1960-1980 arasında medya çeşitliliği artar. Dönemin medyası arasında gazete, dergi, afiş, kitap, broşür gibi basılı materyalin yanında televizyon, sinema, radyo, plaklar sayılabilir. 1960-1970 arası Türk Sineması için önemli bir zaman dilimidir. Bu zaman diliminde göçü, işçi hakları ve hareketlerini, gecekondulaşmayı, toprak sorununu ele alan sosyal gerçekçi filmler yapılır. Yılanların Öcü, Susuz Yaz, Gurbet Kuşları, Başlık, Keşanlı Ali Destanı, Otobüs Yolcuları, Karanlıkta Uyananlar, Vesikalı Yârim adlı filmler bunlardan sadece bir kaçına örnektir. Karanlıkta Uyananlar adlı filmde işçilerin verdikleri sendikal mücadele Bülent Ecevit'in Çalışma Bakanlığı yaptığı sırada ortaya koyduğu çalışmaları hatırlatmaktadır. (https://www.youtube.com/watch?v=7l7 tdHw7htA Erişim Tarihi: 18.11.2018) Metin Erksan'ın yönettiği Susuz Yaz adlı 1963 yapımı film su sorununa değinir. Filmde su konusunda işlenen bir cinayet için hapse düşen kişiye bir diğer mahkûm şöyle nasihat eder: “Seni adam vurman hapishaneye düşürmedi. Asıl sebep akan suya sahip çıkman.” Aynı mahkûm, hapisha-neden tahliyesi sonrasın-da suyun başındaki Osman'ı vurmayı planlayan o kişiye şunları der: “Osman'ı vurmakla meseleyi halledemezsin, mesele suyu onun elinden almak, üstelik suyu onun elinden almakta yetmez. Bütün o gibilerin elinden o sular alınmalıdır.” Suyu elinde tutan Osman'ın vurulmasıyla köylü suyuna kavuşur. 1960-1970 arasında Türkiye'de okuma-yazma oranı düşüktür. Bu tip filmler hem entelektüellere hem de köylüye önemli mesajlar vermektedir. Sinema, o dönemde etkili bir iletişim aracı olmalıdır. Dolayısıyla bu tip filmler Bülent Ecevit'in siyasi arenada, mitinglerde ve demeçlerinde dile getirdiği “su kullananın; toprak işleyenin” söylemini beslemiş olmalıdır. Yılanların Öcü filmini burada değerlendirmek yararlı olacaktır. Filmde sadece köy muhtarı fötr şapkalıdır. Bütün köylü kasket şapka takmaktadır. Adnan Menderes ve Süleyman Demirel'in fötr şapkayı tercih etmesinden dolayı bu aynı zaman siyasi bir eleştiridir. Bülent Ecevit'in bu nedenle kasketli şapka tercih etmesi bu bakımdan daha anlamlı bulunabilir. Muhtar ve muhtarla işbirliği yapan köyün ileri gelenlerinden biri fakir ve sakinliği ile tanınan Bayram'ın evinin tam önüne ev yapmaya kalkar. Bayram ve ailesi buna direnince muhtar ve çevresinden her türlü zulmü görür. Köye gelen kaymakamın “Bak şu davul-zurnaya; bir de bak şu kalabalığa… El-divan dizilmiş millet. Bunlar bizim insanımız, Bunlar bizim milletimiz. Yüz yıllık çileler içinde kaybolmuş insanlar… Anlamsız, kaçak gözler… Yanmış, yıkanma-mış yüzler…” şeklinde söylediği cümleler o esnada Türk köylüsünün içine düştüğü durumu ifade eder. Bayram, muhtarın adamları tarafından dövüldükten sonra “Ulan muhtar olmuşsun; insan olama-mışsın” şeklinde konuş-ması başkaldırının ilk işareti sayılabilir. Bayram'ın karısı da dayak yer. Bu olay nedeniyle bebeğini düşürür. Kaymakam köye geldiğinde ise Muhtar, kaymakamın rakısı ve ziyafeti için köye salma(vergi) salar. Kaymakama ziyafet vermek için ise bayramın kuzusunu çaldırır ve keser. Bayramın anası Iraz Kadın ise “Kara gün kararıp kalmaz; bunalan darda kalmaz” diyerek kaymakamla görüşür. Sonra komşu kadına yılan sokması üzerine “Yılanlar yılan olmuşken öçlerini bizde koymadılar. Biz insan olmuşken boynu bükük pusulmuş duruyoruz. Yılanlar kadar olamadık, yazıklar olsun bize. İnsan haysiyetine yakışmaz. Adam dediğin düşmanını tanımalı, hiçbir zaman öcünü yerde koymamalıdır.”(https://www.youtube.com/watch?v =KjW0mbf1Wso Erişim Tarihi: 18.11.2018) şeklinde konuşur. Aile, olanlardan adalet önünde hesap sormaya karar verir. Aslında filmin verdiği mesaj ile Bülent Ecevit'in sıklıkla dile getirdiği “bu düzen değişmelidir” sözü ile aynı anlama gelmektedir. Film, ailenin mahkemeye başvurmak için ufka (şehre) doğru yolcuğuyla biter. Sanki bu, umuda yolculuk gibidir. Bu da Ecevit'in hangi sosyal şartlar altında bir umut olarak çıktığını bize göstermesi açısından ilginçtir. Bülent Ecevit'in siyasete atıldığı yıllardan 1980'lere kadar gazete ve kitaplar oldukça önemli bir propaganda aracıdır. O dönemde kişiler kendi görüşlerini alenen göstermek için gazeteleri kullanır. (Açan, Görüşme Tarihi: 20.12.2015) Ceketlerinin dış cebine okuduğu gazetenin adı görülecek şekilde yerleştirip onu öyle taşır. Televizyon ve sosyal medya gibi araçlar olmadığı için insanların pek çoğu kitap okuma eğilimindedir. O dönem-lerde üniversite yurtların-da ve diğer yerlerde marjinal gurupların öğrencileri yataklarından kaldırıp kitap okuma saatleri düzenledikleri bilinmektedir. (Başarık: Görüşme Tarihi: 21.11.2015).