Amerika Birleşik Devletleri’nin ilk Anayasası yazıldığında Amerika’nın kurucu ataları bugün olduğu gibi ulusal seçimlerin bu kadar şaşalı ve gürültülü olmasını ummaktadır. Onlar, sadece her eyalette seçmen adı verilen deneyimli ve akıllı oy kullanacak kişiler var etmeyi planladılar. Her bir eyalet, Amerikan Kongresi’ne gönderilecek kişileri seçer. Yine seçmenler, başkan adayı için tercihte bulunur. Oylama yapılır. Bu seçmen gurubuna seçmenler kurulu adı verilmektedir. Seçmen tarafından önerilen adaylar şuanda her bir eyalette siyasi partiler tarafından belirlenir. Elbette adaylar, seçmen gurubunun adlarını göremez, gizli oylama yapılır. Seçmenler başkan adaylarını belirlemek için direk kendi tercihleriyle oy kullanmak istemektedir. Aslında başkan olarak seçilecek kişi önce kendi partisinde baskın olmalıdır. Eyaletlerde Başkan adaylıkları için ön seçim yapılır. Seçilen Başkan adayları parti büyük kongrelerinde çekişir. Büyük kongrede genel seçim için aday takdim edilir. Amerika’da yıllar süren parti genel başkanlığı ve parti genel başkanlarından devlet başkanı seçme geleneği yoktur. Her dönem onlarca başkan adayı çıkar. Ön seçimler olur. Sisteme büyük bir dinamizm katılmıştır. Her bir parti adayını belirledikten sonra seçim kampanyası başlar. Adaylar seyahatlere başlar ve konuşmalar yapar. Televizyonlarda görünürler. Partiler gazetelerde duyurular yayımlarlar. Televizyon ve radyolarda pek çok reklam döndürür. Onlar böylece insanların kendi adaylarına oy vermesi konusunda teşvik eder. Amerika’da Başkanlık seçimlerinin takvimi bellidir. Seçimler dört yılda bir Kasımda yapılır. Bir eyaletin herhangi birinde hangi aday oyların çoğunluğunu alırsa eyaletin tamamını kazanmış sayılır. Eyaletlerin çoğunluğunda bu şekilde seçimi almış aday başkanlık seçimini başarıyla tamamlar ve başkan olur. Başkanlık sisteminde genel oy sayısına bakılmaz. Eyaletlerin çoğunluğunda seçimi kazanmış olmak esastır. Nüfus eyaletler arasında elbette dengeli dağılmamıştır. Bir eyalette oyların çoğunu alan o eyalette kazanmıştır. Ancak bir aday nüfusu düşük eyaletlerde seçimi kazansa ve Amerikan genel nüfusuna göre çoğunluğu sağlayamamış olsa dahi seçimi kazandığı eyalet sayısı fazla ise başkanlık koltuğunu hak eder. Seçimler sonuçlandığında Amerikalıların genelde takip ettikleri bir gelenek vardır. Birbirlerine karşı mücadele etmiş bu iki başkan adayı birbirinin elini sıkar. Kaybeden kazananı tebrik eder. Kaybeden parti, demokratik kültüre ve yeni hükümete bağlı kalacağına söz verir. Seçimi kabul eder. Thomas Jefferson başkan olduğunda o, takipçi ve destekçilerini açıkta(boş kadro) bulunan işlere atar. Fakat Andrew Jackson başkan olduğunda ise o, kendi takipçilerini bir yere yerleştirmek için pek çok kişiyi işinden eder. Elbette Jackson bu yaptıkları, olgun insanlar tarafından “yağma düzeni” olarak adlandırılır. Aslında politik bir yer edinme ümidi, kampanya döneminde pek çok kişinin oldukça yüksek tempoda çalışma nedenlerinden biridir. Kazanan aday, kendisinin seçimi kazanması için canla başla çalışmış kişiyi elbette destekler. Her neyse, günümüzde, ABD’de pek çok iş Sivil Hizmetler Sistemi adında bir büronun kontrolüne bırakılmıştır. Bu sistemde, iş sahibi olmak isteyenler, özel bir testten geçer. Teste geçen kişilerin adları listelere kaydedilir. Sonra listeden isim çekilir. Çekilen isim işe başlamış olur. Elbette iş sahibi olunduktan sonra hangi parti seçimi kazanmış olursa olsun iş garantisi sağlanır. Devletteki günlük işler hangi parti iktidara gelirse gelsin kesintiye uğramadan devam eder. Amerika, derin tecrübelerinden sonra hangi başkan gelirse gelsin Amerikan Devleti’nin genel politikası devam eder. Başkan, kendini seçim sürecinde destekleyenleri arka çıkar. Ancak yandaş için devlet kadrolarında kıyım asla yaşanmaz. İş standartları belirlenmiştir. İşler buna göre yürür. Hatta Amerika Başkanları, seçim sürecinde kendine karşı mücadele etmiş kimi kabiliyetli başkan adaylarına hükümetinde bakanlık görevi verdiği sıkça görülür. Amerika’da, Amerika’nın menfaatleri ve genel politikaları vardır. Bunlar rekabete asla kurban edilmez.