Son dönemde yerel tarih çalışmalarına oldukça ağırlık verilmektedir.Bizim yerelimiz Aydın.Dolayısıyla sisli-puslu yada dokunulmamış duran Aydın’ın geçmiş bilgisi bizim için önemlidir.Bir ara bu geçmiş bilgisine ulaşmak için okumalarımı artırmıştım.İşte böyle bir dönemde ‘Memleket Çocuğu’ adlı bir kitap bir kitap okudum.Bu kitabı okuduktan sonra benim zihinsel yapımda ciddi değişimler oldu.Aydın’da doğmuştum.Otuz yıldır da bu kentteyim.Önceleri Aydın denince zihnimde boş bir imge belirirdi.Bu kitabı okuduktan sonra Aydın’a daha anlamlı bakar oldum.

Aydın sorunsuz, huzurlu bir kenttir.Ancak yapılan tartışmalarda Aydın’da kent bilincinin eksik olduğu vurgulanmaktadır.Elbette bunda kent belleğinin olmayışı etkilidir.İşte bu belleği oluşturacak tarih çalışmalarıdır.Ancak, tarihçiler Aydın’ı yazmak isterlerse İstanbul, Ankara kentlerinin arşivlerinden yararlanmak zorundadır.Aydın’ın yerel malzemeleri; yangınlar, seller, depremler, Yunan işgali derken kaybolup gitmiştir.Kimi evraklar da sorumsuz yöneticiler tarafından Seka’ya hamur yapılmaya gönderilmiştir.İşte böyle hengameli ortamda Aydın’ın 19. yüzyıl sonu geçmişinin aydınlatılması adına ‘Memleket Çocuğu’ adlı çalışmanın bir kat daha önemi artmaktadır.Bu kitap, Cumhuriyet Türkiye’sinde önemli görevler üslenmiş Zeki Mesut Alsan tarafından yazılmış bir hatırattır.Alsan, bu hatıratında 19. yüzyılın sonuna rastlayan ve Aydın ilinde geçen çocukluğunu anlatmaktadır.

Geç Osmanlı Dönemi, dünyada ciddi dönüşümlerin yaşandığı ve Cumhuriyet Türkiye’sinin alt yapısını hazırlayan bir dönemdir.19. yüzyılda meydana gelen dönüşümler Avrupa merkezlidir.Bu yüzyılın sonunda ticaret kapitalizmi, sanayi kapitalizmine dönüşmüştür. Bütün bu olaylar çerçevesinde Avrupa’nın siyasal, ekonomik ve sosyal yapısında dönüşümler yaşanmıştır.Avrupa kendi içinde bu dönüşümleri yaşarken temasa geçtiği toplumların yapısında da ciddi değişikliklere neden olmuştur.Bu açıdan Geç Osmanlı’da yaşanan dönüşümlerde Avrupa yayılmacılığının etkisi büyüktür. Şöyle ki: ‘Sanayileşmiş Avrupa ülkelerine göre Osmanlı İmparatorluğu, zengin hammadde kaynaklarına sahip olan, ürün çeşidi bol bir tarım ülkesi aynı zamanda geniş bir pazardı.’

Osmanlı toprakları bir cazibe merkeziydi.Yukarıdaki nedenlerden dolayı da Batı Anadolu, Anadolu’nun diğer yerlerine göre emperyalizmle daha erken tanıştı

‘İzmir limanı, aynı yüzyıllarda önemliydi.Batı Anadolu’nun tüm kaynakları, bu limanın art bölgesinde kalmaktaydı.Bu yüzden yabancı sermaye, liman yatırımlarına önem verdiği gibi art bölgeye ulaşma yatırımlarına girişti.1860’ta İngiliz sermayeli Aydın-İzmir demir yolu; 1866’da Fransız sermayeli İzmir-Kasaba demiryolu tamamlandı.Bu demiryollarına daha sonra yan hatlar çekildi.Böylece Batı Anadolu’da, kılcal damarların vücutta dağılışı gibi demiryolu örgüsü şekil aldı.Bunlara takiben haberleşme sorununun aşılması adına telgraf hatları çekildi.Özetle Batı Anadolu’da yabancı sermayeli haberleşme ve ulaşım yatırımları artıkça sosyo-ekonomik yapıda ciddi değişimler yaşandı.’Bütün bunların Aydın iline yansımalarını yada makro dengelerin değişmesinin mikro ölçeğe etkilerini Alsan’ın hatıratında bulmak mümkündür.

Osmanlı, 19. yüzyılda dış dünya’ya borçlandı.Bu borçlanmalara karşılık, devletin pek çok gelir kaynağını teminat olarak gösterdi.Borçlanma serüveni artıkça sultanın pek çok gelir kaynağı sultanın denetiminden çıktı.Devlet-i Ali mali iflasa doğru yaklaştıkça yabancı devletlerin Osmanlı üzerindeki denetimi arttı.Yabancı devletler, bu aşamadan sonra Osmanlı’dan kopardıkları ayrıcalıklarla Anadolu’nun içlerine kadar sokuldu.En azından Batı Anadolu’nun biraz daha içte kalan kısımlarında yabancılar ticaret acenteleri açıp kimi yerde fabrika kurdu.Örneğin Alsan, hatıratında Aydın’da Çine şosesi üzerinde İngilizlere ait bir meyan kökü işleme fabrikasının bulunduğunu anlatmıştır.Bu fabrikanın kapısında da İngiliz bayrağı dalgalanmaktadır.Bu fabrikanın İngiliz işletme müdürü, Aydın’ın yerli halkıyla pek muhatap olmamaktadır.Ancak Aydın mutasarrıfı üzerinde etkili olduğu konusunda halk arasında ciddi dedikodu dolaşmaktadır.

Avrupa’nın sömürgeci öncü kollarının Batı Anadolu’nun içene doğru ulaşım ve haberleşme ağlarıyla rahatça ulaşması Bu bölgenin sosyo-ekonomik yapısını baştan aşağı değiştirdi.Aydın’daki kültürel yaşam, tüketim alışkanlıkları, eğlence kültürü büyük ölçüde yeniden şekillendi.Batı’nın ileri karakollarının Batı Anadolu’ya ulaşmasıyla ortaya çıkan kültürel yaşam vb. alanlarda yaşanan büyük değişimden daha ziyade biz bu yazımızda Aydın vilayetindeki sosyo-ekonomik değişimden söz edeceğiz:Sosyo-ekonomik yapı değişti, ancak bu değişim mevcut dengenin Müslümanların aleyhine bozulması şeklinde kendisini gösterdi.Çünkü hem düşünsel hem siyasal hem de ekonomik güç olarak Müslümanlar Avrupa’nın ileri karakollarıyla rekabet edebilecek kaynaklara sahip değildi.Alsan, Aydın’da pek çok deri işletmesinin bulunduğunu bunların zamanla kapandığını –o dönemde tabak olan bir aile dostunun başına gelen vasıtasıyla anlatmış.Köpek dışkısıyla deri işleyen iptidai yerler, Avrupa’dan getirilmiş deri işleme makinelerine sahip yerler karşısında bir şey yapamamıştı.

Azınlıklar, yabancıların himayesine girerek Osmanlı’da gittikçe artan bir güç haline gelmişti ve yabancıların Anadolu içlerindeki ileri karakollarını oluşturmaktaydı.Köylünün tarım ürünlerini toplayıp bunları Avrupa’ya sevk eden; Avrupa’nın sanayi ürünü lüks tüketim mallarını eşrafa pazarlayan azınlıklardı.Azınlıklar hem mali hem de siyasi güç olarak yükselmekteydi.Artık Rumlar ve Yahudiler zor durumda kalan Müslüman tebaaya kredi açmaktaydı.Elbette bu kredilerin faizleri fahişti.Krediyi alanların çoğu bu borçları ödeyememekteydi.Borç faizleri, biriktikçe birikmekteydi.Sonunda borçlunun gayr-i menkullerine el konulurdu.Osmanlı Hükümeti de haciz işlemelerine aracılık etmekteydi.Batı Anadolu’da topraklar ve diğer gayr-ı menkuller hızla el değiştirmekteydi.Alsan, hatıratında mahallerinde hali-vakti yerinde bir hacı amcanın bulunduğunu nakletmiş.Bu hacı amca, oğlunun sünnet töreni sırasında böyle bir borca girmişti.Borçlarını ödeyemeyen bu hacı amcanın günden güne eriyip bitişini Alsan görmüştü.Sonunda Hacı’nın mallarına haciz geldi.Hacı çok üzülmekteydi.Birgün Hacı kahrından felç oldu.Bir daha kendisini toparlayamadı.Birkaç gün içinde de öldü.Bir aile yok olmuştu.

Rum ve Yahudi tefeciler, özellikle köylüye kredi açardı.Kredi verimi sırasında hemen borç senetleri imzalanırdı.Kimi zaman bu tefeciler borç senetlerinin düzenlenmesine gelen köylünün saflığına bakarak gerek bile duymazdı.Türk köylüsü ölür ama borcunu öderdi.Daha doğrusu ödemeye çalışırdı.Çünkü, borç durmadan eniklemekteydi.Öde öde bitmemekteydi.Köylü her mahsul zamanı ürününü, borç karşılığı tefecinin dükkanına eşeği yada atıyla getirip yıkardı.Artık tefecinin eline düşen köylü ömür boyu ona çalışırdı.Kendisi karnını doyurabiliyorsa bu onun kârıydı.Azınlıkların zenginleşmesi Müslümanların fakirleşmesi nispetinde artmaktaydı.

Son dönemde Osmanlı’da azınlıklarla Müslümanlar arasındaki uçurum gittikçe artmıştı.Rumlar,Aydın’da ayrı bir mahallede oturmaktaydı. Mahalleri daha bakımlıydı.Sokaklarından pis sular akmamaktaydı. Rum evlerinin tamamı bol çiçekli bahçeye sahipti ve boyalıydı.Müslümanlar hasta olduklarında hacı-hocaların

nefeslerinden şifa umarlarken Rum ve Yahudilerin hekimleri vardı.Müslümanlar,hacı-hocaların nefeslerinden şifa bulamazlarsa mecbur kalır Rum veya Yahudi hekimlerine başvururlardı.Müslümanlar hafızlık gibi iptidai mesleklere yönelirken Rum ve Yahudiler ticaret ve sanayi alanında güç kazandı.

Osmanlı toplumunda halklar arası uçurum artıkça soysal bölünmeler arttı.Toplumlar arası yan bakmalar başladı.Artık Müslüman tebaa çocuklarını Yahudi ve Rumların kötülükleriyle korkutmaktaydı.Alsan, hatıratında kendisini, annesinin Yahudilerin iğneli beşiğiyle korkuttuğunu aktarmaktadır.Osmanlı’dan Edirne Antlaşmasıyla bağımsızlığını koparan Yunanistan’a Anadolu Rumları ise sempati beslemekteydi.Hatta Rumlarda her geçen gün bağımsızlık duyguları kabarmaktaydı.Çünkü:Rumların ticari etkinlikleri sırasında Batıyla temasları sonucunda milliyetçilik duyguları iyice uyandı.Anadolu’nun değişik yerlerine yayılmış Rumlar arasında hatta bunların Yunanistan Rumlarıyla çok iyi ilişkileri vardı.Alsan, hatıratında Aydın Rumlarının, kızlarını İzmir ve Yunanistan’da bulunan zengin Rum ailelerinin oğullarıyla evlendirdiğini nakletmektedir.İzmir-Aydın posta treni hemen her gün İzmir basımı Rum gazetelerini Aydındaki Rumlara getirmekteydi.Anadolu Rumları kendi aralarındaki işbirliğini durmadan ilerletmekteydi.

Avrupa’da aydınlanmanın ve demokrasinin motor gücü burjuvazi olmuştu.Osmanlı’da da geç de olsa bir burjuva sınıfı doğdu.Bu sınıfı azınlıklar oluşturmaktaydı.Ancak Osmanlı zemini kaygandı.Azınlıklar,bağımsızlık yolunda ilerlemekteydi.Alsan, idadiye gittiği sıralar birgün Rum arkadaşlarıyla Rum mahallesine gitmiş ve evlerin çoğunun mavi-beyaz boyalı olduğunu görünce arkadaşlarına bu evlerin niçin bu şekilde boyalı olduğunu sormuştu.Arkadaşları ona ‘bu bizim bayrağımızın rengi’ şeklinde cevap vermişti.Alsan’ın deyişiyle bu Osmanlı bayrağının rengi değildi.Acaba söz konusu olan renkler, Yunanistan bayrağının renkleri miydi?!...

1. Dünya Savaşı yada Mondros Ateşkesi Osmanlı Devleti’nin sonu oldu.Paris Konferansı sonrası Yunan işgal güçleri Batı Anadolu’ya çıktıklarında yerli Rumlar bu işgal güçleriyle hemen işbirliği yaptı.Kurtuluş savaşı bitiminde ise mübadele geldi.Aslında bütün bunlar yalnız başına havada kalan konular.Niçin bunlar olmuştu sorusuna cevap bulabilmek için Zeki Mesud Alsan’ın çocukluk hatıratını okumak gerekmektedir.

Son dönem Osmanlı’sında Müslüman Türk teb’ası arasında görülen kooperatifleşme hareketleri ve İttihat ve Terakki’nin ulusal burjuva oluşturma çabaları azınlık unsurlarına ve memleket içine sızmış yabancı unsurlara tepki olarak ortaya çıkmıştı.Aynı çizgi bir şekilde Cumhuriyet döneminde de devam etti.Sonuç olarak ‘Osmanlı’nın son dönemi, Genç Cumhuriyeti şekillendirmekteydi.’ diyebiliriz.