Bülent Ecevit Bülent Ecevit, 1925 yılında İstanbul’da doğar. Ecevit, Cumhuriyet’in ilk neslindendir. Ecevit, elit sayılabilecek bir ailede dünyaya gelir. Babası bir hekim olan Prof. Dr. Fahri Ecevit’tir. Fahri Ecevit, 1943-1950 arasında iki dönem milletvekilliği yapar. Kendisi tek parti döneminin tanındık bir ismidir. Ankara Hukuk Mektebi’nde uzun süre adli tıpla ilgili dersler verir. Radyo yayınlarına katılır. Halkevlerinde söyleşiler yapar. Ulus gazetesinde yazar (Buran ve Özkara, 2017: s.82-89). Bülent Ecevit’in annesi Nazlı Ecevit ise bilinen bir ressamdır. Sanat çevresinde ve CHP’nin üst kanadında saygı görmektedir. Fahri Ecevit’in çok sert olduğu, kimi zaman kırıcı ve küfürlü konuştuğu iddia edilmektedir. Oysaki Fahri Hanım sakin ve oldukça naiftir. (Sağlamer, 1974: s. 113). Bülent Ecevit’in pek çok çevrece oldukça nazik ve saygılı bir insan olduğu ifade edilir. (Toptan, Görüşme: 29.11.2017. Arınç, Görüşme Tarihi: 06.02.2018. Çiçek, Görüşme Tarihi: 18.01.2018). Ecevit’in bu sakinliğinin annesinden geldiği söylenir. Bu açıdan Ecevit’in Türk siyasetine bir üslup ve nezaket getirdiği de iddia edilmektedir. (Ağababaoğlu, Görüşme Tarihi: 2.11.2016). Ancak bunun birkaç istisnası olması gerekir. 18 Nisan 1999 Genel Seçimleri sonucunda Fazilet Partisi’nden milletvekili seçilen Merve Kavakçı 3 Mayıs 1999’da milletvekilliği yemini yapmak üzere TBMM Genel Kurulu’na başörtüsü ile gelince Demokratik Sol Parti (DSP) Genel Başkanı Ecevit umulmadık bir biçimde sert tepki gösterir. Bu tepki üzerine Kavakçı yemin edemeden Genel Kurul’u terk etmek zorunda kalır. (Milliyet, 4 Mayıs 1999) Bu durum, Ecevit’in babasının sertliğini hatırlatsa da Bülent Arınç’a göre Kavakçı olayının yaşandığı yıllarda 28 Şubat daha yeni yaşanmıştır. Refah-Yol hükümeti ordu müdahalesiyle düşürülmüştür. Bu nedenle Ecevit, Kavakçı olayı ile ortamın iyice gerilip ardından bir darbenin gelebileceğinden korkmuş olmalıdır. (Arınç, Görüşme Tarihi: 06.02.2018). Yine ANASOL-M koalisyonu döneminde Bülent Ecevit’in Milli Güvenlik Kurulu’nda (MGK) Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’le kavga etmesi ve bunu acele bir biçimde kamuoyu ile paylaşması 2001 ekonomik krizinin tetikleyicisi olur.(Milliyet, 20 Şubat 2001). II. Dünya Savaşı bitiminde Türkiye çok partili yaşama geçme aşamasındayken Bülent Ecevit, Robert Koleji’nden 1944 yılında mezun olur. Bundan sonra Ecevit, Basın-Yayın Genel Müdürlüğü’nde 2 yıl çevirmen olarak çalışır. 1946 yılında Rahşan Ecevit’le evlenir. 1946-1950 yıllarında ise Londra’da elçilikte basın ataşeliği kaleminde görev yapar. 1950 senesinde yurda döndükten sonra Bülent Ecevit CHP’nin resmi yayın organı Ulus gazetesinde çalışmaya başlar. Burada göreve 135 başlamasında Nihat Erim’in etkisi olur. Bu arada yapılan genel seçimlerle CHP iktidardan düşer iktidara Demokrat Parti (DP) gelir. DP iktidarı döneminde çıkarılan özel bir kanunla Ulus gazetesi kapatılır. Ecevit, 1955 yılında kimi üniversitelerde basınla ilgili araştırmalarda bulunmak üzere Amerika Birleşik Devletlerine gider. Bütün bu anlatılanlardan Ecevit’in Batı kültürünü tanıma fırsatı bulduğu sonucu çıkartılabilir. Aynı zamanda Ecevit’in CHP’nin dinamiklerinin ne olduğunu hızla öğrendiği de anlaşılabilir. Rahşan Ecevit’in tüm siyasi yaşamı boyunca Bülent Ecevit’in üzerinde ağırlığı olduğu iddia edilmektedir (Zencirci, Görüşme Tarihi: 22.10.2016. Ağababaoğlu, Görüşme Tarihi: 2.11.2016). 1946 yılında Ecevit çiftinin nikâhı daha sonra Diyanet İşleri Başkanlığı da yapmış ve hemen her kesimce din konusundaki otoritesi kabul edilmiş kişi olan Ahmet Hamdi Akseki tarafından kıyılır. (Akar ve Dündar, 2008: s. 39) Bu durum Bülent Ecevit için önemli bir ayrıntıdır. Koyu bir CHP anlayışına sahip bir ailede yetişmiş olan Ecevit adına bu ayrıntı ileride oluşacak “Halkçı Ecevit” söyleminin anlaşılmasında anahtar rol oynar. Ecevit, devrimci, sert bir söyleme sahiptir. Düzen değişikliğinden söz eder. Ancak Anadolu insanının bir değeri olan din konusunda her zaman dikkatli davranır. Halkın değerlerine saygı gösterir. Bülent Ecevit gazetecidir. Aynı zamanda şairdir. Ecevit’in bu yönü onu söylem açısından Anadolu insanına yaklaştırdığı söylenebilir. Çünkü Ecevit, şiire yakınlığı nedeniyle Yunus Emre, Karacaoğlan, Dadaloğlu gibi Türk Halk Edebiyatı’nın önemli ozanlarına ve âşıklarına merak sarar. Onları okumuş ve onların dinamiklerini, topluma etkilerini ve hangi kaynaklardan etkilendiklerini araştırır. Tasavvuf dünyası ile edebiyatının en önemli isimlerinden Mevlana’yı inceler. Mesnevi, Ecevit’in manevi dünyasını beslemiş olmalıdır. Aynı zamanda tasavvufla ilgili onun bilgilerini artırmış olduğu söylenebilir. Bütün bunların Ecevit’in liderlik pratiğinin oluşmasında katkısı olmuştur denebilir. (Ecevit, 2009: s.5). CHP Genel Başkanlığı’na gelecek kişinin Anadolu’yu tanıması önemlidir. Bu, sadece CHP’nin oyunu artırma anlamı taşımaz. CHP’nin özleri ve kökleriyle de ilgili bir durumdur. CHP, Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk cemiyetinin dönüştürülmesiyle kurulduğu söylenir. Bu cemiyet, Sivas Kongresi’nde Milli Müdafaa yanlısı cemiyetlerin birleştirilmesi sonucu oluşur. Bu cemiyet önderliğinde Kurtuluş Savaşı yürütülür. Kurtuluş Savaşı’nı kimi yazarlar ve tarihçiler Anadolu İhtilali olarak nitelendirir. (Selek, 2010: s.1-30). Dolayısıyla CHP’nin temelinde Anadolu İhtilali’nin yattığı söylenir.(Bila, 1979: s.20). Bülent Ecevit’in İsmet İnönü’yü bir idol olarak gördüğü kabul edilebilir. Aynı zamanda Atatürk’ün manevi mirasına karşı oldukça saygılı olduğu dile getirilebilir. 1950’lerin başında Ecevit Ulus 136 gazetesindeki yazılarında tıpkı İsmet İnönü gibi Adnan Menderes’e seslenecektir. ‘Bay Menderes’ diyecektir. (Ulus, 06 Aralık 1955). 5816 Sayılı Atatürk’ü Koruma Kanunu 1951 yılında Menderes Hükümeti tarafından çıkarılır. Buradan yola çıkarak Bülent Ecevit DP iktidarına ve Adnan Menderes’e eleştiri getirir. Ona göre “Atatürk’ün izinden gitmek onun gösterdiği ülkü ve amaçlara yönelmekle olur.” Bu cümlelerle Ecevit, DP iktidarını sahte Atatürkçülükle suçlar. (Ulus, 10 Kasım 1953). Ecevit hakkında bu bilgiler oldukça önemlidir. Çünkü Ecevit’in CHP Genel Başkanlığına seçilme sürecinde ve sonrasında Ecevit İnönü ve Atatürk mirasına ihanetle suçlanır. Parti içi muhalifler tarafından dillendirilen ve Ecevit imajını sarsmak isteyen sağ basın tarafından kaşınan böylesine ithamların meydana getirdiği etkiyi Ecevit’in nasıl atlattığının anlaşılmasında bu bilgilerin işe yarayacağı söylenebilir. (Tercüman, 26 Aralık 1979. Kıratlıoğlu, Görüşme Tarihi: 09.10.2016).