Anadolu, farklı ırkların, dinlerin, mezhep veya meşreplerin bir arada hoşgörüyle yaşadıkları bir coğrafya olarak bilinir. Denilen doğru mudur? Kesinlikle doğrudur. Ama Anadolu’nun her zaman barışın toprağı olduğunu söylemek doğru olmaz. Yakın tarihte Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yaşanan terör olayları buna en büyük delildir. Osmanlı tarihinin sonlarında Rum ve Ermeni azınlıkların Anadolu’da şiddet estirmesine ne demelidir? Yavuz Selim’in saltanatında Şah İsmail’le yaşanan gerginlikler Doğu Anadolu’da huzuru bozmadı mı? Anadolu halklarını kendi hallerine bıraksalar bu halklar elbette birlikte huzur içinde yaşayacaktır. Ama dün Anadolu, İpek ve Baharat yolu üzerindedir. Bundandır ki birileri buradaki barışı dinamitlemek için elinden geleni yapar. Ticaretin okyanus ötesine kaydığı bir dönemde Anadolu’da tam bir huzur hâkimdir. Bu dönemdeki Celali İsyanları ise Anadolu haklarının birbiriyle kavgası olarak nitelendirilemez. Bu isyanlar, Anadolu halkının yaşanan ekonomik darboğaza, devlet kurumlarının külleyen batağa saplanmasına top yekûn başkaldırısıdır. On dokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru Süveyş Kanalı’nın açılması ve Akdeniz dünyasının tekrar önem kazanması ve yirminci yüzyılın başlarında petrolün ehemmiyetinin kavranması ve Anadolu’nun Ortadoğu’nun hemen yanı başında bulunması, en önemlisi Ortadoğu’nun Osmanlı toprağı olması yabancı güçlerin Anadolu’ya ilgilerini artırır. Anadolu’da halk kavgaları yeniden başlar. Cumhuriyet’in kurulması bu kavgaları engelleyemez. Şeyh Sait isyanı buna misaldir. Seksenlerden sonra yaşanan terör olayları da bu şekilde açıklanabilir. On üçüncü yüzyılda Moğol istilası sonucunda Anadolu Selçuklu devleti yıkılır. Birlik bozulur. Anadolu’da çokça beylik ortaya çıkar. Bir kavgadır, alır başını gider. Böylesine bir ortamda Yunus Emre ve Mevlana gibi kanaat önderleri ortaya çıkar. Mevlana ve Yunus Emre’nin sevgi ve hoşgörüden sıkça söz etmesi, içinde bulundukları kavga ortamından kaynaklanır. Mevlana ve Yunus Emre gibi o günkü kanaat önderlerinin düşünce derinlikleri müthiştir. Düşünceleri, Osmanlı Devleti kurulurken onların devlet düşüncesini etkiler. Osmanlı böylece farklılıkları hoşgörüyle yaklaşarak birbirinden farklı halkları yüzyıllarca bir arada tutar. Kıvanç Tatlıtuğ, Hadise, Tarkan gibi kişiler günümüzde toplumu daha fazla etkilemektedir. Popüler kültürün Mevlanalarıdır kendileri.
Eğlence ve gösteri toplumunda Cem Yılmazlar, Şahan Gökbakarlar, yüzyılın Mevlana’sı seçildi diye Yunus Emre kıskanmaktadır. Kimileri, alay ettiğimi düşünebilir. Hayır, bunu asla kabul etmem. Mevlana’daki düşünce derinliğini Hülya Avşar’la karşılaştırmayın lütfen… Dünü bugün olmadan dünde unutan, kitap okumayan bir toplumda düşünce derinliğinin ne önemi vardır?