Eskiden bu sorunun cevabı çok kolaydı. Aydın’ın merkezi Efeler’di. Daha doğrusu Merkez İlçe ismindeydi.
İnsanlar işi için, alışveriş için, hastane için, resmi işlemler için merkeze gelir, sonra ilçelerine dönerdi. Ancak bugün Aydın’a baktığımızda bambaşka bir tablo görüyoruz.
- Kuşadası turizmde kendi başına bir marka haline gelmiş durumda.
- Didim her geçen yıl büyüyor.
- Nazilli, yalnızca bir ilçe değil, adeta bölgesel bir ticaret merkezi gibi hareket ediyor.
- Söke ise üretim gücüyle kendi ekonomik alanını oluşturuyor.

Bu nedenle artık şu soruyu sormak gerekiyor; Aydın gerçekten tek merkezli bir şehir mi?

Aslında mesele bir ilçenin diğerinden daha önemli olması değil. Mesele, ilçelerin büyümesiyle birlikte Aydın kimliğinin nasıl değiştiğidir. Bugün Kuşadası’nda yaşayan bir vatandaşın gündemiyle Nazilli’de yaşayan bir vatandaşın gündemi arasında ciddi farklar var. Didim’in beklentileri başka, Söke’nin öncelikleri başka. Hatta zaman zaman aynı ilin sınırları içerisinde yaşadığımızı bile unutuyor gibiyiz. Her ilçe kendi kabuğunda büyüyor ama Aydın ortak paydasında ne kadar buluşabiliyoruz, işte asıl soru burada başlıyor.

Belki de Aydın’ın son yıllardaki en büyük değişimi, merkezin gücünü kaybetmesi değil, yeni merkezlerin ortaya çıkmasıdır. Bu ilk bakışta bir avantaj gibi görünebilir. Ancak güçlü ilçeler güçlü bir şehir oluşturamıyorsa, ortaya sadece birbirine komşu ilçeler çıkar. Oysa bir ilin başarısı, ilçelerinin tek tek başarısından daha büyük bir anlam taşımalıdır. Kuşadası’nın kazandığı değer Nazilli’nin de değeri olmalı, Söke’nin ürettiği güç Efeler’in de gücü sayılmalıdır.

Bu nedenle tartışmamız gereken konu artık Aydın’ın merkezinin neresi olduğu değildir. Asıl mesele, büyüyen ilçeler arasında ortak bir Aydın vizyonunun olup olmadığıdır. Çünkü gelecekte bizi ayakta tutacak olan şey yalnızca nüfusumuz, turizmimiz veya tarımımız değil; aynı hedefe yürüyebilme irademiz olacaktır. Aksi halde haritada aynı ilin sınırları içinde yaşarız ama zihnimizde çoktan farklı şehirlerin insanları haline geliriz.