Bugün yine planlı Tarım politikasından söz edeceğim. Et, süt, meyve, sebze tüm tahıl ürününün içinde bulunduğu sıkıntıdan söz etmek istiyorum.
Sözümün hemen başındayım. En son söyleyecek sözümü, hemen şimdi ifade etmek isterim. Yani planlı bir hayvancılık ve Tarım politikası yürürlüğe girmeden, ülkemiz bu sıkıntıları çekmeye devam edecektir.
Çarşı ve pazarların düzenleyici mekanizmaları olmadığı için bazen üretici bazen de tüketicinin hakları korunamıyor.
Üretici, piyasalara bakarak rastgeler üretir. Pazarda çarşıda bir çok tarım ürünün fiyatı yüksek olur. Para kazanır. Bu kez çok üretir. Ama bu kez de ürün fiyatları çok düşük olur, zarar eder, borçlanır. Bu tür bir sonuç Türkiye’de yıllardır çözülemeyen sorunların başında gelir. Bu rastgele tarım politikası neden bir türlü çözülemiyor.
Türkiye’de hayvancılık da bu kısır döngünün içinde yer alır. Birkaç yıldır süt fiyatlarının düşük seyretmesi üzerine ulusal süt konseyi kurulmuş, ancak süt konseyinin etkinliğinden, piyasayı düzene soktuğundan bahsetmek çok zor.
Sebze, meyve ve tahıl üretimindeki sıkıntı da çiğ süt üretimine benziyor. Çünkü üreticiyi çok olumsuz şekilde etkilemektedir. Sorunun çözümü bir çok yazımda ifade ettiğim gibi, planlı bir tarım politikasının devreye sokulmasından geçiyor.
Mesela son bir hafta içinde meyve ve sebze fiyatları son derece düşmüştür. Hiç şüphesiz ki üretici, masrafını bile karşılamayacak duruma düşmüştür. Bu duruma düşen üreticiden gelecek yıl ürün beklemeyin çünkü malını iyi fiyata satamadığı için borçlanmıştır. Bu koşullara düşen üretici, kendisini üretimden alıkoyor. Türkiye’nin ana sorunu bu. 5 milyon hektar tarım arazisi tarım dışına bırakılmıştır.
Bu ürünleri üreten çiftçi, bir yıl kazanıp, üç yıl zarar ederse Tarım faaliyetinin nasıl geleceği olur? Çünkü üretici, hükümetin izlediği yanlış tarım politikalarının farkındadır.
Sırf enflasyon olmasın anlayışıyla sebze, meye ve tahılların ithalatını kolaylaştıran hükümet, üreticiyi büyük sıkıntıya sokmaktadır. Çünkü ürün fiyatları düşünce çiftçi yine zarar eder. Bu yanlış uygulama son yıllarda ısrarla sürdürülüyor. Batı ülkelerinde tarımda planlama olduğu için bu tür sıkıntılar hiç yaşanmaz. Çünkü o ülkelerde kooperatifleşme çok gelişmiştir. Batı dünyası sanayileşmiş ülkelerdir. Tarımda da en azından sanayileşme kadar gelişme göstermişlerdir.
Avrupa’da tarım ve hayvancılıkta kooperatifçiliğe önem veren ülkeler şunlar:
“Avusturya’da yüzde 90, Almanya’da yüzde 52, Finlandiya’da yüzde 77, Hollanda’da yüzde 83 ve İngiltere’de yüzde 67. Bu oranların toplamında hayvancılık da vardır.
Gördüğünüz gibi dünyanın en ileri sanayi ülkelerindeki kooperatifleşmeye bakın. Tarım ve hayvancılıktaki planlama onları başarıya ulaştırmıştır. Yani o ülkelerde çok üretildiği zaman ürün fiyatlar düşmüyor ve o ülkelerde büyük fiyat istikrarı vardır.
Yeniçağ Gazetesi yazarı Ahmet Takan, 27 Haziran Salı günü bu konuyu köşesinde gündeme almış ve İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kürşat Özer’e “Sorun nasıl çözülür diye sormuş. Prof. Dr. Özer; “Planlama yapılmaması ve fiyat istikrarsızlığı üreticiyi olumsuz etkileyebilmektedir. Mesela et fiyatlarının ciddi yükseliş ve düşük faizli uzun vadeli krediler nedeniyle yetiştiricilik konusunda bilgisi olmayan insanlar, üretimi soyunarak kaynak israfına neden olmaktadır.
(…) Mevcut hükümet 2006 yılında çıkardığı 5488 sayılı tarım kanununun 21. Maddesinde her yıl gayri safi hasılanın en az yüzde 1’in tarımsal desteklere ayrılacağını hükme bağlamasına rağmen, bugüne kadar yüzde 0.5’i geçmemiştir.
(…) Fiyat istikrarsızlığı pazarlama ve planlama sorunları giderilmelidir. Bu durumda hem üreticinin mağduriyetini giderecek, hem de tüketiciler tarım ürünlerini daha uygun fiyattan satın alabileceklerdir.”
Prof. Dr. Kürşat Özer’in açıklamalarından da görüldüğü gibi, Türkiye planlı bir tarım ve hayvancılık politikasını devreye sokmadan etkin bir üretim, politikasıyla üreticisini kalkındıramaz. Bu da etkin üretici birlikleri yeniden hayata sokmakla olur.
Bunun dışında yapılacak tüm uygulamalar, tarım ve hayvancılığı, daha gerilere götürecektir.
TBMM’de 3 Haziran 2010’da 1163 sayılı kooperatifler kanununda yapılan değişikliklerle kooperatiflerin bünyesini bozmuştur. Bu durumda kooperatifler üretici haklarını koruma yerine siyasi kısır çekişmelerin odağı haline getirmiştir.
BÜYÜK DÜŞÜŞ
Yine Yeniçağ Gazetesi yazarı Ahmet Takan’ın ifade ettiği gibi, “Tarımın Gayri safi hasıla içindeki payı 1980 yılında yüzde 26 iken, 1997 yılında yüzde 14.5’e, 1999’da 13.8, 2010 yılında 2014 yılında tarım ürünleri ihracatı 18 milyar 759 milyon doları ithalatı ise 18 milyar 58 milyon dolar oldu. Gıda ürünleri dış ticaretinde 2014 yılında 5.7 milyar dolar fazla veren Türkiye, aynı dönemde tarımsal ham maddelerde 5 milyar 94 milyon dolar açık verdi.
(…) 1983 yılında canlı hayvan ihracatımız, 500 milyon dolarla tüm ihracatımızın yüzde 20’sine ulaşmıştır. Bu potansiyelin ve verimin artırılması için o günkü hükümetler damızlık ithalatına başlamış ve girdi maliyetlerini azaltmak için yem iadesi politikalarını devreye sokmuştur.”