Eskiler anlatırdı işte şurada su vardı, burada çeşme akardı, tulumbalardan buz gibi sular içerdik…
Çok değil bundan 50/60 yıl öncesine kadar Aydın'ın hemen her yerinden adeta sular fışkırırmış. Öyle ki Ata Mahallesi'nde bir bölgenin adına Tasbatan denirdi. Yani öyle çok yer altı suyu varmış ki tabiri caizse tarlaya atılan bakır tas toprağa batarmış.
Gelelim günümüze yaklaşık 20 yıldır yaz ayları Aydın'da adeta cehennem sıcağı gibi yaşanıyor. Her ne kadar kentimizde çeşmelerimizden hala sular akıyor olsa da gelecek yıllar endişe verici tablo çiziyor.
Son yıllarda ilimiz de dâhil olmak üzere bulunduğumuz yarım kürede yaz ayları aşırı derecede sıcak ve kurak geçiyor. Bilim insanları küresel ısınmanın sonucu olarak ileriki yıllarda durumun daha çok sıkıntılı olacağını vurguluyor. Su içmeden insan yaşayamaz, temiz kalamaz, tarım yapamaz kısacası susuz hayat asla devam edemez.
Yeraltı su kaynakları artan insan nüfusunun karşısında yetersiz kalmakta ayrıca tarım alanlarında gerçekleştirilen vahşi sulama yöntemleri temiz suyu yok olma noktasına getirmekte.
Aydın'ımız bir tarım kenti, geniş ovalarda binlerce dönüm tarla var, tarlalar mevsimine göre ekilen biçilen ürünlerin yanı sıra sebze bostanlarıyla dolu.
Ovada yapılan sulamanın büyük bölümü Büyük Menderes nehrinden yapılıyor, ayrıca ovanın sağ ve sol kanatlarında bulunan kanallar sularını barajdan temin ediyor. Bilinçli olarak yapılan damlama sistemiyle sulama tam olarak yaygın değil hala vahşi sulama ( tarlada, bahçede su arıklarına su verilmesi) yapılıyor. Vahşi sulama ile tarlalarını sulayan çiftçiler durumun vehametini bilemiyor olabilir. Son yıllarda özellikle Konya Ovası'nda yer alan pek çok alanda obruklar (enine ve derinlemesine oluşan büyük toprak göçükleri) meydana geliyor. İşte bu göçüklerin sebebi vahşi sulama yöntemi, bu yöntemle yeraltı suları boşaltılıyor ve o boşalan alanlar zamanla çökerek büyük obruklar oluşturuyor. Allah'a şükür henüz ilimizde böyle bir olay yaşanmadı ama bu yaşanmayacak anlamına da gelmez.
Aydın'ı çevreleyen yüksek dağlar olmadığı için yazın derelerden ve çaylardan akacak erimiş kar suları da yok. Kent nüfusu her geçen gün artmaya devam ediyor, bu durum her alanda olduğu gibi su tüketiminde de gelecek yıllarda yaşanması olası sıkıntıları beraberinde getirecek. Kış aylarında ilimizin barajlarında biriken suyu dikkatli bir şekilde tüketmeyi öğrenmemiz gerek. Otomobillerimizi köpürterek kapılarda sokak aralarında yıkamayalım, ev hanımları halı, kilim ve yolluk gibi eşyaları elde yıkamamalı ki tonlarca su heba olmasın.
SU SAVAŞLARI KAPIDA
Bilim adamları temiz su kaynaklarının neredeyse yok olma aşamasına geldiğini açıklıyor. Düzensiz ve bilinçsiz olarak yapılan su kullanımı yüzünden insanoğlunun olmazsa olmaz yaşam kaynağı su önümüzdeki yıllarda ulaşımı çok zor bir yola girecek. Siyaset dünyasının gizli kapılarının ardında ise daha tehlikeli senaryolar konuşuluyor, SU SAVAŞLARI…
Evet, önümüzdeki yıllar su hakkında çok şeylere gebe, bir damla su için çıkabilecek savaşları düşünmek bile ürkütücü ama görünen köy de kılavuz istemiyor. En yakın örneği ülkemizde yakın geçmiş yıllarda yaşandı, ülkemizden doğarak Irak ve Suriye'ye akan büyük nehirlerin kullanım hakkı bizim
olsa da doğal suyolu olarak o ülkelere doğru akışını sürdürüyorlar. Zamanın Suriye yönetimi haddini aşarak Türkiye'yi tehdit etmekten geri kalmamıştı. Yani o bir örnek teşkil ediyor, gelecekte ülkeler arasında yaşanabilecek su savaşlarının ayak seslerini oluşturmuştu.
Şimdi aklımızı başımıza toplamanın tam vaktidir, Aydın'da, Türkiye'de ve tüm dünyada su kaynaklarımızı elimizden geldiğince koruyalım, aşırı ve gereksiz kullanımlardan kaçınalım. Şimdi değerini önemsemediğimiz suyu yarın tabiri caizse mumla aramayalım.