Ülke olarak 16 aydan bu yana salgın hastalıkla mücadele ediyoruz. Sokak kısıtlamalarıyla, uzak-tan eğitimle, maskeyle, mesafeyle geçen 16 ay…
Ocak ayından bu yana da ülkemizde aşılama faaliyetleri başladı ve tüm hızıyla sürüyor. 9 günlük bayram tatiliyle birlikte ülke çapında vaka sayılarının artış yönünde olduğunu biliyoruz. Önceki gün (27 Temmuz) itibarıyla yurt gene-lindeki vaka sayısı 19 binlerdeydi. Kısa sürede 5 binlerden 19 binlere yükselmemiz endişe veriyor.
***
9 günlük tatilde büyük kentlerden Anadolu'ya, tatil yörelerine adata akın oldu. Yurt dışında yaşayan Türkler de sınır kapılarında uzun kuy-ruklar oluşturdu. Kısacası milyonlarca insan bir yerden bir yere gitti. Bu süre zarfında maske ve mesafe başta olmak üzere salgınla mücadele kurallarına pek dikkat edildiğini söyleyemeyiz. En azından tatil yörelerinde bu böyleydi. Bir de bunun üzerine aşı olmayan nüfus eklenince vaka sayılarındaki artış kaçınılmaz oldu. Uzmanlar, her gün kitle iletişim araçları vasıtasıyla toplumu uyarıyor.
***
Ağustos ayının, sonbaharın zorlu geçeceğini, bu nedenle aşı olmayan herkesin aşı olması gerektiğini ifade ediyorlar. Topluma düşen, bilimin, uzmanların sesine kulak vermektir. Salgın, yeni varyasyonlarla tehlikeli boyutlara ulaşmışken, bu durum karşısında bile bilimin sesine kulak vermeyen, aşı olmamakta ısrar eden çevrelere diyecek söz bulamıyorum.
Aşı karşıtlığı, ülkemizin salgınla mücadele politikasına gölge düşürüyor. Salgının son bulma tarihini olabildiğince geciktiriyor. Oysaki aşı olmayanlar da aşılarını olsa toplumsal bağışıklık güçlenecek, salgından en az hasarı alarak bu süreci atlatacağız. Bu nedenle toplumun her bir ferdine büyük görev ve sorumluluk düşüyor.
***
Bu vesileyle buradan bir çağrı yapalım: lütfen, aşı olmayanlar bir an önce aşısını olsun. Rehavete kapılmadan, maske ve mesafe kuralına dikkat ederek zor günleri aşalım, düzlüğe çıkalım. İpin ucu tekrar kaçarsa işte o zaman daha büyük zorluk ve sıkıntılar bizi bekler. Buna izin vermeyelim.