Tüm islam alemi,
11 ayın Sultanı Ramazan ayına ulaşmanın mutluluğunu yaşıyor. Bu öyle bir mutluluk ki anlatmaya kelimeler yetmez.
Çünkü Ramazan medeniyetin zirveye ulaştığı bir aydır. Bu ayda hikmet vardır. Çünkü Kur’an-ı Kerim bu ayda nüzletmiş ve Kadir Gecesi, bu ayın içindedir.
İnsanlığı dünya ve ahirete ulaştıracak olan islam dini 5 esas üzerine kurulmuştur.
1-Allah’tan başka ilah olmadığına ve Hz. Muhammed (s.a.)’ın onun elçisi olduğuna inanmak.
2-Namaz kılmak
3- Oruç tutmak
4- Zekat vermek
5- Hacca gitmek
Görüldüğü gibi bu beş esastan ilki doğrudan doğruya imanla ilgilidir. Öyle ki, onsuz islam dininin varlığından söz edilemez. Hz: Muhammed’in elçisi olduğuna iman, Allah’a imanla bir tutulmuştur. Bu bakımdan Hz. Muhammed (s.a.) Allah’ın elçisi olduğunu kabul etmeyen kimsenin Müslüman olması mümkün değildir.
Oruç, zekat ve hac gibi ibadetlerin de iman üzerindeki müsbet etkileri herkesçe bilinmektedir. Yüce Allah iman esaslarını belirttikten sonra, imanın zayıflamasına veya yok olmasına karşı çare olarak ibadet yapılmasını emretmiştir. O halde amelsiz, ibadetsiz bir imanın fazla bir önemi olmadığı meydandadır. İşte bu yüzdendir ki atalarımız amelsiz insanı meyve vermeyen ağaçlara benzetmişlerdir. Bu açıdan imanla amelin birlikte yönetilmesi gerekir. Ancak bu taktirde insanlık içinde bulunduğu huzursuzluk girdabından kurtulup huzur ve sukuna kavuşabilir. Bu da kişinin ibadetlerini doğru olarak ifa edebilmesine bağlıdır.
Aslında bizleri yoktan yaratıp, sayısız nimetlere gark eden Allahu Teala’nın bizim ibadetlerimize ihtiyacı yoktur. O’nun biz kullarından bir takım ibadetler yapmamızı istemesi, bizim ruhen gelişip dünya-Ahret mutluluğumuz içindir. Zira kalpler ancak Allah’ı zikirle huzur ve süküna kavuşur.
Bu açıdan özellikle 11 ayın Sultanı Ramazan, ibadetin zirveye ulaştığı bir medeniyet ayıdır.
Ramazan orucu, kıblenin Kudüs’ten Kabe’ye çevrilmesinden sonra hicretin ikinci yılının şaban ayında Bedir Savaşı’ndan kısa bir süre önce farz kılınmıştır.
Nitekim Bakara süresinin 183. ayeti şöyle demektedir.
“Ey iman edenler! Kötülüklerden sakınmak için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılınmıştır.”
Açıkça görüldüğü gibi, kötülüklerden uzak kalmaları, nefislerini terbiye etmeleri, maddi ve manevi huzura kavuşmaları için Allah insanlara oruç ibadetini dini bir vazife olarak yüklemiştir. Ayetten de anlaşılacağı gibi, orucun asıl gayesi insanların sabahtan akşama kadar aç, susuz ve bazı zevklerden mahrum kalmaları değil, fakat onların her türlü kötülükten uzaklaşmalarını da sağlayarak ruhen yükselmelerine yardımcı olmaktır.
İslamın dışındaki dinlerde de oruç ibadeti yerine getirilirdi. Ancak Yahudi ve Hıristiyanların tuttukları oruçların, Kur’an-ı Kerim’de işaret edilen oruçla aynı olmadığı biliniyor. Bunun sebebi, adı geçen kitapların nazil oluşlarından çok sonra yazıya geçirilmiş olmalarıdır. Bu da onların tahrif ve değişikliğe uğramalarına neden olmuştur. Oysa Kuran nazil olur olmaz, Hz. Peygamber (s.a.) tarafından vahip kitaplarına yazdırılmış ve böylece tahriften kurtulmuştur.
Kitab-ı Mukaddeste öyle büyük tahrif ve değişiklikler vardır ki bunları görebilmek için bu konuda uzman olmaya gerek yoktur. İşte bu durum, batı dünyasında birçok kimsenin dinden uzaklaşmasına neden olmuştur. Yani batıda ortaya çıkan dinsizliğin asıl sebebini bu olayda aramak gerek.
Gerçi oruç, Müslümanlara ilk defa farz kılındığında bugün mevcut olmayan bazı zorluklar itiva etmekte ve bu da Müslümanları güç durumlarda bırakmaktaydı. Müslümanların bu hallerine acıyan yüce Allah onların üzerinden bu güçlüğü kaldırmıştır.
Kuran’ı Kerim’de yasağın kaldırılışı ile ilgili olarak Bakara Süresinin 187. Ayetinde şöyle buyurulmaktadır.
“Oruç gecesi kadınlarınızla cinsel münasebette bulunmanız size helal kılınmıştır. Onlar sizin örtüleriniz. Allah nefsinize güvenemeyeceğinizi bildiği içindi ki, tevbenizi kabul ederek sizi affetmiştir. Bundan böyle onlara yaklaşın Allah’ın sizin için taktir ettiğini isteyin.”
Aynı şekilde hasta olanların, seferde bulunanların tutamadıkları oruçları daha sonraki günlerde tutabilecekleri, Kuran-ı Kerim’de söz konusu sürenin 184-185 ayetlerinde şöyle açıklanmıştır.
“Oruç belli günlerde tutulur. İçinizde hasta olanlar veya yolculukta bulunanlar tutamadıkları günler sayısınca diğer günlerde oruç tutarlar. Oruca dayanamayanlar ise bir düşkünü doğuracak kadar fidye vermekle yükümlüdürler. Bununla beraber kim içinden gelerek iyilik yaparsa, o iyilik kendinedir. Eğer bilirseniz yine de oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.”
RAMAZAN BİR MEDENİYETTİR
11 ayın sultanı Ramazan’la bir kezde daha mutlu olduk. Bu kutsal ayın ve günlerini en güzel şekilde değerlendirelim. Toplumların daima huzur istediği ancak o huzur ve mutluluğu bulamadığı bir dünyada yaşıyoruz. Ancak Kutsal Ramazan ayında mutsuzluğu, mutluluğa dönüştürmek bizim elimizde. Bu ayda edindiğiniz alışkanlıkları, yılın diğer günlerine de aktarabilirsek toplumsallaşarak ummandan bir zerre oluruz. Okuyucularımın huzurlu ve mutluluk içinde bir Ramazan ayı geçirmelerini diler, bayramı da aynı mutluluk içinde kutlamalarını temenni ederim.
“Allah’ın selamı üzerinize olsun.”