Türk ekonomisinde bir yaprak dökümü yaşanıyor. Uluslararası kredi değerlendirme kuruluşlarının arka arkaya yaptıkları ölçüm sonuçları neyin nesi?
Uluslararası kredi değerlendirme kuruluşu Moody’s daha önce yaptığı açıklamalarda “Türkiye yatırım yapılamaz bir ülkedir” dedi. Geçtiğimiz günlerde de Türkiye’nin değerlendirme kuruluşunun Türk ekonomisine verdiği not: Çöp anlamını taşıyor.
Yine aynı kredi derecelendirme kuruluşu, 14 Türk bankasının uzun vadeli borç ve mevduat notlarını değiştirmezken bu bankaların not görünümlerini durağandan negatife çekti. Moodys tarafından açıklanan değerlendirmeye göre, 1 bankanın kredi notu düşürüldü ve net görünümü negatife çekildi. İki diğer bankanın ise kredi notu ve görünümlerinde değişikliğe gidilmedi. Kredi değerlendirme kuruluşu Moodys, Türk bankalarının değerlendirilmesinde Türkiye’nin kredi görünümündeki bozulmanın etkili olduğunu bildirdi.
Öte yandan uluslararası kredi değerlendirme kuruluşu JCR Eurasia Rating Başkanı Orhan Ökmen, yaptığı açıklamada, “Türkiye ekonomisi bozulma süreci içerisindedir. Kamusal alanda siyasi ve ekonomik kurumların gücü, kalitesi ve hizmet üretme kapasitelerinde yaşanan zayıflama süreci d evam etmektedir” derken diğer uluslararası kredi değerlendirme kuruluşu Moodys’in görüşünü teyit eder gibiydi. Moodys son açıklamamasında devlet ekonomisinin değil, Türkiye’de faaliyet gösteren 14 bankanın görünümlerini durağından negatife çektiğini bildirdi.
Güven ve güvenlik ortamlarının endişeli yapısının yatırımcılar nezdindeki iyimserliği engellediğini ifade eden kuruluşun Türk asıllı Başkanı Orhan Ökmen, “Ekonomik sosyal ve hukuki alanlardaki yapısal reformların gerçekleştirilmesi büyümeyi uzun vadede geçmişte görünen ortalamasının altına düşürecektir. Öngörülebilirlik artırılmadan hükümetin ekonomik yavaşlamaya karşı aldığı önlem paketlerinin uzun vadedeki yapısal sonuçlar üretmesi mümkün değildir. Ayrıca bu önlemler genel ekonomik değerleri bozma riski de taşımaktadır. Hukuki alanlarda OHAL süreci boyunca görülen uygulamaların ülke yönetim gücünde erozyona sebep olduğunu belirten JRC Eurasia Rating Başkanı Orhan Ökmen, bu durumun içeride ve uluslararası arena nezdinde Türkiye’nin yatırım atmosferini oldukça hırpaladığını ifade etti. Orhan Ökmen, küresel faiz oranlarının yukarı yönlü gidişatının geçici bir trent olmadığını, bu sebeple Merkez Bankasının sıklaştırıcı para politikalarında geçici uygulamalara yönelmesi gerektiğini belirterek özetle şunları söyledi: “Faiz ve kurda görülen velatilitenin esas sebebi, bağımsız bir para politikasının oluşturulmasına imkan sağlayan bir ortam yok edilmiştir. Kurumsal yönetimi ve araç bağımsızlığı OHAL koşullarına göre, uyarlanıp şekillendirilen bu sıra dışı para politikası Türkiye ekonomosinde faiz ve kurun birlikte enflasyonu beslediği garip bir duruma sebep olmaktadır. Zira doğrudan faiz artırma özgürlüğü kalmamış bir merkez bankası, fiyat istikrarına odaklanamaz.
Türk lirasının değerlerinin üzerindeki oynaklık, yükselen enflasyon ve dış talepteki eksenin Türkiye dışına kaymaya başlamasının büyüme üzerinde var olan baskıların daha da artmasına sebep olduğunu belirten Orhan Ökmen, “Hem arz hem talep yönünden ekonomi dengelerindeki bozulmalar kritik eşit seviyelerine yaklaşmış durumdadır. Üretkenlikte iyileşme sağlanamaması ve yavaşlayan bu üretkenlik artışı ile reel ücret artışları arasındaki çelişki düzeltilmeden ekonominin arz tarafından sorunlar çözülemez. Harcamalar tarafından da büyümenin sadece özel tüketim ve kamu harcamalarına dayanması sağlıklı bir durum değildir.
KAMU PROJELERİNE GELİR GARANTİSİ
Yıllarca sürdürülen mali disiplinin Türkiye ekonomisinin olumsuz dış şoklara karşı hassasiyetini azaltan temel faktörlerden birisi olmaya devam ettiğini söyleyen Orhan Ökmen, büyük kamu projeleri için dövize endeksli olarak verilen gelir garantileri bütçe dengelerini bozabilecek önemli risk unsurudur. Ayrıca kamu harcamalarındaki şeffaflığın ve hesap verilebilirliğin giderek azalması mali disiplini aşındırmaktadır. Uzun süredir devam eden siyasi istikrarsızlık ve belirsizlik hali, sonuç ne çıkarsa çıksın referandum sonrasına sarkacaktır. Ancak bu olumsuzluğa rağmen referandum sonrasında risk primlerinin bir miktar daha da düşeceğini sermaye girişlerinde yeniden bir canlanma yaşanacağını ve ekonomideki yön arayışının bir miktar daha netleşeceğini göreceğiz.
Küreselleşme sürecinde devletin zayıflaması ve spekülasyonun hakim olduğu başı boş piyasaya dünyada ekonomik kriz aralığının sıkılaşmasına, kriz maliyetlerinin fakir halkın ve çalışanların yüklenmesine neden olmuştur. Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde kalkınmanın hızlanması için devletin her konuda kendine çeki düzen vermesi ve d oğrudan piyasanın içinde olması gerekir.
Siyasilere göre, devlet imkanları her yerde sonsuzdur. Başkanlık sistemi ile idare edilen ülkelerin çoğunda başkanlar devlet malı üstünde istedikleri tasarrfları yapabilmektedir. Genel olarak devletin ekonomideki yerini üretilen mal ve hizmetlerin niteliği belirler. Sosyal maliyeti olan altyapı gibi hizmetleri devlet yapmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti 1923’den 1975’e kadar karma ekonomi modeli ile kendi imkanlarına dayanarak dışa bağımlı olmadan büyüme yaşamıştır. Günümüzde dünya ekonomileri artan nüfusla birlikte patlamaya hazır bir balona dönüşmüştür. Bundan sonra ülkeler ulusal ekonomilerine dönmek zorunda kalacaklardır. Artık ülkelerin israf ekonomilerine son verme zamanı gelmiştir. Eğer bugün bir ekonomik krizden söz ediliyorsa bunun nedeni özellikle son 10 yıl içinde ülkede uygulanan israf ekonomisinden kaynaklanmıştır. Devletin yaptığı yüksek harcamalara baktığımızda ekonomik krizin neden kapımıı çaldığını daha iyi anlarız. Örtülü ödenek kaleminden harcanan kaynaklar dudak uçaklatacak cinsten. Neden devlet bütçesinin açık verdiği açıkça görünüyor.
Devletin altyapı yatırımlarında müteahhitlere verdiği garantiler de giderek bütçemizi sarsacaktır.
Bu yüzden yap-işlet modeli yerine devlet, altyapı yatırımlarını da kendisi yapmalıdır.