Siyaset kelimesi Arapça kökenli olan seyis kelimesinden türemiştir. Seyis, Arapça at terbiyeciliği anlamına gelmektedir. Bunun sebebi vahşi olan atların ısıran, tepen, hırçın hayvanlar olması fakat evcilleştirilince "insanın en iyi dostu" unvanını alacak kadar yararlı bir hayvan haline gelebilmesidir. Siyaset de "toplumu dizayn etme sanatı" olarak toplumun işe yarar ve olabildiğince efektif yaşam odaklı olabilmesini sağlar. İslam siyaseti de insanın vahşi tarafının törpülemesi ve toplumda adaletin sağlanması ile ilgilidir. Toplum dizaynından kasıt asla insanları köleleştirmek, bazılarının yararı için çoğunluğun haklarının çiğnenmesi anlamına gelmemektedir. İslam siyaset düşüncesi bir üst kontrol mekanizması olan devlet kontrolünün muvaffakiyeti vaaz etmiştir. İslami siyaset düşüncesinde asıl olan toplumsal düzeyde adaleti sağlamaktır. Toplumun düzeninin sağlanması için birtakım ortak düzen unsurlarını sağlamak ve bu unsurları yazılı hale getirmektir. Hz. Muhammet bir hadisinde "kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin, eğer gücü yetmezse diliyle düzeltsin, eğer ona da gücü yetmezse kalbiyle ona derin üzüntü duysun" demiştir. Yani içsel olarak o kötülüğün sergilenmesinden dolayı sorumluluk hissetsin demiştir. Dolayısıyla devletin üst kademelerinde iş sahibi olanlar ve hatta genel olarak güç sahibi olan kişiler sorumluluk hissetmeli, yapılan kötülükleri sahip olduğu güç ile düzeltmek için çaba göstermelidir. İslami siyasi düşünce ile post modern ve modern sistemin bizlere söylediği din devleti kavramlarını birbirinden ayırmak gerekmektedir. Din devleti denince akla gelen orta çağ Avrupa'sındaki din görevlilerinin kralları yerinden edebildiği dönemlerin aksine İslam siyaseti düşüncesinin ardından gelenler şu anda olanın aksine daha seküler anlayışa sahip devletler olabilmişlerdir. İslam dini unsurları karşınızdakine dini anlatırken ve bu dini yayarken güç kullanmayı uygun bulmaz. Çünkü İslam'da "senin dinin sana, benim dinim bana" anlayışı vardır. Güç, ancak ve ancak kamu düzenini bozma ve insanların özgür iradesinin gaspı gibi durumlarda kullanılabilir. Eskiden kut anlayışı vardı. Kut Tanrı veya tanrılar tarafından verilen güç anlamına gelmektedir. Orta çağ zamanında bazı kişilerin Tanrı veya tanrılar tarafından halkı yönetmesi için özel olarak görevlendirildiği gibi bir inanç süregelmişti. İslam siyaseti düşüncesinde eğer Allah size bir yetki veya görev veriyorsa sizinle birebir temas halinde olması gerekiyordur. Fakat İslam inancında doğrudan temas, peygamberler aracılığıyla dahi mümkün olmamıştır. Peygamberler Cebrail aracılığıyla iletişim kurmuşlardır. Bir tek Hz. Muhammet doğrudan temas halinde olma şerefine nail olmuştur. Bu da Miraç yoluylaydı ve bir anlıktı yani sürekli değildi. Sözün özü kut inancının İslami şartlarda yaşanması mümkün değildir. Allah ile birebir temasta bulunulamaz, İslam'a hizmet edildiği söylenebilir fakat bunun Allah adına yapıldığı söylenemez. Kut inancı saltanatların ve monarkların gücünü pekiştirmek için kullanılan bir yöntemdir. "Ben siyasetle ilgilenmem" anlayışı tamamen yanlıştır. Toplumu eğlenerek, eğlendirerek dizayn etmek de mümkündür. Ve bu tür bir politikaya TV8 örnek gösterilebilir. Toplumun paradigmalar içerisinde olduğu herhangi bir durum siyaset ve politika uygulanmadan icra edilemez, bu teorik veya pratik olarak mümkünatı olan bir durum değildir.