Başlıktaki replik “dondurmam gaymak “ dizisinin tek profesyonel

Sinema oyuncusu ve filmde dondurmacı karakterini oynayan ,

Rahmetli Turan Özdemir'in dilinden düşürmediği özlü kafiyedir.

Genelde çok iyi dinleyen biriyim.

Her şeyi en iyi bileninden dinlemeğe özen gösterir ,ilgi duyarım.

Sosyal etkinlikleri yerinde izlemeyi ve okuduğunuz bu köşe yazısının menbası olayları ve konuşulanları sizlerle paylaşarak , Aydın'ın nabzını tutmaya devam ediyoruz bu salgın ve kısıtlı faaliyetlerin olduğu günlerde.

Aydınlıların genelde pek haberdar olmadığı bu etkinliklerde,

Oysa “ biz biliriz bir iki, konuşmacılar bilir on iki”

Dün Efeler Belediye Başkanı apartman görevlileri ile kahvaltılı toplantıda Genel Başkanlarını takip ederek , yerel de Kılıçdaroğlu gibi toplumun tüm kesimlerini dinlemeye devam ediyor.

Önce tüm mahalle muhtarları ile yapılan toplantının ikincisi bu kez apartman görevlileri ile düzenlendi.

EFELER BELEDİYE BAŞKANI FATİH ATAY'ı dün düzenlenen bu programı için kutluyorum.

Çünkü yazımın başlığındaki gibi “sen bilirsin bir iki, ben bilirim on iki”

Bu kentin sorunlarını öğrenmek için , hiç yorulmanıza hiç gerek yok.

Toplumun farklı meslek kesimlerini , Sivil Toplum Kuruluşlarını , Meslek odalarını toplayın sorun , anlatsınlar size.

Hem bir başka olumlu etkisi ve faydası , toplumun büyük kesimi istediğinden yerine getirilmesi ile muhalefet eden de olmayacaktır.

Ne güzel … ilk elden halkın sesine kulak vermek, dertleri aracı olmadan dinlemek.

Gerçi apartman görevlilerinin sorunları kamu düzeni açısından maaş ve sosyal haklar olduğunu düşünebilirsiniz , ama aslında belediyelerin kılcal damarlarıdır, muhtarların sağ koludur apartman görevlileri.

Ama onların adlarını bilen çıkmaz, gönlünü alanlar , hal hatır soranlar, onları insan yerine koyanlar pek nadirdir.

Ama unutulmamalıdır ki , onlarda insandır.

İşte bunu anlatan çok güzel bir anekdot,

Son sınıf öğrencilerinin final sınavı. İletişim sorusu tam elli puan. Elli puanlık soru şu:

“Beş yıldır bu okulda öğrencisiniz, Benim bir yıldır kapının girişinde hep gördüğüm; sınıflarınızı, koridorlarınızı temizleyen , adı soyadı gömleğinde kocaman yazan, sizin de her sabah gördüğünüz okul görevlisi temizlikçi hanımın adı nedir?

Sadece adını yazın yeter , soyadını yazmanıza gerek yok!

Bütün sınıf şok olmuştur.

Öğrencilerden biri parmak kaldırır.

-“Hocam bir şey soracağım. Doğru mu anladım ben, bu bayanın ismi Zehra ise, Zehra yazınca finalden elli alıp sınıf mı geçeceğim şimdi? “

-“Bak ne kadar doğru anlamışsın.” Der öğretmen

Öğretmen sınıftan çıkar , Kapının dışında bekler,

İçeriden tartışma sesleri gelir.

-Beyler kadın adı ne?

-Beyler bilen söylesin!

-Beyler ayıp oluyor ama!

-Kimse mi bilmiyor?

-Beyler herkes kağıtları kaldırsın göstersin .

-Beyler hocaların adlarını biliyorsunuz, kızların adlarını biliyorsunuz ama!

Beş dakika sonra sınıfa giren öğretmen , kağıtları toplar,

Tek bir doğru cevap yok.

Kağıtlar bomboş.

Sadece bir öğrenci “battı balık yan gider” yazmış.

Onun hakkında öğretmene “Hocam o öğrenciye dikkat et. Şöyle kavgacıdır, böyle problemdir” denilen bir çocuk.

Sınav İngilizce ancak öğrenci Türkçe olarak şöyle yazmış:

“Hocam, öncelikle ben şu an duygularımı İngilizce anlatamayacağım, biliyorum sınıfta kalıyorum, ama Türkçe yazıyorum. Hocam size çok darıldım. Bana iletişimle ilgili ne sorsanız hepsini bilirim. Ceplerim dolu. Ben yıllarca hep sorarım arkadaşlarıma, bu adam ne sorar diye. Soracakları şeyleri yazar çizer koyarım cebime. Sınavda kağıda aktarır, sonrada buruşturur çöpe atarım ve sınıfımı geçerim. Hocam sınıfta kalıyorum çünkü cevabı bilmiyorum. Ama bir şey fark ettim, o kadını gerçekten yıllardır görüyorum, ama bir kere dönüp bakmadım, adını hiç merak etmedim. Oysa bütün hocaların adını soyadını, hatta çocuklarının adını bile biliyorum. Her karşılaştığımda merhabalaşıyorum, ama o hanıma hiç merhaba demedim. Ben öyle bir adammışım ki çıkar ilişkim yoksa insanların yüzüne bakmıyormuşum. Sınıfta kalıyorum, ama emin olun hiç önemi yok. Çünkü on beş yıllık bir eğitimde bana öğretilmeyen bir şey öğrettiniz. Ben daha bu okuldayım, her sabah o hanıma ismiyle hitap ederek “günaydın” diyeceğim ve bundan sonra ilişkilerimi çıkar üzerine kurmayacağım. Hocam sınıfta kalıyorum ama sağ olun.”

sınav İngilizce üstelik bayanın adını da yazmasa da, Yönetmelikler gereği not veremese de, o öğrencinin alması gereken dersi aldığından , elli üzerinden elli alarak dersten geçer ve mezun olur.

İki gün sonra hizmetli bayan öğretmenin yanına gelir

Elinde kendi yaptığı bir torba hellim peynirini masanın üzerine koyarak ;

“Hocam size iki şey için çok teşekkür ederim. Birincisi geldiğinizden beri bana her sabah ismimle hitap ederek “günaydın” diyorsunuz. İkincisi son sınıf öğrencilerine sınavda bir soru sormuşsunuz, bütün öğrenciler soruyu öğrenmişler, sabah öğrencilerin hepsi “günaydın Zehra hanım” diye içeri giriyor. Hocam ben yıllardır bu okulda hep kapının oralarda olurdum. Şimdiye kadar hiç kimse böyle bir şey yapmamıştı, kendimi hiç bu kadar insan hissetmemiştim.”der.

Kısadan hisse, herkesin insan olduğunu unutmayın.

Her zaman yazar ve söylerim, Belediyecilik fiziksel işlerden çok, anekdottaki gibi artık sosyal anlamda değer kazanmıştır.

Bir kentte yapılabilecek yollar, parklar, kaldırımlar bittiğinde , insan odaklı kalkınma ve hizmetin değeri çok daha iyi anlaşılıyor.

Bir toplumun bireyleri, kendini en iyi aracısız anlatan araçtır.

Nasreddin hocanın fıkrasındaki gibi,ağaçtan düştüğünde her kafadan bir

Ses çıkan etrafındakilere “, bana ne doktor ne de kırıkçı çıkıkçı çağırın , Sadece daha önce ağaçtan düşen birini çağırın .

Efeler belediyesinden bir ricam, dün yapılan bu toplantının benzerini Efelerde ki kentin kanaat önderleri , demokrasinin ve yerel yönetimin kılcal damarları , kentin nabzını tutan SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI ile birlikte bir başka gün bir araya gelmesini öneriyorum.

bakın birbirinden güzel projeler, öneriler, eleştiriler gelecektir.

Nihayetinde bu kentte hepimiz bir arada yaşıyoruz.

Güzel bir şey olacaksa , hepimiz paylaşacağız anekdottaki Zehra hanımla birlikte.

Birbirimize mecburuz, birlikte yaşayacağız, yaşatacağız.

***

“ En keyif veren şeyler neden zararlıdır “

Sigara başta olmak üzere en keyifli alışkanlıklar,

Hayatımızı karartan en zararlı alışkanlıklar.

Okumuşu okumamışı , Doktoru, öğrencisi , hastanede mola veren hemşiresi,

Ellerde birer sigara..!

Hatta salgın öncesinde , spor karşılaşmalarında , maçlarda çok değerli meslektaşlarımız artık , skor heyecanıyla mı nedir bilinmez, on beş dakikada bir soluğu

Basın tribünü dışında alıyorlardı.

Seçim onlarındır , fazla sözümüz yok ama,

Ama sevenlerini üzmeğe hakları var mı acaba.?

İnsanoğlu , acısını çok sonra öğreniyor.

Hele bu salgın günlerinde ,

TV de hemen her kanalda kamu spotu olarak yayınlanan

Pişmanlık görüntüleri ,bazılarımıza ders olmuyor demek ki,

Ya da yazımın başlığındaki gibi ,

“Aşk kalbe girince , akıl tatile çıkıyor.” Sigara ve alkol tütün tutkusu da bir çeşit “aşk” olmalı

Akla düşünce soluğu tribün dışında alanlar,

Aslında çevrelerine önder olacak basın duayenleri..!

Tercihini ölümden yana yapanlar Yaşama son verecek , bir tutku mudur bu sizce ..!

Yalancı sinsi bir tutku.

Parasını el'in aldığı ,dumanını yel'in aldığı,

Önce içenleri keyife boğan , sonra ciğerleri dağıtan

Paramızla kiraladığımız bir katil ..! KORONA SİGARAYI SEVER sloganı bile caydırmaya yetmiyor Keşkelerle geçecek , hayatın son günlerinde

Mutlaka bir doktorun “artık sona geldiniz ” demesini mi bekliyoruz..?

İş işten geçmeden ,

Nerde irade, nerde öz sağlığımıza güvenimiz..?

Özenip , kaçamak yapanların arasında epey yayılıyor bu illet..!

Bir öğlen saatlerinde gelin Veysipaşa mahallesine ,

Eski sanat okulu olarak bilinen, şimdiki Endüstri meslek

Lisesi öğrencileri

Pınarbaşına bakan merdivenlerinde öğlen yemeği yerine,

Dudaklarda birer sigarayla hallerini izleyin..!

Ticaret Lisesi öğrencilerini Tabakhane deresi kenarına aşağıya inenlerin yukarıya saldıkları dumanı,

Hastane bahçesindeki tüten beyaz gömleklileri,

Kendi hayatlarına hiç önem vermeyenler , Acaba yanındaki en sevdiklerine de mi değer vermezler..?

Pasif içici eşler, çocuklar,aynı kaderi paylaşmak zorundalar mı .?

Ne diyelim ,

mahkum olanlara “Allah kurtarsın “ derler cezaevinde,

bizde tütün tutkusunu yenemeyenlere aynısını söyleyelim.

Allah kurtarsın sizleri ..!

amma,

Bizim yanımızda içmeyin şu mereti..!

SÖZÜN ÖZÜ :

HERŞEYİN BİR ŞEYİNİ,

AMA BİR ŞEYİNDE HERŞEYİNİ

EN İYİ BİLMELİ.


MEHMET ÖZÇAKIR

mehmetozcakir@hotmail.com

P.K:110 EFELER – AYDIN

GSM : 0.542.760 8691