesine ve merhamet eğitimine ihtiyaçları vardır.
Dünyada merhamet olmayan bir coğrafya ve insan sevgisi olmayan yerde şefkatten söz edilemez.
Emperyalizm, çirkin yüzüyle, islam ülkelerini bir damla petrol uğruna cehenneme çevirmiştir.
Oysa kainatın düzeni sevgiye dayanır. Çünkü ulu Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır.
“Andolsun size kendi içimizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz çok ağır gelir o, size çok düşkün, müminlere karşı da çok merhametlidir” (Tevbe 128)
O şanlı nebi Hz. Muhammed s.a.v. alem şumul rahmetin biricik temsilcisi olduğundan sadece bir bölgenin, bir yörenin, bir iklimin, bir ırkın değil topyekün insanlığın kat ve merhamet ocağıdır. Onun herşeye şumul olan merhametli ve insani şefkati en çok beşeri münasebetlerde ortaya çıkar. Tüm cansız varlıklardan bitkilere, hayvanlara varıncaya kadar bütün varlıkları kapsamaktadır. İnsanı insan yapan, onu diğer varlıklardan farklı üstün kılan bir takım hasretler vardır. Bu hasret ve erdemleri tek tek sayamayız. Bu erdemlerden biri de insan denen varlığın yaratılmasının da sebeplerindendir. Allah yarattığı tüm varlıkları insan hizmetine vermiş. İnsanı da görmek istediği ve insanın yer yüzünde varlığın halifesi, en üstünü ve şereflisi olduğunu kanıtlayacak erdemlerini göstermesi içindir. Allah bu merhametin bir gereği olarak varlığı yaratmıştır ve varlık içinde kıtlığı da göstermiştir. Hele kendi cinsinden olan insanları, bizzat kendini oluşturan varlığın bir parçası olarak telakki eder. Bu öyle bir erdemdir ki, bu noktaya gelmiş ve kemale ermiş bir insan, dünyanın neresinde olursa olsun bir insanın hüznünden hüzünlenir. Kederinden rahatsız olur. Onları çözebilmek için kendisinden bekleneni yapmak ister. Keza insanların sevinçleriyle sevinir, onların gülümsemelerinden mutlu olmalarından tarif edilmez bir haz duyar. İslam dininin beslediği ve olgunlaştırdığı öyle büyük bir erdemdir ki, çağımızın soğuk, birbirine karşı ilgisiz, sevgisiz, merhametsiz durumu için cankurtaran simidi gibidir. Bu gün insanlar, bir başkası tarafından sevildiğini farkedince öyle mutlu oluyorlar ki, bu mutluluğu başka hiçbir şeyle veremezsiniz. Özellikle bu sevgi demetleri kutsal bir ay olan Ramazan ayında ve bayramda zirveye çıkar.
Onun için Ramazan ayı ve onu bütünleyen Bayram insanlığın medeniyetidir.
Evladından sevgi, saygı ve merhamet bekleyen büyükler, analar, babalar, kardeşler, komşular, yurttaşlar ve tüm insanlık özüne, yani kendisine yaratılış gayesine dönmek istemektedir. Kısaca sevgi de ve saygıyı zirveye taşımak istemektedir?
Yağmurdur rahbetin başı… Toprağın can suyudur. Ağacın, çiçeğin, böceğin umududur. Hasretle beklenir alınır. Bağra basılır. Yağdığı yere yeni hayatı, sağlığı, esenliği taşımasıyla baştacı edilir. Bu yüzdendir ki atalarımızın lugatında yağmur ve rahmet eş anlamlıdır. Gözyaşı rabbimizin sunduğu rahmetin insanoğlunda çağıldamasının alemi gibidir. Yürek yandıkça yaşarır gözleri, çaresizlik, acı hasret, elem, keder ve aşkın harareti gibi şefkat ve merhamet de damla damla süzülür gözlerden. Merhametle akan gözyaşı kainatın süreti olan insanda yağmur gibi diriltici ve çorak gönlü yeşerticidir. Özbenliğimize verdiğimiz değeri ötekileştirdiklerimize de vermek en başta da onlara merhamet duymakla olur. Aslında bu gelişme kendimizi buluşumuzun bir resmidir.
Varlık ve manası içimizde gelişip kımıldadıkça, ona giden yolların düğümleri yavaş yavaş çözülmeye başlar. Kendimize geldikçe yaratıcının rahmet çeperiyle kuşatıldığımızı idrak etmeye başlarız. O zaman ilahi rahmet, beşerin merhameti kanalıyla ulaşamadığı yer bırakmaz. Canlı cansız her mahluk bu engin merhametten nasibini hak ettiği ölçüde alır.
Yüce Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) şöyle buyurdu:
“Birbirinize merhamet etmediğiniz müddetçe cennete giremezsiniz” sahabiler dedi ki “Ya resulallah hepimiz merhametliyiz. Bunun üzerine Allah, resüle şöyle buyurdu:
“Benim kastettiğim merhamet sizin anladığınız şekilde yalnızca birbirinize olan merhametiniz değil, bilakis tüm yaratılanlara şamil olan rahmettir:”
İşte bu nebevi özellik, yönlü dünyamızı aydınlatan tasavvuf muhitlerine Yunus diliyle yansımıştır.
“Elif okuduk ötürü/Pazar eyledik götürü/Yaradılanı severiz yaratandan ötürü.”
Özellikle son yıllarda kendi nefsinin esiri olan putlaştıran kişi ve kimseler, bu alemi imara değil, belki viran etmeye çalışan amade insanlardır. Oysa insanoğlu bu aleme önce kendi gönlünü imar etmeye, ardından gönüller imarına gelebilir.
Bugün kalbin pasını silmek ve her türlü işgalden kurtulmak bir gönül ahlakına, yürek terbiyesine ve merhamet eğitimine ihtiyaç vardır.
Yarın bayram! Müslümanların en kutsal günü. Bir ramazan ayını daha geride bıraktık. İbadet ve taatlarımız bu ayda zirveye ulaştı. Bildiğiniz gibi kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’de bu ayda nüzletti. Bu ay da edindiğimiz güzel huy ve gelenekleri yılın diğer aylarına da yayarsak, bundan çok karlı çıkar insanı kemal mertebesine ulaşırız.
Sözlerime son verirken tüm okuyucularımızın bayramını candan kutlar, ülkemizin ve dolayısıyla tüm Aydınlı hemşehrilerimin huzurlu bir bayram geçirmelerini saygıyla temenni ederim.