1961’den beri sandığa giderim ve yukarıdaki satılarda işaret ettiğim gibi, hiçbir dönem bu kadar bir sıkışıklığın içinde yaşamadım. Anlatılması zor bir tablo ile karşı karşıyayım. Özellikle Evet uğruna devletin bütün imkanlarının kullanılması birliğimizi ve kardeşliğimizi yaralıyor. Artı vatandaşlarımız Evet-Hayır çekişmesi uğruna birbirleriyle çekişiyor ve birbirlerine fiili saldırılarda bulunuyorlar.
Evet’i savunanla Hayır’ı savunan arasında ne fark var? Hepsi bu ülkenin insanları değil mi? Madem ki ortaya sandık konacak, o zaman isteyen Hayır’ı savunamaz mı? Ama Hayır’ı savunanların araçları meydanlara bile sokulmadı. Asılan afişler kaldırıldı ve yırtılıp atıldı. Referandum kampanyalarının asıl nabzını tutacak medya da istediği gibi tarafsız şekilde bir yayın politikası izleyemez duruma geldi. Çünkü Evetçilerin hayır’a hiç tahammülleri yok. Müthiş bir baskı ve sansür uygulanıyor. Sistemli ve fiili darpa varan saldırılar işin çabası.Evet’i savunanların baskıları ve maddi harcamaları inanılmaz boyutlara ulaştı. Bayraklar ve afişler, yol, reklam ve tanıtım masrafları milyonlarca liraya ulaştı. AKP son İstanbul mitinginde atılan 15 milyon mesaj harcamaların süsü oldu.Bütün bu harcamalar bir evet uğruna yapılıyor. Kaynakları böylesine hovardaca harcamak hangi sistem ve demokrasi ile açıklanabilir. Hayat pahalılığının zirve yaptığı ve vatandaşın evine ekmek götürmekte zorlandığı bir dönemde, ülkeyi böyle bir referanduma götürmenin faturasını yine bu fakir halkın ödeyeceğini unutmayalım.
SİYASİ PARTİLER SON KOZLARINI OYNUYOR
Referandum sonuçlarını etkileyebilecek milliyetçi camianın önde gelen isimleri yani Meral Akşener, Ümit Özdağ, Sinan Oğan, Koray Aydın ve arkadaşlarının üzerinde büyük baskı var. Siyasi partiler ise son kozlarını oynamaya başladı. Oysa referandumdan hangi sonuç çıkarsa çıksın, bu ülkenin kaderidir ve bu kaderi toplum belirlemiştir. Bu yüzden ne değişecek? Demokrasiye inanıyorsak sandıktan çıkacak sonucu da saygılı olmalıyız. Zaten partili cumhurbaşkanı sistemi, fiili durumda yürürlüğe geçmiş. Yapılacak referandum ve elde edilecek bir Evet kararı bu duruma resmiyet kazandırır.
Bilindiği gibi bu teklif, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’den geldi ve bir anda kendimizi referandum kampanyaları içinde bulduk. Evet-Hayır söylemleri içinde iki aylık kampanya süresi su gibi gelip geçti. Evet’i savunanlar rahat rahat kampanyalarını sürdürürken, hayırcılar kimi zaman hain, kimi zaman da teröristlikle suçlandı. Türkiye son bir ay için yürüttüğü politikaların içinde adeta boğuldu.
Siyasiler, ilginç reklam metotlarıyla kendilerinden söz ettirdiler. Mesela Alpaslan Türkeş’in ve Adnan Menderes’in mezarları ziyaret edildi. Menderes ve Türkeş sağ olsaydı. Evet oyu verirlerdi diye mesajlar attılar.
Referandum kampanyaları sırasında birçok eski siyasinin tek başına ülkenin bütün illerini dolaşıp kampanyaları yürüttüklerine tanık olduk. Özellikle CHP’li politikacılar bireysel olarak ve Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu ülkenin dört köşesini ziyaret ederek etkili bir “Hayır” kampanyası yürüttükleri gözlerden kaçmadı. MHP’li milliyetçi kesime sorarsanız “Hayır” diyenlere yürütülen eleştirilerde bir samimiyet sorunu olduğu gözlerden kaçmıyor. Bazı AKP’liler niçin “Hayır’ı savunulduğunu anlamakta zorluk çekiyor.Meral Akşener, Türkiye genelinde yürüttüğü politikalardan hem çok dertli, hem de çok mutlu. Mutluluğu, yurt genelinde kendisine yöneltilen sevgi gösterilerinden kaynaklanıyor.
Akşener, ülkedeki genç nesil için düşündükleri şöyle; “Çok yüksek binalar yapıldı. Bu binaları Türkiye’nin geleceğini kurtarır mı? Yani gençlere istihdam sağlar mı? Özellikle Güneydoğu’da iki parti çok kolay oy alıyor. HDP örgüt, AKP ise devlet olarak algılanıyor. Bana ise bütün Türkiye’nin renkleri olarak bakılıyor. Ama gençlerimiz işsiz ve mutsuz, çalışacak fabrikalar yok. Ne yapsın bu gençler? Güzel binalar işsizliği çözmüyor, istihdamı sağlamıyor.”
ÖNCEKİ REFERANDUM
2010 yılında yapılan referandumda Fetullah Hoca ne demişti? “İmkan olsa mezardakileri bile oy verdirilebilmeli.” Bu mesaj dolayısıyla zamanın Başbakanı okyanus ötesindekine teşekkürler iletiyordu.
Dünya ne çabuk değişiyor. Merhum Demirel dün dündür, bugün bugündür demekte haklı galiba. Evet zaman düşünceleri değiştirebiliyor. Çünkü 15 Temmuz tarihinde Cumhuriyet tarihinin en ahlaksız saldırısı yapıldı ve bu darbenin arkasında 2010 referandumunun Amerika’daki partneri ve cemaat çıktı.
Bir de görüldü ki bu hainler devletin her kademesine ve sosyal düzenimizin en küçük birimlerine kadar sızdıkları görüldü.