Semiyoloji, gösterge bilimidir. Saussure adlı bilim insanı bu bilimin kuruluşuna büyük katkı sağlamıştır. Gösterge bilimi ile uğraşanlar, öncelikle dili çözümleyerek bu işin üstesinden gelmeye çalışmıştır. Fare sözcüğünün ses olarak bir değeri vardır. Bu ses ile söz konusu canlı arasında aslında hiçbir bağ yoktur. Bunun için fare anlamını veren farklı dillerde farklı sesler vardır. Fare sözcüğünün göstergesi bu canlı olduğu için bu sözcük anlamlı hale gelir. Farklı sesler, farklı varlıkları gösterdiği için manalıdır. Aksine aynı ses pek çok varlığı gösterseydi iş içinden çıkılmaz bir hal alacaktı. Dolayısıyla dil, varlık nedenini yitirecekti. Yaşanılan coğrafya dili kelime düzeyinde zenginleştirmektedir. Eskimolar karla ilgili pek çok kelimeye sahiptir. Bu kelimelerin her biri farklı bir kar tipini gösterir. Orta kuşakta yaşayan Türkler için durum aynı satıhta farklı örneklerle açıklanabilmektedir. Sığır sözcüğü genel bir anlam içerirken inek yavrulu dişi sığır, dana genç erkek sığır, boğa yetişkin erkek sığır, düve genç dişi sığır, buzağı yavru sığırı göstermektedir. Kelimeler kavramsal düzeydeyse onun gösterdiğini başka milletler için anlamak gerçekten zordur. Çünkü gösterge üzerinde kültürel nosyon egemendir. “Namus” kavramının diğer dillere aktarılmasındaki güçlük de buradan kaynaklanmaktadır. Sosyal ve kültürel gelişmeler, koynunda o dili anlamamızı sağlayan birer mit büyütmektedir. Bu mitler kelimelere yüklenen yan anlamlardır. Düşünür Barthes, bir kelimenin düz anlamını yabancıya aktarabilirsiniz. Çünkü düz anlam, kelimenin ilk anlamıdır ve daha çok somut varlıklara işaret eder. Sıçan kelimesi düz anlamda pek sorun çıkartmaz. Ancak bunu bir kişinin özelliği şeklinde kullanırsak bunun ifadesi güçleşir. Hatta düz anlam da dahi küçük problemler çıkabilir. Bir bedevi dilindeki sıçan kelimesini başka bir dile çevirsek o coğrafyadaki farelerin yapısal farklılığından dolayı aynı fare tipi insanların aklına gelmeyebilir. Gösterge aynı tür içinde dahi sapma gösterebilir. Tayland’da fare yenildiği bilinmektedir. Bir batılı ile Taylandlının fareden aynı şeyi anlamayacağı aşikârdır.

Aynı kültür içinde zamanla kavramsal anlam sapmaları olabilir. “Yaşar, ne yaşar ne yaşamaz” desek çağın yeni yetmeleri bu ne diyebilir. Çocuklar önceden yaşamıyordu. Bebek ve çocuk ölümleri yaygındı. Çocukları yaşasın diye anne-baba çocuğuna Yaşar adı koyardı. Bu da sadece bir temenniydi. Çünkü Yaşar yine ne yaşar ne yaşamazdı. Onu yaşatacak olan tıptı, sağlığa ücretsiz ulaşımdı, beslenmeydi. Bular olmadığı için temenniyle o çocuk ya yaşar ya yaşamazdı.