(KÜRESELCİLER VE ULUS DEVLET YANLILARI)

Sermayeyi elinde tutan küresel güçler, medyayı da elinde tutmaktadır. Onlar insanları bu araçlarla yönlendirmektedir. Körfez Savaşı boyunca insanlar savaşın aksiyon boyutuna yönlendirildi. İnsanlar, uçakları, bombaları görüyordu fakat bombanın düştüğü yerdeki ölen onlarca kişiyi görmemekteydi. İnsanlar, çekirdek yiyerek savaş izlemeye başladılar. İş “arkası yarın” şeklinde pembe diziye dönüştürülmüştü. İnsanlar, yarın ne olacak diye savaş izlemeye başladılar. Medyaya hükmedenler medyayı nasıl kullanacaklarına dair belli bir deneyime sahiptir. Onlar zamanla bu konuda uzmanlaştı. Biz geleneklerden kolayca kopamayız. İlk otomobiller faytona benzemektedir. İlk filmler, tiyatro geleneğine uygun çekilmiştir. Hep geniş açılar kullanılmıştır. Aynen bunun gibi 1960'larda Amerika'da Kennedy suikastı sırasında Amerikan medyası şiddetin izlenen bir şey olduğunu fark etti. O esnada Amerika, Vietnam savaşına girdi. Amerikan televizyonları daha çok izlensin diye sokak ortasında vurulan sivilleri, bombalarla ölen çocukları gösterdiler. Ancak bu, toplumda infiale yol açtı. Amerika'da savaş karşıtlığı yükseldi. Amerika, kamuoyu baskısı sonucunda bu savaştan çekilmek zorunda kaldı. Amerika, bu olaydan sonra medyaya savaşın detaylarını vermemeyi dikte etti. Uçağı gösterilecek fakat bombalanan yerdeki ölen insanlar gösterilmeyecekti. Dolayısıyla Körfez Savaşı sırasında Amerikan medyasının takındığı tutum tesadüf değildir.

Propaganda ve propaganda araçlarını küresel ittifaklardan ayrı değerlendiremeyiz. 1945'li yıllara bu açıdan tekrar bakmak gerekir. Yalta Konferansı bu aşamada oldukça önemlidir. Stalin, Churchill, Roosevelt bu konferansta bazı konularda anlaşmaya vardılar. Aslında dünya SSCB ile ABD arasında paylaşılmıştı. Stalin ve Roosevelt'e göre dünya Avrupa'nın kontrolüne bırakılamazdı. Çünkü Avrupa, insanlığa iki tane dünya savaşı yaşatmıştı. Öyleyse dünyayı ABD ve SSCB iki kutba ayırsın. Dünyayı çok büyük bir savaş yaşatmadan herkes egemenlik alanında faaliyet göstersin denildi. Fakat İngiltere, saf dışı edilmekteydi. İngiltere, büyük bir borç batağında bulunmaktaydı. Amerika'nın yardımına muhtaçtır. Öbür yandan Rus ordularının Berlin'e girmesi gerekiyordu. Değilse Hitler durdurulamayacaktı. Stalin yeni durumun dünya için bir fırsat olduğunu iddia etti. Biz iki kutuplu bir dünya var edeceğiz dedi. Amerikan Başkan yardımcısı Henry A. Wallace "biz ürettiğimiz tüm bilimi insanlığın hizmetine sunacağız" dedi. Küresel sermayenin merkezi Londra'daydı. Bu nedenle İngiltere'nin saf dışı edilmesi başka olaylara sebebiyet verecekti. Bu karar Amerikan ulus devletinin kararıdır. Fakat bu küresel sermayenin ve İngiltere’nin çıkarına terstir. CIA, İngiltere destekli kurulmuştu. Bu önemli bir detaydır. 1945 sisteminin kurucusu Henry A. Wallace’in seçim kaybetmesi bu bakımdan manidardır. Bu küresel sermaye sürekli "kapınızı bir gün açtığınızda komünistler sizi işgal etmiş olacak" şeklinde propaganda yaptırdı. Oysa Amerikan ulus devleti SSCB ile anlaşmıştı. Oysaki küresel sermaye elinde bulundurduğu medya araçlarıyla yakında Amerika ile SSCB'nin büyük bir nükleer savaşa tutuşacağıyla ilgili haberler ve filmler yapmaktaydı. Amerikan halkı tağşiş edilmekteydi. Amerikan kamuoyunu onlar yönettiler. Asıl amaçları ise Amerika ile SSCB arasında varılan antlaşmayı ortadan kaldırmaktı. Küresel sermaye çoğu kez başarılı oldu. Ancak Amerikan derin devleti ve ulus devlet yanlıları sürekli direnmekteydi. Kennedy suikastı da bu bağlamda değerlendirilebilir. Kennedy stratejik iki temel hata yapmıştır. Onun ilk hatası: O, Amerikan parasının büyük şirketler tarafından değil Amerikan devleti tarafından basılması gerektiğini iddia etti. Kennedy bu düşüncesiyle küresel sermayeyi karşısına almıştır. Aynı zamanda Kennedy Avrupa'nın kültürel olarak Amerika'ya daha yakın olduğunu iddia etti. Avrupa'ya doğru yanaştı. Bu sefer de o, SSCB'nin tepkisini çekti. Kennedy, güçler dengesini gözetmedi. Domuzlar Körfezi Çıkartma Krizi, Küba Nükleer füze krizi olaylar patlak verdi. SSCB ile ABD nükleer savaşın eşiğine gelmişti. Bütün bunlardan dolayı belki bir güç bir suikastla Kennedy siyaset dışında bırakacaktır. 1980 ve 1990'larda SSCB'nin dönüşümü sırasında küresel sermaye Rus enerji yataklarını da kontrol etmeye başladı. Rusya, Sibirya doğalgaz kaynakları, Orta Asya Kazak doğalgaz kaynakları, Hazar Petrol bölgesi gibi geniş bir enerji coğrafyasını kontrol etmekteydi. Durum böyle iken 1990'larda Amerikan ulusçuları, küresel sermayeyi paradan para kazanmakla ve dünyayı büyük bir tehlikeyi sürüklemekle suçladı. Bu açıdan bakıldığında Putin'in iktidara gelişinde Amerikan desteği söz konusu olabilir. Çünkü Putin iktidara gelir gelmez küresel sermayeyi ülkesinden tasfiye etti. Amerikan ulusçularına göre küresel sermayenin başka yerlerde de zayıflatılması Amerika içinde de zayıflatılması anlamına gelmekteydi. Küreselleşme derken neden biz Rus sinemasından örnekler görmüyoruz. Sadece Hollywood sinemasına maruz kalıyoruz. Bu soru da bununla ilgilidir. Bu örnekleri Netflix’de görebiliriz. Çünkü internet potalının çoğunu küresel sermaye kontrol etmektedir. Onlar, uluslararası bir yayın anlayışı benimsemişlerdir. Temel amaçları da ulus-devleti zayıflatmaktır. El-Cezire'nin "Putin'in Yükselişi" adlı yapmış olduğu bir belgesel var. Mihail Borisoviç Hodorkovski bir Rus oligarttı. Putin, oligartların egemenliğini son vermek istemekteydi. Onun için Hodorkovski'nin cezalandırılması önem arz etmektedir. Hodorkovski Küresel sermaye yanlısı Amerikalılar tarafından desteklenmiştir. Bu oligark Rus enerji piyasasını kontrol eden figür olarak ileri sürülmüştür. Bu kişinin Birleşmiş Milletlerle bağlantısı vardır. Oğlu Amerika'da okumaktadır. Oligarkların merkezlerinden birisi Londradır. Burada küresel sermaye ve küreselleşmeye karşı ulus devletlerin korunması konusunda Trumpt ile Putin arasında bir ittifak olduğu söylenebilir. Trump, Amerika'da önemli bir sermayedar. Amerikan ulusçusu olması da bu bakımdan ilginçtir. Trumpt için ulus devlet neden önemlidir? 1980'lerden itibaren Amerika'daki küresel sermaye Amerika'yı terk etti. Bu sermaye yüksek vergiler ödemek istemedi. Ucuz işgücünün olduğu bölgelere yöneldi. Küresel sermaye, teknoloji bende, para bende şeklinde düşünmekteydi. Onlar ulus devletin bürokratlarını daha fazla beslemek istememekteydi. Onlar dünyayı tek devlete doğru evirmeye çalışmaktaydı. Onlara göre insanlığın geleceğe tek nokta tek devlet, tek ideoloji, tek millettir. Amerikan ulusçuları da şunları söylemektedir: Amerika'nın sermayesini aldınız götürdünüz. 30-40 yıldır Amerika’nın alt yapısına hiç bir yatırım yapmadınız. Biz 1950 ve 1960'lardaki Amerika'yı özlüyoruz. O yüzden Trumpt seçim kampanyasında "biz yeniden Amerika'yı muhteşem yapacağız" sloganını kullanmıştır. Bu slogan 1929 ekonomik buhranı sonrası Amerikan başkanlık seçimlerinde de kullanıldı. Geçenlerde Netflix'te bir filmin bir sahnesinde bir grup diğer rakip guruba "siz bizi 1945'lerin dünyasına geri götürmek istiyorsunuz. Fakat biz buna izin vermeyeceğiz" diyordu. Küreselcilerle ulus devleti savunanlar arasındaki çatışmayı filmlerde Netflix'de hemen her yerde görmek mümkündür. Film sektörü, Netflix, Twitter vb. küreselcilerin elindedir. Fakat silah sanayisini ulusçular kontrol etmektedir.